Yaralanmışlıklar zinciri
Yalnızlık anlarında hissedilen iç ürpertisi, hayatla, başkalarıyla ne kadar güçlü bağlar kurmuş olursan ol bir kırılganlığın, tek başınalığın ayırdına vardığın o anlar; kendi belleğinle, sadece sana ait olan iç dünyanla baş başa olduğun, bazı suçluluk duyguları ile kıvrandığın, başına gelen adaletsizliklere isyan ederken kendi sakarlıklarını da sorguladığın o varoluş sıkıntıları başa çıkılmazdır kimi zaman. Belki de bu nedenle tek başına kalmaktan korkar, kendini kalabalıklara, iç sesini işitemeyeceği gürültülü ortamlara sürükler pek çok insan. Kimi insanlar kendi iç seslerini işitmemek için çok konuşurlar ya da bir saplantının peşine takılıp huzursuzluk veren bütün diğer şeyleri soldururlar.
Bir zamanlar aşkın bile böyle bir işlevi olduğunu düşünmüştüm. Acı veren bütün diğer şeyleri gölgeleyip hayatın merkezine tek başına oturabildiği, bir odak haline gelebildiği için. Aşk acısı çeken pek çok insanda gözlemlediğim hayat hikayelerinin bütün kederini bu duyguya yüklemeleri, bir insanı hayattaki bütün acılarının sorumlusu kılmaları, mucizevi kurtuluşu gerçekleştirmediği için onu suçlamaları.
Esas mucize iki insanın birbirine aynı yoğunlukla akması, hikayelerini, çocukluklarını şefkatle buluşturmasıdır belki de. Hollywood’un Yeşilçam’ın belirlediği bir aşk algısı olmuştur geçmiş kuşakların. Gerçekleşmesi çok zor bir özleme dönüşmüştür aşk. Adanmışlığın kendisi huzursuzluk veren iç dünyadan kaçma kendi yerine başkasına tabi olma girişimidir belki de. Kendi varlığına onay, taşımaya zorlandığı hikayesine eşlikçi arar insan. Duygusal güvenlik en temel ihtiyaçlardan biridir. Bir başkasını güçlü bir duyguyla sevmek ve bunun karşılık bulduğunu hissetmek için öncelikle kendini sevilmeye layık görmek gerek. Bazen karşı tarafın sevgisi inandırıcı gelmez bize. Sevilmeyi hak eden yanlarımızla ilgili değildir çünkü bu sevgi. Kendini seyrettiği ve onayladığı bir ayna da sunmuş olabiliriz bir narsiste. Bizi sevmekten çok bizim kendisini sevişimize, yüceltmemize bağlanmıştır hayranlıkla. Bazen de birisi yalnızlığına çare olarak seçmiştir bizi. Bizden çok kendisiyle, kendi duygusal, cinsel ihtiyaçlarıyla ilgilidir. En hazırda seçenek olduğumuz için kurmuştur bu ilişkiyi.
Birbirini çok seven çiftler gördüğümde burnumun direği sızlar ve bu sihirli formülü anlamaya çalışırım. Belki de çocuklukla ilgilidir bu, bir biçimde tamamlanmış, dengelenmiş bir ruhsal bütünlük gerekir gelecekte başarılı ilişkiler kurmak için. Sorunlu, örselenmiş çocukluklar taşırız pek çoğumuz, ötekilerle kurduğumuz ilişkiyi hayattaki ilk ötekimiz olan annemiz ve onunla ilintili babamız belirler.
Dünya belki de bir oranda yeterince ya da doğru sevilmemiş çocuklardan dolayı bu durumda. Faşizm, faşist kişilikler ve çocukluk üzerine araştırmalar vardır mutlaka; bulup okumak isterim bunları.
Kendi fiziksel ve ruhsal varlıklarımızla baş başayızdır yalnızlık anlarında. Bunları kabullenip hayattaki varoluşumuzu bir kutlamaya dönüştürmek de mümkün. Kutlama yaparken Truva halkının başına geleni de yaşayabiliriz elbette. İnsanın varlığının her türlü tehlikeye açık olduğunu bilmesi dehşet verici değil mi?
Başkalarını ezip geçmeye hazır hastalıklı kişiliklere kendini yeniden üretebilmek için ihtiyaç duyuyor sistemler. Kalp kırıklıkları başka kırıklar gibi görünür olsaydı bir sakatlar ordusu oluşurdu dünyada. Dünyaya huzurlu, sevecen çocuklar verenler belki de en önemli anti faşist militanlardır.
Acılar içinde kıvrananlar acı çektirmeye daha yatkındır diyebiliriz. Bir makalede işkenceciler yetiştirilirken uygulanması istenen yöntemlerin öncelikle onlar üzerlerinde denendiğini okumuştum.
Bir zamanlar her bireyin kendi psikolojik örgüsünün kurbanı olduğuna dair romantik psikolog bakışına sahiptim. Saray Otel’in altında Hazım Remzi’nin gazete ve dergi dağıtım dükkânı vardı. Hiç unutmuyorum kolejdeki son yıllarımda orada İngilizce bir psikoloji dergisi bulmuş ve yetersiz İngilizcem ile boşlukları doldurarak okumuştum. Sonuçta derin bir merhamet duymuştum kendime ve yanlışlarımın, sefil varlığımın sorumlusu olmadığım hissine kapılmıştım.
İnsan ne kadar yaralı olduğunu saptadığında başkalarını suçlamaya yöneliyor hemen. Kendini yaralayanların da ne kadar yaralı olduğunu bir yaralanmışlar zincirinin parçası olduğunu düşünmüyor. Çocuktum ve kendim için, çevremdeki diğer mutsuzlar için uzun uzun ağlamıştım. Hala o ağlayışın yankısı çınlar içimde.







