1. YAZARLAR

  2. Cenk Mutluyakalı

  3. İnsanlığın bir sonraki sürümü
Cenk Mutluyakalı

Cenk Mutluyakalı

İnsanlığın bir sonraki sürümü

A+A-

Lefkoşa’nın kalbinde, eski bir konağın koridorlarında alışılmadık bir hareketlilik var.

Yüzden fazla insan, ki büyük çoğunluğu gençler, yirmi dakikada bir çalan zilin ardından telaşla bir odadan diğerine taşınıyor.

Bu hareketlilik tiyatro izlemek için…
Bir kez daha altını çizmek istiyorum: Çoğunluğu gençler
Umut verici…
Yenilikçi, yaratıcı, estetik projeler varsa gençlerin ilgisi çekilebiliyor.
Bir de üretim sürecinin içerisinde gençler varsa...

***
Naci Talat Vakfı’ndaki “KISSA” oyunundan söz ediyorum. So Kolektif, üçüncü kez farklı bir deneyim yaşatıyor yüzlerce insana… Dört oyun aynı anda, aynı gece oynanıyor… 20 dakikalık oyunlar. Her oyunun sonunda zil çalıyor ve seyirci yer değiştiriyor. Düdükle birlikte yeni bir hikâye anlatılıyor.

Bu kez ana fikir “gelecek”

İnsanla makinenin sınırlarının eridiği, yalnızlığın kalabalıklar içinde derinleştiği, düşünmenin yerini kodların aldığı bir zaman… Ne kadar "yapay" ne kadar "gerçek" anlamak zor...

Bu dijital kıyametin ortasında insanın en ilkel zaafları sarsılmıyor...
Yine kibir, bencillik, hırs...
Güncellenmeyen tek yazılım belki de insanın kendisi...

***
Dört farklı oyunda son derece yaratıcı metinler, yenilikçi bir kurgu, nitelikli oyuncu performansları izledik.

Kimi anlarda konfor uğruna feda ettiğimiz özgürlüğümüze kederlendik, kimi anlarda eskimeyen sloganlarımıza gülümsedik.

Dört kısa oyun; Prodaddy, Zoltar, Pygmy ve Zenon, ortak bir soruyu haykırıyor aslında: 
Sahi, biz nereye gidiyoruz?

Ürküyoruz!
Bir zaman sonra ne kadar çocuk varsa laboratuvar ortamında mı üremiş olacak?
Ne olacak aile?
Ne olacak birey?
Ne olacak bu ülke?

Doğduğu yere bu kadar kafayı takan başka bir insan topluluğu var mı?
Kıbrıslı Zenon haklı belki de…

***
Pınar İnandım’ın ustalığıyla birleşen Şaziye Konaç metni, gecenin duygusal ve mizahi zirvesini oluşturdu. Pınar İnandım kendimize gülmemizi sağlayan aynayı yüzümüze ustalıkla tuttu. Gecenin en iyi performansıydı benim için…

İlk kez izlediğim Selsu Solman’ı da çok beğendim; özgün bir dili, tavrı, yüksek bir enerjisi var.

Genç yetenek Ayda Canova, geçen yıla göre sahnede çok daha kendine güvenliydi; hepimizi oyunun içine aldı.

Erdoğan Kavaz, tiyatromuzun fark yaratanlarından zaten… Salamis Şentuğ, Orhan Eskiköy ve Tutku Tuğyan; hem yazarlık hem de yönetmenlik tercihleriyle deneysel tiyatronun sınırlarını zorlayarak ortak bir anlatıya derinlik kattılar.

***
"KISSA", tiyatroyu o yüksek sahnelerden indirip bir evin oturma odasına, izleyicinin nefes mesafesine yerleştirdi. Belki de bu kadar çok sevilmesinin sebebi bu; bize 'izleyici' olduğumuzu unutturup, o anın içinde eriyen birer 'paydaş' olduğumuzu hatırlatması...

Gerçekle kurgunun, insanla robotun, son Kıbrıslı cüce hipopotam ile kimlik tartışmalarının birbirine karıştığı bu bulanık geçiş sürecinde So Kolektif hepimizi yeniden dürttü. Geleceği düşlerken bugünün politik ve eleştirel duruşundan taviz vermeyen bu ekip, tiyatronun yalnızca izlenen değil, içinde yaşanılan bir eylem olduğunu da bir kez daha kanıtladı.

Bakalım “insanlığın bir sonraki sürümü” bizi hangi odada karşılayacak?

[ KISSA, 13 Haziran'a kadar her cumartesi saat 20:00'de Naci Talat Vakfı'nda ]

kissa.jpegkissa-2.jpeg

Bu yazı toplam 290 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar