1. YAZARLAR

  2. Serhat İncirli

  3. Yönetemiyorsunuz!
Serhat İncirli

Serhat İncirli

Yönetemiyorsunuz!

A+A-

Bir bir daha iki!
Yönetemiyorsunuz!
Yönetemediniz!

-*-*-

Tek yaptığınız iş “hamaset”…
Ve yalan!
Ve yalakalık!
Ve yine yalan!

-*-*-

Evet, Türkiye’den gelen yetkililer de sizden farklı değil!

-*-*-

Yönetemediğinizi biliyorlar, hatta çaldığınızı da biliyorlar; hatta ve hatta birlikte götürdüğünüz de ortada…
Cümleyi nasıl tamamlayacağımı da karıştırdım!

-*-*-

Evet!
Sene 1974!
Aylardan Temmuz!

-*-*-

Çok sıcak!
Her Temmuz gibi!

-*-*-

Ekmeğinize veya ekmeğimize bal süren EOKA B’nin kurukafaları!
Aptalca bir darbe!
Salakça bir Enosis hayali!
Ve Enosis diye darbe yapanların yol açtığı “Taksim!”…

-*-*-

Ve savaş kaybedenlerin bugün geldiği nokta!
Savaşı kazandığını iddia edenlerin geldiği nokta!
Aradaki fark uçurum!

-*-*-

Efendim ambargolar ve izolasyonlar altında eziliyoruz!
Geçin bu yalanı!
Ambargo varsa ki vardır; izolasyonlar varsa ki vardır; bunları kaldıramamanız – yok edememeniz de başarısızlıktır; yenilgidir; mağlubiyettir!

-*-*-

Efendim Dünya bizi tanımıyor!
Efendim Dünya Rumları destekliyor!

-*-*-

Dünya sizi tanımıyorsa, Dünya sizi desteklemiyorsa, bu da başarısızsınız demektir!

-*-*-

Elektrikte sınıfta kalmayı geçtim; hırsızlık yapıyorsunuz!
Türkiye’den iş birlikçilerinizle birlikte, Kıb – Tek’e, kaynağı – menşei – rafinerisi belirsiz; kalitesi muamma – fiyatı keyfi akaryakıt satıyorsunuz – alıyorsunuz ve apaçıktır kırışıyorsunuz!

-*-*-

Utanmıyorsunuz!
Utanmadığınız gibi; hiç çekinmeden, uğruna öleceğinizi söylediğiniz en değerli kutsalınız “bayrak”la bu pisliği örtme ahlaksızlığına yatmaktan çekinmiyorsunuz!

-*-*-

Geçtiğimiz gün Mardin Nusaybin’de Türk Bayrağı’na saldıran üç çapulcuya top yekun saldırdınız da aynı Bayrakla sürekli kir örten, rüşvet saklayanlara niye tepkisizsiniz?

-*-*-

Memlekette ne elektrik ne de su nüfusa yetiyor!
1974 sonrası en ciddi fiyasko nüfusta yaşandı!
Kabul etmiyorsunuz ve bir gün bu konunun başınıza çok büyük iş açabileceği gerçeğini hep öteliyorsunuz!

-*-*-

Ülkede ekonomi “kara”!
Vatandaşlık “gollifa”!

-*-*-

Sokaktaki insanların belki de yarıdan fazlası kaçak!
Kaçak değilse, bilinmeyen!
Bilinmeyen değilse, kontrol dışı!

-*-*-

Daha iki ay önce vatandaş yaptığınız adam, iki camideki yardım kutularını çalmış!
Ve sizde hareket yok!
Sizde buna tavır yok!

-*-*-

Neymiş, Avrupa Parlamentosu vekilleri, yetkilileri gelmiş da varillerin deliğinden Kuzey’e bakmış da; gelip bizi dinlememiş da…
İlk defa mı oluyor bu?

-*-*-

Gelip de kimle görüşecekler?
Sahte diplomalı vekilinizle mi, sahte diplomalı kadın kolları başkanınızla mı?

-*-*-

Gelip de sizinle ne görüşsünler?
“Rumların topraklarını aldık, çünkü bizi öldürüyorlardı” demenizi mi dinleyecekler?

-*-*-

Avrupa’nın aslında size çok iyi davrandığının bile farkında değilsiniz!

-*-*-

Mesela Avrupalı tüm yetkililer, Rusya’dan şikayetçi; “Ukrayna’ya girdi, toprak aldı” diye!
Size bilmem farkında mısınız ama bu konuda eleştiri bile getirenlerin sayısı sınırlı!
Öpün ve alnınıza koyun!
Dua edin ki size ayrıcalıklı davranıyorlar!

-*-*-

Çok ötelemeyin, yarın ne olacağı belli değil!
Mevcut yeni dünya düzeninde portakal kafalı delinin ne tür çılgınlıklar yapacağı tahmin edilemiyor!

-*-*-

Gelin, hamasetten ve hamasetle birlikte götürdüğünüz kişisel hırsızlık faaliyetlerinden kurtulalım!

-*-*-

Gelin, öyle ya da böyle, Rumları masaya çekmenin yollarını arayalım!

-*-*-

Haklıydık!
Tamam haklıydık ve 1974’te haklılığımızı askeri zaferle taçlandırdık da sonrası rezalet be canım!

-*-*-

Gelin olabilecek olanı isteyelim!

-*-*-

Bu düzen böyle gitmeyecek!
Bir sabah uyandığımızda, deli deli konuşan, abuk sabuk şeyler söyleyen portakal kafalı deliyi karşımızda bulmayalım!
İhtimal dahilinde mi?
Evet, ihtimal dahilindedir!
Bilmem anlatabildim mi?
 


Çelişki!

Kızım Londra’ya dönecek…
Larnaka’dan 25 Sterline bile bulduk!
Evet şartlar öyle, evet bizim de bu konuda “ucuz bilet çalışması” yaptığımız bir gerçek ama “gelin Kıbrıs sorununu çözelim, Dünya standartlarında bir havaalanımız var, mesela, çürütmeyelim” diyoruz anlatamıyoruz!

-*-*-

Neyse; Metehan – Kermiya – Aydemet geçiş noktasında bir kuyruk, en az bir buçuk saat bekleyeceğiz!

-*-*-

Her randevuya en az yarım saat; her uçuşa en az 4 saat erken gitme “rahatsızlığı” veya “saplantısı” hatta arkadaşlarım için “geri zekalılığı” olan benim için stres dolu anlar başladı demektir!

-*-*-

Ne yapıyoruz?
Pile’yi deneyelim!

-*-*-

Sürüyoruz!
Sohbet ede ede Pile’deyiz…
15 – 16 araç var; karşıdan araç gelmediği anda polis dışarı çıkıyor ve “buradan da geçebilirsiniz” dediği anda “kuyruk ihlali” ya da “Kıbrıslı kurnazlığı” ile ilk sırada buluyorum kendimi!

-*-*-

Ve geçiyoruz!
Tabii ki Pile’den geçtiğiniz anda, karşınızda koskocaman bir Union Jack yani Birleşik Krallık Bayrağı beliriyor!

-*-*-

İngiliz Egemen Üsler Polisi (SBA) kimliklerimize bakıyor… 
Kızım İngiliz Pasaportu uzatıyor ben Kıbrıs Cumhuriyeti kimliği…
Bilgisayar falan yok!
Elde bakıyor SBA kardeş!

-*-*-

Sigorta – seyrüsefer sormuyor!
“Hava alanına mı gidiyorsunuz?” diye soruyor; “sigara?” sorusunu da ekliyor; bagaja da bakıyor ve geçiyorsunuz!

-*-*-

Sonra başka polis yok!
Ne İngiliz, ne Rum!
Ne SBA!

-*-*-

Mağusa’daki 2.5 Mil ya da Akyar da aynı!
Oradan da KKTC’den Egemen Üsler Bölgesi topraklarına geçiyor, akabinde de tek bir barikat olmaksızın “ver elini Kıbrıs Cumhuriyeti!”

-*-*-

Peki, öteki kapılarda neden dakikalarca kimlik kontrolü var?
Neden mesela Aplıç veya Pirgo gibi noktalarda polisler dakikalarca her şeyi kontrol ediyor?

-*-*-

Madem ki, Pergama - Pile ve Akyar’dan “Kıbrıs Cumhuriyeti’ne tek bir kimlik ibraz etmeksizin geçip de Kıbrıs Cumhuriyeti topraklarına gidebiliyorsunuz; öteki kapılardaki yoğun kimlik kontrolü neticesinde yaşanan inanılmaz bekleme işkencesi ne iş?

-*-*-

Haa bu arada yazmamış olmamak için yazıyorum; Gönyeli’de bizim elektrik Perşembe günü sadece ben evdeyken üç kez kesildi!
Güney’de yıllardır çok istisnai durumlar dışında elektrik kesilmiyormuş!
Bayrak, vatan, anavatan edebiyatçılarına sevgilerimle!

tilkicik.jpg

Hava soğuk… Bu tilkiciğin fotoğrafını Kanlıköy Barajı yakınlarında, evlerin dibinde uzak bir mesafeden telefonla çektim… Güneşi beş on dakika da olsa bulmuş, kestiriyordu… Yaklaşmaya çalıştım, 3 saniyede kayboldu… Ama gördüğüme sevindim… Neden bilmem ama öyle… Fotoğrafı iyi olmasa da, paylaşmak istedim… Çok rahat uyuyordu, çok tatlı görünüyordu… Keşke rahatsız etmeseydim…

Bu yazı toplam 386 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar