Çukur Büyüyor: Özel Sektörün Omzundaki Sessiz Çöküş
Asgari ücretin açlık sınırının gerisine düştüğü, gençlerin iş bulamadığı, özel sektör çalışanlarının üretip ama süründüğü bir düzende; Hemingway’in “Çanlar Kimin İçin Çalıyor” çukuru büyüyor. Bu ülke artık emek için, adalet için ve insan onuru için yeni bir eşikte.
KKTC’de Emekte Yeni Bir Eşik
Son haftalarda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yaşananlar, emek meselesini soyut bir tartışma olmaktan çıkarıp hayatın tam ortasına taşıdı. Bir özel işletmede patlak veren toplu iş uyuşmazlığı, sadece bir fabrikanın değil, bu ülkenin “hak arama kültürünün” röntgenini çekti.
Asgari ücretin hızla erimesi, açlık sınırının asgari ücreti aşması, sosyal yardım ve engelli maaşlarının güncel ihtiyaçlara yetişememesi, küçük işletmelerde çalışan binlerce kişinin görünmez yükleri… Bunların üzerine bölüşüm makasının giderek açılması eklenince bu ülkede emeğin kaderini konuşmadan nefes almak bile zorlaşıyor. Üretimin ağırlığının özel sektörde olması ise tabloyu daha da sertleştiriyor: Özel sektör üretiyor ama çalışanları sürünüyor. Üretim büyürken emeğin payı küçülüyor. İşçi işte koşturuyor ama eve yetişemiyor.
Tam burada Hemingway’in “Çanlar Kimin İçin Çalıyor” romanındaki o derin toplumsal çukur metaforu akla geliyor. Hemingway o çukuru, toplumun sessizce içine düştüğü ve kimsenin fark etmediği bir karanlık alan olarak çizer. Bugün bizde o çukur, özel sektör çalışanının her akşam ikinci işini düşünmesiyle büyüyor. Her fazla mesai, çukurun taşlarını biraz daha döküyor. Her ek iş, karanlığı biraz daha koyulaştırıyor. İnsan çalıştıkça yükselmek yerine bir çukurun içinde yoruluyor, duvarları tırmalıyor ama yukarı çıkamıyor.
Sendikal Hakkın Kağıt Üstünden Gerçeğe Dönüşmesi
Toplu sözleşme hakkını kullanan işçilerin ertesi gün işlerinde tedirgin hissetmesi sağlıklı değildir. Grevdeki işçilere destek olmak isteyenlere çıkan idari engeller, sorunu ekonomik olmaktan çıkarıp toplumsal bir meseleye dönüştürür. Küçük bir ülkede basit bir “bekletme” bile baskıya dönüşebilir. Bu nedenle özel sektörde sendikalaşmanın Güney Kıbrıs’ta olduğu gibi yasal bir zorunluluğa dönüşmesi artık ertelenemez. Üretimin yükünü çeken kesimi örgütsüz bırakmak ülkeyi geleceksiz bırakmaktır.
Asgari Ücret Bir Nefes Değil, Bir Yaşam Eşiğidir
Açıklanan asgari ücret kısa vadeli bir nefes verse de, aynı gün ikinci bir destek paketi açıklamak asgari ücretin kendi başına hayatta kalamayacağını gösteriyor. Hayat pahalılığı hız kesmiyor. Kira, elektrik, su ve temel gıda bir ailenin ayını değil, bazen haftasını belirliyor.
Açlık sınırının asgari ücreti aşması ise acı gerçeği ortaya koyuyor:
Bu ülkede özel sektör çalışanlarının tek maaşla insanca yaşaması artık mümkün değil.
Bu yüzden binlerce insan ikinci bir iş arıyor. Sabah iş; akşam iş; gece ek iş… Her adım çukuru biraz daha derinleştiriyor.
Genç İşsizlik: Çukurun Başka Bir Derinliği
Genç işsizliği ise bu çukurun en karanlık tarafı. Üniversite bolluğuna rağmen mezun gençlerin büyük bölümü iş bulamıyor; bulanlar ise geçinemiyor. Gençler enerjilerini geleceğe değil, günü kurtarmaya harcıyor.
Bir toplumun gençleri çukurun kenarında bekliyorsa, o toplum geleceğini çoktan kaybetmiş demektir.
Küçük İşletmelerde Büyük Gerçekler
KKTC ekonomisi çoğunlukla KOBİ’lerden oluşuyor. Bu işletmelerin bir kısmında kayıt dışılık hala ciddi bir sorun. Sosyal güvenlik kapsamı dışında çalışan binlerce kişi görünmez bir alanda hayat mücadelesi veriyor.
KOBİ’lere Devlet Desteğinin Yetersizliği
Devletin KOBİ’lere sunduğu destekler bu işletmelerin gerçek maliyet yükünü karşılamaya yetmiyor. Teşvikler var ama ulaşması zor. Kira, elektrik, ithalat maliyetleri ve bankacılık yükü altında KOBİ’ler nefes almak için bile mücadele veriyor.
Bu yüzden:
Özel sektör hem çalışan hem işletme açısından sürdürülemez bir yapıya dönüşmüş durumda.
Özel Sektör Ücretlerinin Kamuya Yaklaşması Şarttır
Emeğin değer kazanması için özel sektör ücretlerinin kamu ücretlerine yaklaşması şarttır.
Aynı enflasyonu yaşayan, aynı kiraları ödeyen iki kesim arasında uçurum olması adil değildir.
Bu makas kapanmadıkça özel sektör çalışanı hep çukurun kıyısında kalacaktır.
Devlet Destek Veriyorsa, Karşılığında Adalet İstemeli
Devlet yatırım davranışını şekillendirebiliyorsa çalışan haklarını da şart hale getirebilir. Bu, ekonominin değil toplumun sağlığının gereğidir.
Engelli ve Sosyal Yardımlar: Görünürlük ve Yeterlilik
Sosyal yardımların hangi ölçütle belirlendiği hala net değildir. Sosyal devlet, dağıttığı yardımı gerekçesiyle birlikte açıklayabilen devlettir. Engelli destek ücretleri engelliler ve aileleriyle adeta dalga geçercesine yetersiz düzeydedir.
Bölüşüm Makası: Bir Ekonomi Terimi Değil, Bir Hayat Gerçeği
Gelir dağılımındaki uçurum artık herkesin cebinde hissediliyor.
En yoksul kesim ile en varlıklı kesim arasındaki fark bir ülkenin kaderini belirler.
Asıl Soru: Bu Eşik Bir Başlangıç mı?
Krizin manşeti elbet değişecek. Peki geride ne kalacak?
“Bu ülkede hakkını aramak risklidir” duygusu mu?
Yoksa “Bu ülke büyürken onur da büyümeli” inancı mı?
Bu ülkenin ihtiyacı yalnızca ekonomik sürdürülebilirlik değil;
emekte adalet, gelirde denge, gençlere umut ve insan onuruna yakışır bir yaşamdır.
Eğer bu eşiği doğru okursak Kıbrıs’ın kuzeyi çok daha sağlam bir rotaya girebilir.
Fotoğraf: Özgür Gazete







