Kıbrıs’ta saklanan ve kutlanan Temmuz çok!
Kıbrıs, 1878’de İngiltere’ye devredildiğinde Osmanlı idari yapısında vali değil, mutasarrıf tarafından yönetiliyordu…
-*-*-
Kıbrıs’ın Osmanlı dönemindeki son mutasarrıfı İsmail Hakkı Paşa’mıdır yoksa Ahmet Besim Paşa mıdır?
-*-*-
Kıbrıs, Osmanlı döneminin son yıllarında bir sancak olarak yönetildiği için, adanın yöneticisinin resmî unvanı vali değil, mutasarrıftı…
-*-*-
Kıbrıs, 1878’de İngiltere’ye devredilmeden önce İstanbul’a bağlı bir mutasarrıflıktı!
-*-*-
Dolayısıyla İsmail Hakkı Paşa ismi de Ahmet Besim Paşa ismi de tam doğru olmayabilir!
-*-*-
Yani Osmanlı’da o dönemde Kıbrıs’ı kimin yönettiği meselesi, bir miktar “kimin eli kimin cebinde”ydi!
Belli değildi!
-*-*-
Bazı kaynaklara göre İstanbul’daki sorumlu İsmail Hakkı Paşa; Ada’daki yönetici veya yetkili yönetici ise Ahmet Besim Paşa’dır!
-*-*-
Çok mu önemli?
-*-*-
Elbette değil ama 12 Temmuz 1878’de Ada İngilizlere devredildi…
-*-*-
Devreden Ahmet Besim Paşa, devralan ise Amiral John Hay’di…
-*-*-
Hatta bazı kaynaklarda, Ahmet Besim Paşa’nın 18 Temmuz’da gemiye binerek Ada’dan ayrıldığı ile ilgili resimler – fotoğraflar da vardır… Sayfamızdaki fotoğraf bu anı belgelemektedir…
-*-*-
Mutasarrıf nedir?
Mutasarrıf, Osmanlı Devleti’nde bir sancağın yöneticisine verilen unvandır…
Vali, mutasarrıfın üstüdür!
-*-*-
Kıbrıslı Kamil Paşa kimdir?
Kıbrıslı Kâmil Paşa, Kıbrıs’ın son Osmanlı mutasarrıfı değildir!
Bazen bu türden bilgiler de okuyabiliriz
-*-*-
Kıbrıslı Kâmil Paşa çok önemli bir şahsiyettir…
Lefkoşa doğumludur…
Osmanlı İmparatorluğu’nda 4 kez sadrazamlık yapmıştır…
-*-*-
1913’te Lefkoşa’da öldü ve Arap Ahmet Paşa Camii bahçesine gömüldü…
İngilizlere kiralamaya tanıktır ama İngiliz ilhakı ve İngilizlere “bağışlamaya” tanık değildir!
-*-*-
Yaşasaydı bunlar değişir miydi?
Bilemem!
-*-*-
Bu arada belirtelim; Kıbrıs, 1914’te İngiltere tarafından Osmanlı Devleti’ne danışılmadan, tek taraflı bir ilhak kararıyla İngiliz egemenliğine geçirildi; bu durum 1923 Lozan Antlaşması ile Türkiye tarafından hukuken tanındı…
-*-*-
Temmuz 1878’de Osmanlı Devleti, Kıbrıs’ın yönetimini Berlin Antlaşması sonrasında yapılan Kıbrıs Konvansiyonu ile İngiltere’ye bıraktı. Kıbrıs hukuken Osmanlı toprağı olarak kalmaya devam etti; İngiltere adayı fiilen yönetti.
-*-*-
5 Kasım 1914’te Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı’nda İngiltere’nin karşısında savaşa girince İngiltere, Kıbrıs’ı tek taraflı olarak ilhak ettiğini ilan etti.
-*-*-
Temmuz 1923’te Lozan Antlaşması’nın 20. maddesiyle “Türkiye”, İngiltere’nin Kıbrıs üzerindeki ilhakını hukuken tanıdı.
-*-*-
Aslında son cümlede bir yanlış var gibi…
Çünkü Temmuz 1923’te henüz Türkiye Cumhuriyeti ilan edilmemişti…
Lozan Anlaşması’nı – aynı yılın 23 Nisan günü ilan edilen “TBMM”nin yetkilendirdiği “Yöneticiler” imzaladı…
-*-*-
Lozan Anlaşması ile birlikte, Osmanlı veya TBMM ya da 3 ay kadar sonra ilan edilecek Türkiye Cumhuriyeti; Kıbrıs’taki tüm haklarını İngilizlere “bağışlamış” oldu!
-*-*-
Aynı İngilizler’in üstün çabaları ve “böl – yönet” denge planları ile Türkiye’nin Ada’ya “resmen” çekilmesi 1950’lerden sonra başlar…
-*-*-
Kıbrıslı Türklerin neredeyse tamamına yakınının Dünya’dan haberi yokken ve dominant nüfus veya dominant toplum olan Rum toplumu içerisinde doğal bir şekilde eriyip kaybolmaları mutlakken, İngilizler, “brüyooo, Kıbrıslı Türkler uyanın, Rumlar Yunanistan’ı Ada’ya getirmek veya Ada’yı Yunanistan’a götürmek için uğraşıyor, siz de Türkiye’yi çekin!” demeseydi, buna izin vermeseydi, hatta bunu teşvik – tahrik ve finanse etmeseydi; bugün Tahsin Ertuğruloğlu’nun adı en iyi ihtimalle Tahsinis Ertogruloglu olacak; “g” harfleri üzerine işaretçik koyup da “yumuşak g” okunuşu olmayacaktı!
-*-*-
Ersin Tatar’ın adı çok yüksek bir olasılıkla Ersinis Tataridis’ti!
-*-*-
Haa benim adım mı?
Serhat İncirli oldu da ne oldu?
İngiliz vatandaşıyım, pasaportumda soyadım “İncirli!”…
Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşıyım, aynı soyadı “İndjirli!”…
-*-*-
Kısacası, sevgili Türk milliyetçisi Kıbrıslı ve Türkiyeli kardeşler; kabul edin ki TMT ile ilgili olarak yazılan kitaplardan birine isim olan “Aslında hiç kimse uyumuyordu” iddiası, doğru bir iddia değildir; İngiliz tabii ki kendi çıkarı için “uyandırmamış” olsaydı, Kıbrıslı Türk ahalisi – cemaati – kesinlikle uyur vaziyetteydi!
-*-*-
İngiliz, Enosis isteyen ve kendisine karşı ayaklanan Rumları bastırmak – dizginlemek için Türkleri çatır çatır kullandı!
-*-*-
Karşılığında onlara “Türk milliyetçiliği” hediye etti!
-*-*-
Oysa İngiliz bunu yapmamış olsaydı, 1940’larda, 50’lerde, kaç tane Kıbrıslı Kamil Paşa seviyesinde, kaç tane gazete okuyan, kaç tane Türkçe okuyup yazabilen “Kıbrıslı Türk” vardı?
-*-*-
Lefkoşa, Larnaka, Limasol, Baf, Lefke ve çok az da Girne’deki üç beş “tahsilli efendi” dışında, kimin “Taksim”
diye bir olaydan haberi olacaktı?
-*-*-
Kim, Türkçe’yi, Elence’den daha iyi konuşacaktı?
-*-*-
Kısacası; evet İngiltere önce kendi g.tünü sonra da NATO’nun çıkarlarını korumak adına Kıbrıs’ı ikiye bölmeyi başardı; ikiye böldüklerini birbirine kırdırmayı da mükemmel bir şekilde yoluna koydu; 1960’a gelirken de Türkiye’yi resmi veya organik bağla Ada’ya bağlamış oldu!
-*-*-
Sovyet düşmanlığı adına, Amerika da kesinlikle yanındaydı!
-*-*-
Şimdi yeni bir eşikteyiz!
-*-*-
Yukarıdaki yazıda gördüğünüz gibi; “Temmuz” kelimesi çok yoğun…
-*-*-
Mesela bugün 20 Temmuz!
-*-*-
Bir yanda acı, öte yanda zafer!
-*-*-
Peki kimin zaferi?
-*-*-
Bugün Ada’daki bölünmüş pozisyonları değerlendirirsek, zafer kazanıp kutlama yapması gereken sizce hangi taraf olmalı?
-*-*-
Ben, kendi adıma cevap vereyim, 20 Temmuz’u asıl kutlaması gerekenler elbette vardır…
En başta İngilizler ve Türkiye…
Sonra Amerika…
Sonra 1974 sonrası düzenden nemalananlar…
-*-*-
Ben kutlamıyorum!
Hatta buyurun değerli milliyetçi hayranlarım, Facebook paylaşımımın altı sizi bekliyor, saldırın ama açıkça söylüyorum; “20 Temmuz, bugün içinde olduğumuz durum veya pozisyon için yaşanmışsa, lanet olsun!”…
-*-*-
Haaa, 20 Temmuz olmasaydı, Rumlar bizi öldürecek miydi?
Sorry be refikler ama şu anda toplumsal anlamda varlığımız mı kaldı?
-*-*-
Ne demiştik?
Kim kazandı?
İngiliz ve Türkiye kazandı!
Onar kutlasın!
Zaten öyle de yapıyorlar!
-*-*-
Efendim, şikayetim var mı?
Yoktur!
Kutlasınlar tabii ki!
Ama benim kutlayacak bir şeyim yok!
-*-*-
En azından yıllardır söylerim, Girne Kalesi’ni bana verin, ben de kutlayayım!
Bu arada not: Kalenin ilk mülk sahibi, dedemin, dedesinin, dedesinin, dedesi olan Fransız kökenli Les Figues ailesinden, Chevalier (Şövalye) Frontière Les Figues’tir…
-*-*-
Figues, incir demekmiş…
Frontière de Serhat!
Bu damı gol değil Sayın Fikri Ataoğlu!
Kale benimdir, lütfen veriniz! Hakkımı yemeyiniz!

Kıbrıs’ın Osmanlı yönetimindeki son “yetkili kişisi” olarak kabul edilen isimlerinden Ahmet Besim Paşa’nın 18 Temmuz 1878’de Ada’dan ayrıldığını gösteren fotoğraf… İlk kez gördüm… Yapay zeka ile hazırlanmış olma ihtimali de var… 1878 Temmuz’unda gidişi resmediyor; 96 sene sonra yine bir Temmuz sabahı da “bu gidişin dönüşü” olacak tabii ki… Hatta 1960’ta da dönüş olduğunu kabul edebiliriz…






