Tayfun Çağra

Tayfun Çağra

Invalid

A+A-

Kamuya mal olmuş kişiler AİHM’ne göre daha geniş eleştiriye açıktır.
AİHM’e göre bu kişiler, toplumda rol üstlendikleri için kamu denetimine daha fazla katlanmak zorundadır. Bu nedenle basın, kamu yararı bulunan konularda (örneğin bir suç isnadı) bu kişiler hakkında daha geniş şekilde haber yapabilir.

Suç isnadı varsa “kamu yararı” kritik unsur
Eğer bir kişi hakkında suç işlediği yönünde ciddi bir iddia varsa ve bu konu toplumu ilgilendiriyorsa, basının;

  • ismi açıklaması
  • fotoğraf yayımlaması
    genellikle ifade ve basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilir.

Ama burada önemli şartlar vardır;

Masumiyet karinesi korunmalı
AİHM, masumiyet karinesi ilkesine büyük önem verir.
Basın;

  • kişiyi “suçlu” gibi sunamaz
  • kesinlik içeren dil kullanamaz
  • yargı sonucu kesinleşmeden hüküm veremez

Yani haber yapılabilir, ama “iddia”, “şüphe”, “soruşturma kapsamında” gibi ifadelerle verilmelidir.

***

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin konuyla ilgili ne söylediğini yazarak girdim konuya…

AİHM, açıkça diyor ki “kamuya mal olmuş kişilerin açık isimleri ve fotoğrafları verilebilir.” Ancak, bunlar verilirken, eğer suç kesin değilse ‘iddia’ olarak verilmesi doğrudur. Bu kişilerin üstlendikleri rol nedeniyle denetime daha fazla katlanmaları gerektiğini de açıkça belirtiyor AİHM.

Barolar Birliğimiz ve ilgili değişiklik Meclis Komitesi’nden oy birliğiyle geçerken vekillerimiz, acaba AİHM’nin basın ve kamu görevlileri hakkındaki bu maddelerinden haberleri var mıydı?

Aslında öğrendiğimize göre haberleri olmasa bile ilgili komiteye kendi çabalarıyla katılan Basın-Sen temsilcileri bu maddeleri hatırlatmışlar ama ne vekiller ne de Barolar Birliği AİHM’yi dikkate almamışlar.

Oysa ki özellikle vekillerimiz ve özellikle muhalefet vekillerimiz sürekli olarak usulsüzlük ve insan haklarına aykırı uygulamalar karşısında AİHM kararlarını hatırlatıyorlar. Şimdi ne oldu da bu maddeler görülmez oldular!

***

Anlaşılıyor ki UBP-YDP-DP hükümeti seçimler yaklaşırken haklarındaki rüşvet, sahte diploma, usulsüzlük, yolsuzluk gibi ortaya çıkan haberlerin yapılmaması için basın mensuplarına ‘masumiyet karinesi’ne sığınarak hapis cezası verilmesine kadar varan bir yasa değişikliğine muhalefeti de yanlarına çekerek imza attı.

Muhalefet derken elbette ki CTP’den söz ediyoruz çünkü komitelerde UBP ve CTP vekillerinden başka partiye mensup vekil yok. Umarım CTP, yapılan hatadan dolayı çıkıp bir mazeret sunar, “olmaması gerekirdi, yanıldık” gibi şeyler söyler de bu süreçte bir yara almaz. Ben bunları yazarken CTP’den bir açıklama geldi ve “Basın özgürlüğü mücadelemiz tarihimiz kadar köklüdür, yeni dönemde gerekli düzenlemeler yapılacaktır” dedi.

Ayrıca komitede ‘evet’ derken “birbirine bağlı olması nedeniyle 7 yasayı olumlu değerlendirmesi” gerektiğini belirtti CTP ancak basına hapis cezası getiren maddeyle ilgili yeterli çabayı göstermediği ve ilgili örgütlerden gerekli yardımı da istemediği anlaşılıyor.

***

Bu değişiklikle kamu görevlileri ve siyasilerle ilgili bir haber yapıldığında artık açık isim yazılmayacak, fotoğraf yayınlanmayacak deniyor. Yani, “X Bakanlığın Müsteşarı” yazılmasına izin veriliyor. Peki açık isim yazılmasa bile bu “X Bakanlığın Müsteşarı”nın kim olduğu belli olmayacak mı? Böyle de bir komiklik aslında.

Sonuçta, basını korkutmak, susturmak için yapılan bir değişiklik ancak basın örgütlerinin de, gazetecilerin de dediği gibi böyle bir yasa değişikliğine uymayacağımızı, bu değişikliğin ‘hükümsüz’ olduğunu belirtmek isterim. Evet, ‘masumiyet karinesi’ vardır, sıradan insanların bu korumaya ihtiyaçları olduğu doğrudur ama sözü edilen kamuya mal olmuş kişiler ve siyasiler denetime maruz oldukları için bu masumiyet karinesine sığınmak istemeleri ve basını susturarak denetimden kaçmaları mümkün olamaz.

Ve evet, sosyal medyada ve bazı dijital yayınlarda etik dışı haberler ve henüz suçu kanıtlanmamış kişilere suçlu muamelesi yapan haberler yayınlanıyor maalesef… Ancak bu yayınlar bahane edilerek etik kurallar çerçevesinde yayınlarını sürdüren basın ve yayın kurumları ve gerçek gazetecileri susturmaya çalışmanın anlaşılır ve kabul edilebilir bir yanı da yoktur.

Bu girişim, seçim öncesi süreçte rüşvet, yolsuzluk, sahte diploma gibi haberlerin önlenmesine yönelik bir çabadan öteye gidemez.

***

Umarım Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, hatırlattığı Anayasal hakları çerçevesinde konuya müdahil olur ve bir yanlıştan daha dönülebilir. 

Bu yazı toplam 223 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar