1. YAZARLAR

  2. Niyazi Kızılyürek

  3. Paralel Monologlardan Diyaloğa Geçmek Elzemdir!
Niyazi Kızılyürek

Niyazi Kızılyürek

Paralel Monologlardan Diyaloğa Geçmek Elzemdir!

A+A-

Öncelikle şunu söyleyeyim. Kıbrıslı Türklerin “Kıbrıs Sorunu” dünya ile buluşmaktır. Kıbrıslı Rumlarınki başkadır...

(Ortak bir Kıbrıs Sorunu vardır elbette, o da adada kalıcı barışa ulaşmaktır)

Kıbrıslı Türklerin onca zaman içinde çözülemeyen bu sorunu, mekan içinde büyük kayıplar yaşamasına yol açıyor.

Kıbrıslı Türklerin zaman ile ilişkileri ters orantılıdır ve zaman azılı bir düşman gibi varlıklarına saldırmaktadır.

Bu yüzden, paralel monologlar yapmaktan bir an önce kurtulmak ve diyalog kapısını açmak gerekiyor.

Kıbrıs’ta diyalog kapısı esas itibarıyla 2017 yılında kapandı. Berlin buluşmasında (2019) bir hareketlenme ve bazı ilerlemeler oduysa da, gerçek şudur ki, Mustafa Akıncı’nın tarihi çağrısına kulak tıkayan Nikos Anastasiadis, Guterres Çerçevesini stratejik bir anlaşma olarak imzalamayı reddettiğinden beri (2018) taraflar arasında esaslı bir diyalog kurulmadı.

Crans Montana’ya giden uzun müzakere sürecinde ve Crans Montana konferansında elde edilen yakınlaşmalarla Guterres Çerçevesi unutturulmak istendi.

Önce Anastasiadis Guterres Çerçevesinden kurtulmak için manevra yaptı ve Türkiye’ye “iki devletli” çözüm konuşmaya hazır olduğu mesajını verdi. Ardından da Türk tarafı Guterres Çerçevesine sırtını döndü.

Oysa Crans Montana’da varılan noktaya bir günde gelinmemişti. Talat-Hristofyas, Eroğlu-Anastasiadis ve Akıncı-Anastasiadis arasında sürdürülen çetin müzakereler sonucunda elde edilen yakınlaşmalardan oluşan bir müktesebat söz konusuydu. Guterres Çerçevesi de bu müktesebat temelinde hazırlanmıştı ve altı başlığa sığdırılan konuların nasıl çözüleceğine işaret ediyordu.

Yukarıda da belirtiğim gibi, Çerçeveyi önce Kıbrıs Rum tarafı inkar ve reddetti. Ardından da Türkiye ve Ersin Tatar...

Kıbrıs Rum tarafı siyasi eşitlik ve dönüşümlü başkanlık konusunda geri adım atarken, Türk tarafı eski bir tez olan ve önce Denktaş tarafından gündeme getirilen iki-devletli çözümden söz etmeye başladı.

Böylece, diyalog kapısı kapandı ve paralel monologlar başladı!

Yeni Liderden Beklentiler

Ersin Tatar döneminde Kıbrıs Türk toplumu çok zaman kaybetti. Bu yüzden, yeni seçilen Kıbrıslı Türk liderden beklenen, kaybedilen zamanı telafi etmek ve diyalog/müzakere kapısını açmaktır. Tufan Erhürman haklı olarak sonuç alıcı bir müzakere süreci başlatmak istiyor. Fakat, ortaya koyduğu “metodolojide” yer alan bazı ilkeler Kıbrıs Sorununun çözümüne yönelik özlü görüşmelerin başlamasını zorlaştırıyor ve bu durum Nikos Hristodoulidis’e yarıyor.

İç politikada eli zayıflayan ve “Video-Gate” skandalı ile zor duruma düşen Nikos Hristodoulidis ortaya çözüm iradesi koymadan ve iradesi sınanmadan, “BM Kararlarında öngörüldüğü gibi federal devlet zemininde çözüm istiyorum” diyor.

Hatta, geçtiğimiz günlerde ilk defa Guterres Çerçevesi temelinde müzakereye hazır olduğunu bile söyleyebildi. 5 Şubat 2026 tarihinde yaptığı Halka Sesleniş konuşmasında Guterres Çerçevesi zemininde müzakere etmekten bahsetti.

Kısacası, kendisini rahat hissediyor!

Oysa, herkes biliyor ki, Hristodoulidis içeride zor durumdadır. Kendisini destekleyen üç parti çok ciddi kan kaybına uğramıştır. DİKO oylarını yarı yarıya kaybederken, EDEK ve DİPA seçim barajının altında kalarak Temsilciler Meclisi’nin dışında kalmak üzeredirler. Üstelik, bu partilerden DİKO ve EDEK Guterres Çeçevesinin adını bile duymak istemezler. Hristodoulidis’in bir süreden beri  desteğini sağlamaya çalıştığı ELAM ise bırakın federal çözümü, Zürih-Londra anlaşmalarını bile kabul etmiyor.

Buna rağmen, Hristodoulidis çözüm iradesinden yoksun olduğunu kamufle etmeyi başarabiliyor.

Statükoya Dönülemez İlkesi ve Dönüşümlü Başkanlık Önkoşulu Gözden Geçirilmelidir

Kıbrıslı Türkler Ersin Tatar’ın karşılığı olmayan söylemleriyle uzun ve kıymetli bir zaman dilimi kaybettikten sonra, toplumun gözünde çözüm iradesini simgeleyen Tufan Erhürman’ı liderlik koltuğuna seçerken, başka şeyler yanında, Kıbrıs Sorununda ilerleme görmek istiyorlar.    

Fakat, Erhürman’ın ileri sürdüğü “metodolojide” yer alan iki nokta vardır ki, kanımca yeniden gözden geçirilmelidirler. Dördüncü maddede ifade edilen, müzakerelerin Kıbrıslı Rumlar yüzünden başarısız olması durumunda statükoya dönelmeyeceği görüşü, geleneksel müzakere yöntemleri bakımından kabul edilir değildir. Hiçbir müzakereci olumsuz sonuçlanacak bir müzakere sonunda neler kaybedeceğini önceden kabul etmez! Üstelik, neler istendiği konusunda ortada hiçbir somut fikir yokken...

İkinci nokta ise “metodolojinin” birinci maddesinde dönüşümlü başkanlık konusunda dile getirilen görüştür.

Dönüşümlü başkanlık her zaman daha geniş bir müzakere paketinin konusu olagelmiştir. Bu yüzden, dönüşümlü başkanlığı müzakerelere başlamadan elde etmekte ısrar etmek doğru bir yöntem değildir.

Erhürman bu ısrarına gerekçe olarak Nikos Anastasiadis’in Cran Montana’da “I categorically reject the presidential rotation” (“Ben dönüşümlü başkanlığa kategorik olarak reddediyorum”) dediğini ileri sürüyor. Bu tam olarak doğru değildir, eksik bir saptamadır.

Nikos Anastasiadis gerçekten böyle bir açıklama yapmıştır. Hatta, bu görüşünü yazılı olarak bildirmiştir. Fakat, daha sonra dönüşümlü başkanlığı kabul ettiğini Crans Montana’da yine yazılı bir metinle ortaya koymuştur.

Nitekim bunu bizzat Mustafa Akıncı dile getirmiştir. 2 Mayıs 2018 tarihinde TAK ve BRT muhabirlerinin sorularını yanıtlayan Akıncı, Kıbrıs Rum tarafının dönüşümlü başkanlık konusunda “Crans Montana’da önce “ret” tavrı geliştirdiğini ve “Kıbrıslı Türklerin eşitliğini zaten sağlamıştık, dönüşümlü başkanlığa gerek yoktur, buna ilkesel olarak karşıyız” diye yazılı cevap verdiğini söyledi ama “müzakerelerin sonuna doğru, dönüşümlü başkanlığı kabul edebileceğini ifade ettiğini belirtti.

Akıncı, ayrıca, Kıbrıs Rum tarafının Eş Başkanların ‘Single Ticket’ denilen tek oy pusulasıyla seçilmelerini önerdiğini de söyledi.

Nikos Anastasiadis’in bu konuda samimi olmadığını ve manevra yaptığını elbette herkes biliyor. Fakat, dönüşümlü başkanlığı başka konulardaki pazarlığa tabi tuttuğu da bir gerçektir.  

Al-Ver Olmadan Dönüşümlü Başkanlık Olmaz

Guterres Çerçevesinde dönüşümü başkanlık hiçbir yanlış anlaşılmaya yer bırakmayacak açıklıkta yer almaktadır. Çerçevede 2:1 oranında dönüşümlü başkanlıktan söz ediliyor.

Fakat, Guterres Çerçevesi siyasi eşitlik ve dönüşümlü başkanlık konusunda Türk tarafının isteklerini karşılarken, Garantiler ve Toprak konusunda Kıbrıslı Rumların taleplerini dikkate alıyor. Tek yanlı müdahale hakkının sürdürülebilir olmadığını özellikle vurguluyor. Yani, söz konusu Çerçevede tarafların talepleri karşılıklı al-ver esasına göre düzenleniyor. Örneğin, Kıbrıslı Türkler dönüşümlü başkanlığı elde ederken, Toprak ve Garantiler konusunda Kıbrıslı Rumların taleplerinin dikkate alınması öneriliyor.

Açıkçası, diğer müzakere konularında tavrınızı ortaya koymadan, hele müzakerelere başlamadan dönüşümlü başkanlığı talep etmek, kabul gören bir yaklaşım değildir.

Demokratik Meşruiyet Sorunu

Dönüşümlü başkanlıkla ilgili diğer bir önemli nokta da Eş-Başkanların nasıl seçileceğidir. Türk tarafı geçmişte başkanların tek oy pusulasıyla değil, iki toplum tarafından ayrı ayrı seçilmesini savunuyordu.

Fakat, sadece Kıbrıslı Türklerin %51 oyuyla seçilen ve dönüşümlü başkanlık uygulamasıyla başkanlık koltuğuna oturan Kıbrıslı Türk, toplam nüfusun yaklaşık olarak %10’nu temsil eder. Bu da ortaya ciddi bir demokratik meşruiyet sorunu çıkarır.

Dönüşümlü Başkanlıkta ısrar ederken demokratik meşruiyet sorununa da çözüm bulmak gerekecektir. Bu konuda Talat ile Hristofyas arasında sağlanan görüş birliği her ne kadar kayıt altına alınmamışsa da, çok iyi bir formül olarak yeniden gündeme getirilebilir.

İki lider Eş Başkanların çapraz ve ağırlıklı oy sistemiyle bütün yurttaşlar tarafından seçilmesi konusunda uzlaşmışlardı. Bu uzlaşmaya göre, Kıbrıslı Rum seçmenlerin ağırlığı, Kıbrıslı Türk seçmenlerin ağırlığıyla eşitleniyordu ve %20 ile sınırlandırılıyordu. Yani, yaklaşık olarak dört Kıbrıslı Rum seçmenin oyunun ağırlığı bir Kıbrıslı Türk’ün oyuna tekabül ediyordu. Böylece, nüfus farkı gözetmeksizin başkanların seçilmesine iki toplumun da eşit ağırlıkta katılması sağlanıyordu.

Daha Fazla Zaman Kaybına Hayır!

Kim ne derse desin, Kıbrıslı Türklerin zamanla ilişkisi ters orantılıdır. Müzakere yapılmadan akıp giden zamanın Kıbrıslı Türklere bir şey kazandırdığı görülmemiştir. Bir an önce monologdan diyaloga geçilmesi gerekiyor.

Bunun en kestirme yolu kuşkusuz Guterres Çerçevesinin kabul edilmesidir. Kıbrıslı Türk liderin bu yönde bir hamle yapması, örneğin Antonio Guterres’e bir mektup göndermesi fevkalade anlamlı olurdu.

Bu yapılamıyorsa, yukarıda işaret ettiğim noktalar gözetilerek ve al-ver ilkesine bağlı kalarak diyalog kapısı zorlanabilir. Böylece, Tufan Erhürman’ın seçim kampanyası esnasında söylediği gibi, Hristodoulidis ya çözüme yönelir, ya da maskesi düşürülür.

Kıbrıs Rum tarafı uluslararası toplumun kabul ettiği bir çözüme sırtını dönerse, o zaman Kıbrıslı Türklerin ne gibi kazanımlar elde edebileceği konuşulabilir. Öncesinde değil!

Unutulmamalıdır ki, Kıbrıs Türk toplumunun dünya ile buluşması her halükarda çözüm iradesi sergilemekten geçer...  

Bu yazı toplam 740 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar