Eğri otur doğru konuş; Türkiye neden çözüm istesin?
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres Kıbrıs’a geliyor!
-*-*-
Önemli bir ziyaret mi?
Evet!
Çok önemli!
-*-*-
Peki Guterres geldiğinde ne olacak?
-*-*-
Oturacak, Ada’daki iki toplumun liderleri ile görüşecek!
Hem ayrı ayrı hem de birlikte!
-*-*-
Peki sonra ne olacak?
-*-*-
İşte sonrasında neler olacağına karar verilebilmesi için Türkiye’nin ikna edilmesi lazım!
-*-*-
Türkiye nasıl ikna edilecek?
Veya neden edilsin ki!
-*-*-
Türkiye’nin Ada’daki varlığından şikayetçi olanlar kimler?
En başta topraklarını kaybeden Rumlar olmak üzere, aklı çalışsın veya çalışmasın veya şöyle söyleyeyim, en komünistinden en faşistine tüm Kıbrıslı Rumlar!
-*-*-
Şikayetçi Rum toplumu haksız mı?
-*-*-
Bir yere kadar çok hem de çok haklı olabilir ama bugünkü statükonun – bölünmüşlüğün ağırlıklı sorumlusunun “Enosis hayali” olduğunu kabul etmeleri şartıyla!
-*-*-
Komünistlerle faşistler arasındaki temel fark da sadece burada!
Örneğin Akel Komünist Partisi bunu açık bir şekilde kabul ediyor ama geri zekalı faşist kesim, Türkiye’nin 1974’te Ada’ya sadece g.tü kalktığı için geldiğine inanıyor!
-*-*-
Şimdi gelelim gerçeklere!
-*-*-
Türkiye’nin Ada’daki askeri varlığı ve yoğun nüfus taşıma operasyonu “yasal” mı?
-*-*-
Eminim ki “yasaldır” diyen yoktur!
-*-*-
Peki, bu yasal olmayan pozisyona tepki koyan herhangi bir ülke işittiniz mi?
-*-*-
Mesela NATO, AB ne bileyim Fransa, Almanya, İngiltere, Amerika, Rusya, İsrail, Çin, Hindistan?
-*-*-
Ufak tefek birkaç demeç, üç beş açıklama ve Türkiye’nin diplomatik ya da ticari rekabet içerisinde olduğu pozisyonlar dışında, “Kıbrıs sorunu” bu ülkeye sorun olarak abartılmıyor!
-*-*-
Haaa Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü Türkiye’nin önünde ciddi bir engel mi?
Elbette bazı durumlarda çok ciddi engeldir ama açık söylemek gerekirse, Türkiye’nin umurunda mı?
Bence hiç değil!
-*-*-
Eğri oturun doğru konuşun, Türkiye, Kıbrıs’ta “eşit egemen iki ayrı devlet” içeren bir çözüm de dahil olmak üzere; kesinlikle ve kesinlikle hiçbir çözüm modelini kabul edemez! Etmez!
-*-*-
Etmesi için ikna edilmesi lazım!
-*-*-
Birini nasıl ikna edersiniz?
-*-*-
Ya kandırırsınız ya parasını ödersiniz ya da döversiniz!
-*-*-
Kandırmak ve dövmek olaylarını alın dışarı; bunların “olasılıklar içerisinde” olabileceğini asla düşünemem ama “parasını ödemek…” konusunu tartışabilirim!
-*-*-
Türkiye neden Kıbrıs’ta çözüm istemez?
-*-*-
Çünkü, Türkiye’nin Kıbrıs ile ilgili sadece iki çok önemli hakkı vardır;
1 – Kıbrıs’ta 1974’te olduğu gibi, devletin bütünlüğü ve varlığı tehlikeye düşerse, garantör ülkelerden biri olarak tek başına dahi olsa müdahale etmek!
2 – Ada’da 650 asker bulundurmak!
-*-*-
Şu anda Türkiye, Kıbrıs’ın en az yüzde 37’sinin mutlak egemenidir!
Hatta CHP ve DSP’liler “mülk” kabul ediyor, isim – misim değişiyor!
-*-*-
MHP olaya CHP ve DSP’nin de ötesinde, “bizimdir ulan, parçalarız, yakarız, yıkarız”larla geliyor!
-*-*-
AKP’nin tavrı ise Türkiye’deki gibi; bir yanda dua – öte yanda propaganda ile gelsin gitsin ihaleler pozisyonu!
-*-*-
Her normal Türkiyeli vatandaşın Kıbrıs’a bakış açısı şöyledir:
“Aldık bizimdir…”
“Zaten eskiden de bizimdi…”
“Haklıyız…”
“Biz olmasak Rumlar Türkleri kesecekti o yüzden ölene kadar biat – itaat gayet normaldir… Sizi biz kurtardık sidikli Kıbrıslı Türkler pozisyonu…”
-*-*-
Peki Kıbrıs Türk toplumu?
-*-*-
Kıbrıs Türk Toplumu da ne istediğini bilmiyor!
Halinden memnun!
Bir yandan 20 Temmuz kutluyor, savaş uçaklarını izlemek için Girne’ye gittikten ve her türlü yerel – ya da genel seçim propagandası ile “Türkiye’nin en uyumlu olacağı parti veya kişileri seçmek için sandığa gitmeye hazırlanırken”; öte yandan Kıbrıs Cumhuriyeti Pasaportu ve vatandaşlığının her türlü getirisini dibine kadar yutuyor!
-*-*-
Mesela, Kıbrıslı Türk toplumu içerisinde “Türkiye’nin Ada’daki pozisyonunun açık işgal olduğunu” kabul edenlerin oranı bir miktar yüksek olabilir ama bunu dile getirenlerin sayısı “iki elin parmaklarını” geçmez!
-*-*-
Oysa, nedir Türkiye’nin Ada’daki pozisyonu?
-*-*-
Garanti ve İttifak Anlaşması’nın verdiği yasal hakla 1974 20 Temmuz sabahı müdahale etmek midir?
Evet!
Etmiş midir?
Etmiştir!
-*-*-
Peki Garanti hakkı ya da Garantör olma hakkı nedir?
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bütünlüğünü korumak; Enosis veya Taksimi engellemek!
Engelledi mi?
Pek engelledi sayılmaz!
-*-*-
Ada’da kalma hakkını nereden alıyor?
“Gidersek Rumlar Türkleri keser” diye bir madde mi var?
-*-*-
Ada’nın nüfus yapısını değiştirme hakkı hangi uluslararası sözleşme, anlaşma veya haktan kaynaklanmıştır?
-*-*-
Tamam!
Gerçekler acıdır, biber de acı olabilir ve katılıyorum kesinlikle bölünmeden, savaştan, 74’te yaşananlardan elbette Rum – Yunan beyni de ağır sorumludur ama Türkiye’nin Ada’daki pozisyonu, “yasal” değildir!
-*-*-
Ateşkes durumu devam ediyor falan…
Olabilir!
-*-*-
Peki nasıl çözüm olacak?
-*-*-
Türkiye ikna edilecek!
-*-*-
Peki nasıl edilecek?
Bunca yıldır neden edilemedi?
Şimdi zamanı mı geldi?
-*-*-
Guterres gelsin, gitsin, müzakereler başlayacak mı değil mi bakalım; yine yazarız!
-*-*-
Şu seçenek bence akıllı değil: Türkiye’yi zorla Ada’dan çıkarmak da çözümler arasındadır; bu bir felaket olur ve ayrıca bunu kimsenin g.tü yemez; yiyemez!
Türk usulü ihale
Devlete ait bir bina boyanacak.
İhaleye çıkılıyor.
-*-*-
İhale sözlü yapılacak!
-*-*-
X şirketin temsilcisi geliyor, karşısında heyet…
Yetkili anlatıyor, 10 milyon TL boya, 10 milyon TL işçilik, 10 milyon TL kar…
-*-*-
İkinci şirket Y şirketi…
Yetkilisi geliyor, 30 milyon TL boya, 20 milyon TL işçilik, 20 milyon TL kar…
-*-*-
Ve üçüncü şirket Z şirketi…
Yetkilisi geliyor, 35 milyon TL size, 35 milyon TL bize, 30 milyon TL X şirketine…
-*-*-
Heyet kararı açıklıyor: Ülke menfaatleri için ihale Z şirketinin…

Kıbrıslı Türkler “gufi” diyor, Kıbrıslı Rumlar “fina”…
-*-*-
Gufi, Kıbrıslı Rumcasında “yılan” demek bu arada!
-*-*-
Bilimsel adı “Kıbrıs engereği, Macrovipera lebetinus”…
-*-*-
Bazı kaynaklara göre Kıbrıs'ta 8 yılan türü bulunuyor. Bunların üçü zehirli… Ancak insan için gerçekten tehlikeli olan tek tür fina – yani bizim gufi dedğimiz fotoğraftaki Kıbrıs engereği…
-*-*-
Bu yılan insanlara saldırgan davranan bir yılan değil.
Yeter ki üzerine basmayın, yakalamaya çalışmayın, sıkıştırmayın, görürseniz yanına gitmeyin!
-*-*-
Yine çeşitli kaynaklara göre özellikle su kaynakları, kemirgenlerin bulunduğu alanlar ve bakımsız bahçeler yılanları çekebilir. Bu nedenle bahçelerin temiz tutulması, farelerin kontrol edilmesi ve su sızıntılarının giderilmesi önerilir!
-*-*-
Yılanları asla öldürmeyin…
Ne demiştik?
Görürseniz, yaklaşmayın, ürkütmeyin… Sakin kalın!
-*-*-
Haaa diyelim ki şu veya bu şekilde gufi ya da fina sizi ısırdı!
-*-*-
Yılan sokmaz, ısırır bu arada belirtelim!
-*-*-
Panik yapmadan en kısa sürede hastaneye gidin…
Yarayı kesmek, zehri emmeye çalışmak veya sıkı turnike uygulamak eskide kaldı!
Yapmayın!
-*-*-
Ve uzmanlar diyor ki, evet korkunçtur, evet bize korkmamız öğretildi, hatta “yılan gibi” diyerek bazı insanların “kötü” olduğunu söylemeye çalışıyoruz ama yılanlar kötü değil!
-*-*-
Ekosistem açısından önemli hayvanlardırlar… Özellikle fare ve sıçan popülasyonunu kontrol ederek doğal dengeye katkı sağlıyorlar…
-*-*-
Hele bahçenizde kara yılan dediğimiz cinsten varsa, onlar sadece farelerin değil, finaların da korkulu rüyasıdır!
-*-*-
Haaa yılanı asla rahatsız etmeyin!
Eskiler ne derdi?
“Su içerken yılan bile dürtülmemeli…”
-*-*-
Ne demektir bu?
“Gereksiz yere kışkırtma” demektir ama gerçekten, özellikle su içerken, sakın finaya yaklaşmayın!
-*-*-
Görürseniz, panik yapmadan 1190 Yaban Hayat Destek Hattı numarasını arayabilirsiniz…






