1. YAZARLAR

  2. Cenk Mutluyakalı

  3. İnşa edilmiş korkular
Cenk Mutluyakalı

Cenk Mutluyakalı

İnşa edilmiş korkular

A+A-

Adada kendimi en güvenli hissedeceğim tasarım "askersiz" bir gelecektir.
Sıfır asker!

Bana göre en büyük garanti de güvence de budur.

Biliyorum, çoğunluk öyle düşünmüyorum.
Elbette bunun sebepleri var.

Oysa...
Silahların olmadığı, barikatların kaldırıldığı ve elbette yer altı teşkilatlarının yeşermediği bir ortamda insan kendini gerçek anlamda "özgür" ve "güvende" hissedebilir.

***
Evet, toplumun çoğunluğu böyle düşünmüyor.
Siyasi aktörler de çoğunluğun duygusuna göre hareket ediyor...

Hep denir ya, "siyaset toplumu dönüştürme sanatıdır" diye...
Öyle olmuyor...
Çoğunluğun duygusu, kaygısı, talebi siyasetin yönünü çiziyor...

Siyasi partiler de kolektif korkuların, yerleşik kaygıların ve statükocu taleplerin etkisinde oluyorlar, ister istemez.
Bunun dışında kalanlar büyüyemiyor.

***
Özellikle toplumlar arası çatışmalara tanıklık eden savaş kuşağını anlayabilirim.

Fakat sorun sadece yaşanmışlıklar değil; yeni nesiller de resmi tarih ve devlet destekli eğitim sisteminin birer ürünü olarak yetişiyor. 

Toplumsal bilinç, "askersiz bir ada" talebini bir özgürlük değil, bir tehdit olarak algılıyor. 

Kimi "canını korumak" için istiyor askeri...
Kimi statükoyu...
"Garantörlük" de aynı.

***
Siyasi liderler toplumun tümünü temsil eder...  O nedenle bir gazeteci olarak benim sorumluluğum ile bir siyasi aktörün pozisyonu eş olamaz. 

Misal "dönüşümlü başkanlık" da bana çok anlamlı gelmez... En önemli mesele başkanın "Kıbrıslı Türk" ya da "Kıbrıslı Rum" olması değil ki...

Bir liderin liyakati, adalet duygusu, yurtseverliği ve haysiyeti onun etnik kökeninden bağımsızdır.

Yurtsever, sorumlu, duyarlı, haysiyetli, eşitlikçi olmasıdır mesele... Çünkü yönetim kabiliyeti ve etik duruş genetik bir miras değil, demokratik bir tercihtir.

Derdimi çok daha iyi anlatmak için açık açık örnek vereceğim; başkan "Üstel mi olmalı, Stefanos mu" deseniz...
Stefanos'u seçerim...
 

Peki, bir Kıbrıslı Rum ilerici, benzer yaklaşımla "Nikos mu Tufan mı" deseler, "Elbette Tufan Erhürman" der mi?
Bundan emin değilim...

Böylesi seçimler, bugünün Kıbrıs'ında hem Kıbrıslı Türk hem de Kıbrıslı Rum çoğunluk açısından muhtemelen "köken"e yoğunlaşır önce...

***
Bilirim bu düşünceler "" kabul edilir ya da fazla "romantik."

Çünkü Kıbrıs'a dair toplumsal bilinç hep "ne kadar ayrı o kadar iyi" üzerine örülmüştür. Halbuki, bu ülke yarılmışsa, yaralanmışsa, bölünmüşse böylesi düşünmektir sebebi...

Bu tabloda, yeni bir seneden mucizevi çözümler beklemek gerçekçi olmayabilir. Ancak tabuları azar azar yıkabilir, taraflar arasında sahici bir yakınlaşma sağlayabilirsek bu bile büyük bir başarıdır. 

Benim dünyamda güvenliğin anahtarı; garantörlük veya asker değil, "fırsat eşitliği ve eşit yurttaşlık"tır. Gelecek belirsizliğinin ortadan kalktığı, yaşam kalitesinin yükseldiği bir düzen, bir ordudan daha koruyucudur.

Kim bilir, bir gün, böyle düşünen çok insan oluruz. 

Bu yazı toplam 2106 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar