Kıbrıs ve AB-Türkiye İlişkileri
Son günlerde başta Hristodulidis olmak üzere, Kıbrıs Rum tarafındaki sağ siyasetçileri “Türkiye-AB ilişkileri Kıbrıs’tan geçer” demeye başladılar.
Kıbrıs Cumhuriyeti 1 Mayıs 2004 tarihinde fiilen AB üyesi oldu. Kıbrıs Cumhuriyeti’ni resmen AB üyesi yapan imzayı Nisan 2003 tarihinde dönemin Kıbrıs Cumhurbaşkanı Papadopulos atmıştı.
Bu nedenle bu tarihten 1 hafta önce 24 Nisan 2004 tarihinde gerçekleşen referandumunda Kıbrıslı Rumların %76’sı BM Çözüm planına ‘Hayır’ dedi. Çünkü Rumlar AB üyesi oldukları zaman, Hala AB üyeliği için çaba harcayan Türkiye’ye karşı veto haklarını kullanarak, Kıbrıs’ta istedikleri gibi bir çözümü elde edeceklerini düşünüyorlardı.
Aradan tam 22 yıl geçti. Rumlar bugün hala aynı beklenti içindedirler. O nedenle Kıbrıs’ın yönetimini Kıbrıs’lı Türklerle eşit, ortak olarak paylaşmak istemiyorlar.
Kıbrıs’ta 60 küsur yıldır devam eden statüko tam da bu nedenle hala sürüyor.
Hristodulidis bugün tek isteğinin müzakerelerin Crans-Montana’da kaldığı yerden devam etmesi olduğunu her fırsatta dile getiriyor.
Dikkat edin tek istediği müzakerelerin başlamasıdır. Müzakerelerin sonuç alıcı olmasını, Kıbrıs’ta bir an önce çözüme ulaşılmasını hiç ama hiç dile getirmedi.
Çünkü o sonuç almak değil, Kıbrıslı Türkleri müzakere masasına oturtmak istiyor. Hem dünyaya, hem de itibarı hızla düşen Kıbrıslı Rum seçmenlerine “bakın ben Avrupa Birliği’ni de arkama alarak Türkiye’yi müzakere masasına oturttum” diyecek.
Dikkat edin bu yaklaşımda Kıbrıs Türk halkı yoktur. Eşit ortak olarak kurduğumuz Kıbrıs Cumhuriyeti 60 yıldan fazla bir zamandır yalnızca Rumların kullanımındadır.
Bunu öylesine kanıksadılar ki sanki Kıbrıslı Türkler hiçbir zaman eşit ortak olmamış, Kıbrıs Cumhuriyeti yönetiminde hiç bulunmamış, hiç yokmuş gibi davranıyorlar.
24 Nisan 2004 referandumu Kıbrıs Türk halkının o dönemde kendi yöneticilerine rağmen ortaya koydukları irade ve eylemlerle gerçekleşti.
Kıbrıslı Türklerin o dönemde gerçekleştirdiği 80 bin kişilik çözüm ve AB mitingleri olmasaydı bu referandum geç de olsa asla gerçekleşmezdi.
İki tarafta ayrı ayrı gerçekleştirilen ve Kıbrıs’ın yeni geleceğini oyladığımız bu referandum Kıbrıs Türk halkının bu adada var olduğunu, Kıbrıslı Rumlarla eşit bir halk olduğunu ve Kıbrıs’ın yeni geleceğini bu iki halkın birlikte kuracağını bir kez daha kanıtlamıştır.
Bu nedenle Rum liderliğinin Kıbrıslı Türkleri görmezden gelerek, Kıbrıs sorununun çözümünü Türkiye-AB ilişkileri ile ilişkilendirmesi asla kabul edilemez.
AB yöneticileri bu oyuna asla gelmemelidir. Rum siyasilerin, başkan Hristodulidis’in, ana muhalefet Disi lideri ve Rum meclis başkanı Annita Demetriou, hükümet sözcüsü Letymbiotis, hükümeti destekleyen küçük partilerin liderleri son günlerde hep bu konuyu gündeme getirmektedir.
Rum lider Hristodulidis’i her konuda eleştiren, Disi lideri Annita Demetriou bu konuda Hristodulidis’e tam destek verdiklerini açıkladı.
Rum tarafının 1990’lı yılların sonunda AB üyeliğini bu kadar çok istemesinin asıl nedeni tam da budur.
Türkiye-AB ilişkilerini kullanarak, Kıbrıslı Türkleri devre dışı bırakacaklar ve Kıbrıs sorununu Kıbrıslı Türkler olmadan doğrudan Türkiye ile çözecekler.
Türkiye demokrasiden uzak bu haliyle AB üyesi olacak, Avrupa demokrasi güçleri buna ses çıkarmayacak, ama kendileri Kıbrıs’ta istediklerini alacaklar.
Böyle bir dünya yoktur.
Ersin bey 5 yıl “egemen eşitliğe dayalı iki devletli çözüm” nakaratını tekrarlayarak bir milim ileri gidemediyse, Hristodulidis de 2 yıl daha “Türkiye-AB ilişkileri Kıbrıs’tan geçer” nakatını tekrarlayarak mahalleye gidecek.
SAFE programı bugün Avrupa’nın, sadece AB’nin değil, tüm Avrupa’nın en önemli programıdır. Türkiye’nin güçlü ordusu ve savunma sanayisinde gerçekleştirdiği dev yatırımları ile bu sürece dahil olması Avrupa için olmazsa olmazdır.
Hristodulidis’in bunu hesaba katması ve hayal kurmayı bırakarak, gerçek muhatabı Kıbrıslı Türk lider Tufan Erhürman’ın 4 maddelik metodolojisini kabul ederek masaya oturması ve sonuç alıcı müzakere sürecini başlatması ortak yurdumuzun yararına olacaktır.
Aksi bu statükonun daha uzun yıllar devam etmesini ve bölünmenin giderek daha kalıcı olmasını sağlayacaktır.
Kıbrıslı liderlerin elbette hayal kurma hakları vardır. Ama bu hayaller ortak yurdumuz Kıbrıs’ın geleceğini karartacak değil, geleceğini aydınlatacak hayaller olmalıdır.
Kıbrıslı Türk halkı bir kere daha %63 oyla Tufan Erhürman’ı cumhurbaşkanı seçerek ilk adımı attı. Şimdi sıra Kıbrıs Rum halkındadır. Beklentimiz 2028 cumhurbaşkanlığı seçiminde uzlaşmaz Hristodulidis’i evine göndererek çözüm yanlısı yeni bir lider seçmeleridir.






