Hakim Teams: Adaletin, Mücadelenin ve Umudun Kısa Hikâyesi
Bir süredir aynı cümleyi durmadan duyuyoruz.
"Bu ülkeden hiçbir şey olmaz."
"Gençler zaten gidiyor."
"Kimsenin artık mücadele edecek gücü kalmadı."
Toplumsal özgüvenimizi yavaş yavaş kaybediyoruz. En tehlikelisi de bu belki. Çünkü bu toplum önce kendine olan inancını kaybediyor, sonra geleceğini.
Pazar akşamı Mağusa'da, Rauf Raif Denktaş Kültür ve Kongre Sarayı'nda gerçekleşen Hakim Teams Gala Gecesi, bana bunun tam tersini gösterdi.
‘HAKİM’, senaryosu, yönetmenliği ve oyunculuğu Su Elyeli tarafından üstlenilen; kameramanlığı, editörlüğü ve oyunculuğu Pembe Çobanoğlu tarafından yapılan gençlerin ortak emeğiyle ortaya çıkan bir kısa film. Oyuncu kadrosunda ayrıca Neyir Karabardak, Vehibe Arkar, Melisa Naz Özdamar, Nevin Fenercioğlu, Kaan Aksu, İlke Giritli, Berke Giritli ve Ertan Kasap yer alıyor.
Henüz çoğumuzun "çocuk" diyeceği yaşlarda on genç. Ama söyledikleri, ortaya koydukları emek ve sahip oldukları özgüven, birçok yetişkinin cesaretinden çok daha büyüktü.
Filmin merkezinde adalet vardı. Hak ihlalleri vardı. Bir hakkın peşinden vazgeçmeden gitmek vardı. Ama beni en çok etkileyen yalnızca filmin kendisi değildi. Gösterim öncesinde yaptıkları konuşmalardı.
Bu süreçte pek çok zorlukla baş etmek zorunda kaldıklarından bahsettiler.
Memlekette üretmenin ne kadar güç olduğunu söylediler.
Engelleri.
İmkânsızlıkları.
Bazen destek bulamamayı.
Bütün bunların sadece kendilerine ait olmadığını, aslında bu adanın ortak sorunu olduğunu da biliyorlar. Fakat hiçbirinin cümlesi şikâyetle bitmedi.
Hepsi aynı yere vardı: Bir amaç etrafında birleşilirse, dayanışma kurulursa ve vazgeçilmezse sonuç alınabilir.
İşte uzun zamandır özlediğim cümle buydu. Çünkü biz yetişkinler, çoğu zaman umutsuzluğu birbirimize bulaştırıyoruz. Onlar ise umudu birbirlerine bulaştırıyor.
***
Filmi izlerken aklımdan bir an olsun çıkmayan başka bir şey daha vardı: Mağusa ve Şampiyon Melekler. Konuşmalarındaki o vazgeçmeme ısrarı, bana bu şehirde süregelen başka bir mücadeleyi hatırlattı.
Adıyaman'da kaybettikleri evlatlarının ardından "unutmayacağız" diyerek ayağa kalkan aileler. Bitmeyen dava. Hakikatin peşinden koşmaktan vazgeçmeyen insanlar.
Film tabi ki bu konu ile alakalı değildi. Ama kısa filmin çekilip gösterildiği şehir, yaşanan acılar ve verilen mücadele ister istemez o hikâyeyi de salona taşıyordu.
Bir kez daha fark ettim ki çocuklar ve gençler yaşananları sanıldığından çok daha dikkatle izliyor. İnsan hakkı ihlallerini görüyorlar. Adaletsizliği hissediyorlar.
Ve en önemlisi mücadele etmenin ne demek olduğunu biliyorlar.
***
Uzun zamandır gençlerle ilgili kurulan bir ezber var.
"Apolitikler."
"Umursamıyorlar."
"Tek dertleri telefon."
Gerçekten öyle mi? Ben pazar akşamı tam tersini gördüm.
Toplumsal çürümeyi görüyorlar. Yaşadıkları ülkenin sorunlarının farkındalar. Üstelik yalnızca eleştirmiyorlar. Üretiyorlar. Sanatla anlatıyorlar. Çözüm arıyorlar. Bir araya geliyorlar. Birbirlerine güveniyorlar.
Belki de bizim uzun zamandır unuttuğumuz şeyi yeniden hatırlatıyorlar. Değişim, "bir gün biri gelir" diye bekleyerek değil, bir kişinin cesaret edip ilk adımı atmasıyla başlıyor.
***
Bu yüzden bu yazı aslında bir kısa film eleştirisi değil. Bu yazı, on gence teşekkür yazısı. Bize yeniden "olabilir" duygusunu hatırlattıkları için.
Hiçbir koşulda vazgeçmesinler. Çünkü yaşadığımız coğrafya geçmişte olduğu gibi gelecekte de mücadelelerle şekillenecek.
Bu toprakların hakikati söyleyen, adaleti savunan, sanatla direnen ve birlikte üretmeyi bilen gençlere ihtiyacı var.
Belki de en çok ihtiyacımız olan şey, onlara "geleceğin gençleri" demeyi bırakıp, bugünün dönüştürücü aktörleri olduklarını kabul etmek.
Çünkü bazen bir toplumun kaybettiği özgüveni yeniden ayağa kaldıracak olanlar, tam da o "çocuk" dediğimiz gençler oluyor. Onlar, pazar akşamı bize bunu bir kez daha gösterdiler.







