Geçmişe dönmek mümkün mü?
İnternette gezinirken karşıma çıktı…
Yıldız Kenter söylemiş!
Ama iyi söylemiş!
Hem de çok iyi!
-*-*-
“Görmezden gelmek saflık değil zekadır.
Her şeye karşılık verirsen tükenirsin.
Her sesi dikkate alırsan aklını kaybedersin.
Bazı şeyleri ve bazı insanları bilerek yok saymak, ruhunu korumaktır.”
-*-*-
Daha önce de defalarca yazdım…
Bir daha yazayım…
Tekrar etmiş olacağım ama olsun, bazen şart!
-*-*-
Bazıları şartlanmış, kafa yıkanmış, beyin zaten az, olan beyin da garip bilgilerle, yalanlarla, aptallıklarla örümcek bağlamış!
-*-*-
Ne yazılanı okuyor, ne de okuduğunu anlıyor!
Sadece kendi inandığının doğru olduğundan da emin ya!
Basıyor küfrü!
Yazıyor “güya” eleştirisini!
Hakaret dolu!
-*-*-
Haaa bu eleştiriler örneğin “sağ” taraftan geldiğinde ne ala da “sol” taraftan geldiğinde daha çok gülüyorum!
-*-*-
Çünkü en azından gayet iyi bilinen bir gerçek var; sağcı ile solcu arasındaki en ciddi fark, cehalettir!
Üzgünüm ama gerçek!
-*-*-
Bazı “solcu” arkadaşların, Şimon Aykut ile ilgili yazdığım yazılardan çıkardıkları sonuç; “… 1974’te çaldığımız mallarla ilgili olarak Serhat İncirli de normalleştirme yazısı yazıyor…”
-*-*-
Son yazdığım (dün) yazıda da açıkça vurguladım oysa; “… İade, takas ve tazminat”…
-*-*-
En az 50 kez, Kuzey Kıbrıs’taki tapulu mülklerin belki de yüzde 95’inin Rum vatandaşlara ait mülkler olduğunu – ganimetlediğimizi vurguladım…
-*-*-
Haaaa “hayal edilen, umut edilen, talep edilen”; elbette benim de arzum, “hadi köyümüze geri dönelim, Raziye’nin düğününde çatisto edelim”dir de…
-*-*-
Bu arada kimse üzerine almasın diye “Raziye” dedim, nenemin adıdır…
Belli olmaz, bir isim yazarsınız, “beni kastettin” diyerek yine söverler!
-*-*-
Evet, mülkiyet ciddi sıkıntı!
Evet, çok sayıda Rum mülkü şu anda elimizde!
-*-*-
Oran şuydu, yok hayır buydu meselesini geçtik…
-*-*-
Bu konunun tazminat, takas ve iade yöntemi ile çözüleceği kabul edildi…
-*-*-
Fiziken, fiilen tüm mülklerin iadesi, arzu ettiğim veya arzu ettiğiniz olabilir ama mümkün değil!
-*-*-
Haaa “mülk sahipleri bağışlasın, feragat etsin” dediğim de yok!
-*-*-
Ama çok üzerine giderseniz, o zaman 15 Temmuz 1974’teki darbeyi yapıp da Ada’nın başına felaketi getirenleri de tek tek tutup yargılamak, hatta “bana göre” asmak gerekmeyecek mi?
-*-*-
“Aldık, artık bizimdir” veya daha şiddetlisinden “kanla aldık ulan!” dediğim yok!
-*-*-
Ama “çözüm” istiyorsak; “istermiş gibi” yapmayacağız…
Çözüm istiyorsak, yaşamla veya mülkle alakalı kayıpların sorumlularını da “affedeceğiz”…
Unutmadan be canım!
-*-*-
“Sen başlattıydın”, “yok hayır ben içimde kavga ederdim da senin anan gelip, beni de anamı da dövmüştü”yle devam edersek bu iş olmaz, olmayacak!
-*-*-
19 Temmuz ya da 14 Temmuz 1974’e geri dönebilmek kafamızdaki en ideal olan olsa bile, “mümkün” olmayacak!
-*-*-
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Bayrağı ve vatandaşlığına dönmek mümkündür…
İki bölgelilik ve iki ayrı polis gücü, ilk başta doğru – mantıklı – akılcı olandır…
İki toplumun veya tarafın siyasi eşitliği şarttır… Sonrasında “mutlak eşitliğe” geçilmemesi için de bir sebep yoktur, olmamalıdır ya da!
-*-*-
Kıbrıs’ı bugünkü bölünmüşlüğe taşıyan en adi hareket olan “Faşist darbe”nin 52’nci yıldönümüne 4 gün kaldığını da hatırlatarak, fiziken, fiilen, hukuken eskiye dönmek çok da mümkün değildir!
Hatta hiç mümkün değildir en azından yakın zamanda!
Bilerek yürüyelim diye şey etmek istemiştim…
Affedelim! Yok hayır intikam alalım!
Kıbrıs’ın özellikle son 60 – 70 yılında, çok ciddi karşılıklı suçlar işlendiği bir gerçektir…
-*-*-
Mesela son günlerde, Avrupa Parlamentosu veya AB kurumlarındaki “yokluğumuzdan” faydalanan bir grup “popülist” Rum kardeşimiz, 1974 yılındaki savaş sırasında, Rum kadınlara ve kızlara karşı Türk Ordusu tarafından işlendiği iddia edilen suçları gündeme taşıdı!
-*-*-
Bu gündeme taşımaya “adalet yerini bulsun” diye bakanlar da olabilir “intikam hırsından dolayı bunu yapıyorlar” diyen de!
-*-*-
İntikam, kısa vadede elbette rahatlatır; ama bahsettiğim somut olaydaki esas hedef “manevi rahatlatıclık”tan çok, popülist yani oy kazanma hedefli ahlaksız intikamcılıktır!
-*-*-
Bazı çatışmaların sonrasındaki “intikam” hırsı, kısa vadede rahatlama getirebilir ama uzun vadede işe yaramadığı, uzmanlar tarafından sıkça dile getirilmiştir…
-*-*-
Bazı kaynaklara göre örneğin psikoloji araştırmaları, intikam almanın insanların düşündüğü kadar "kapanış" hissi vermediğini gösteriyor.
-*-*-
Çünkü psikoloji çalışmaları göstermiştir ki; intikam alındığında kişi adaletin yerine geldiğini hissedebilir. Bu duygu genellikle geçicidir.
-*-*-
Yine benzer çalışmalara göre, intikam planlamak ve uygulamak, yaşanan haksızlığı sürekli hatırlamaya neden olabilir. Bu da öfkenin daha uzun süre devam etmesine yol açabilir.
-*-*-
Ve bana göre hepsinden, her şeyden önemlisi; intikam, karşı tarafın da misilleme yapmasına neden olabilir ve çatışmayı büyütebilir.
-*-*-
En doğrusu; haksızlığın adil yollarla giderilmesidir…
Ancak İsias yargılaması örneğinde olduğu gibi; birçok insan buradaki adalete güvenmemektedir…
-*-*-
KKTC’de de bazı yargı sonuçları, yargılanan kişinin yakınları tarafından “adil” olmamakla eleştirilebilmektedir…
-*-*-
Araştırmalar, intikam isteği ile intikamın sonucunda hissedilen tatmin arasında önemli bir fark olduğunu gösteriyor; insanlar genellikle intikamın kendilerini olduğundan daha fazla rahatlatacağını tahmin ediyorlar.
-*-*-
Dolayısıyla, yine bazı kaynaklara veya düşüncelere göre “intikam duygusu” doğal olabilir, fakat intikam eylemi çoğu durumda beklenen iç huzuru sağlamaz.
-*-*-
Kalıcı rahatlama daha çok adalet, güvenliğin yeniden sağlanması ve kişinin yaşadığı olayı geride bırakabilmesiyle ilişkilidir.
-*-*-
Hah aha ben de buraya gelecektim!
-*-*-
Affetmek!
-*-*-
Affedelim!
-*-*-
Ama bu demek değildir ki, affedip, öfkelenmeyelim!
Yoook öfkelenmek elbette hakkımızdır!
Ama öfkeyi atmak rahatlatıcıdır!
-*-*-
Affedelim ve unutlaım mı?
Yoook, unutma!
Ama geçmişi unutmadan, ondan ders çıkararak yaşamaya devam etmek de mümkündür.
-*-*-
Ve kesinlikle affetmek, yeniden güvenmek anlamına gelmez.
Birini affetseniz bile onunla yeniden ilişki kurmak veya aynı hatayı yapmasına fırsat vermek zorunda değilsiniz.
-*-*-
Affederseniz, sürekli öfke ve kin taşımaktan kurtulursunuz; geçmişin bugünkü yaşam üzerindeki etkisini azaltabilirsiniz…
-*-*-
Uzmanlar diyor ki, affederseniz, ruhsal yükünüz hafifleyebilir; bu da iyiliğiniz için önemlidir…
-*-*-
Ancak, karşı taraf yaptığı zararı asla kabul etmiyor – inkara kaçıyorsa; hiç pişmanlık göstermiyor veya aynı davranışı sürdüreceği görüntüsündeyse; koy g.tüne rahvan gitsin!
Yani uğraşmaya değmez!
-*-*-
Hannah Arendt affetmenin insanların geçmişin zincirlerinden kurtulmasını sağlayan önemli bir eylem olduğunu savunurken, Friedrich Nietzsche bazı durumlarda unutmaya zorlanmanın veya yapay bir affediciliğin insanın kendisine zarar verebileceğini vurgulamıştır.
-*-*-
Evet, affetmek, elbette bir zorunluluk değildir…
Affetmek, kişinin kendi tercihidir sadece…
-*-*-
Daha önce de yazdım; kin taşımak iyi bir şey değildir!
Hele de Kıbrıs’taki gibi, asıl amaç, kin taşıyormuş gibi yapıp, statükonun nimetlerinden faydalanmaksa!

Ödül almak veya ödül kazanmak… Farklı şeyler mi? Ödül kazanmak veya ödül almak, bir kişinin belirli bir başarı, katkı, yetenek veya örnek davranışı nedeniyle takdir edilerek bir ödülle onurlandırılmasıdır. “Kazanmak”, ödülün, kişinin başarısıyla hak edildiğini vurgular. Ödül almak ise sözlüklere göre “daha genel bir ifade”dir. Ödülün nasıl elde edildiğinden çok, ödülün kişiye verilmiş olmasını ifade eder. Ödül almaya bir örnek, mesela, “yılın köşe yazısı ödülü”dür… Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği bu ödülü bu sene bana verdi… En başta ödülün verilmesi kararını verenlere, Yenidüzen yöneticileri ve tüm çalışanlarına teşekkür ederim, gurur duydum… İşimi en iyi şekilde yapmak için çok çaba ve emek harcıyorum ve bu harcanan çabanın ve emeğin takdir edilmesi beni çok mutlu etmiştir… Ancak belirtmem lazım; sadece “kazanmak” veya “almak” için yazıyorum… Bu arada karikatür için teşekkürler Cemal Tunceri…






