1. YAZARLAR

  2. Eralp Adanır

  3. SÖZ gazetesi ve M. Remzi Okan’ın Vefatı (1942)-3
Eralp Adanır

Eralp Adanır

SÖZ gazetesi ve M. Remzi Okan’ın Vefatı (1942)-3

A+A-

19 Mart 1942 tarihli Halkın Sesi gazetemizde yer alan Remzi Okan beyle bir başka yazı yine rumuz kullanılarak kaleme alınmıştı. “Girneli” rumuzlu bu yazıda, Remzi Okan beyin kızının refakatinde tedavi için gemiyle Türkiye’ye gidişinin “trajik” anlatımı ve yazıyı kaleme alan kişi üzerindeki Remzi Okan beyin etkisi yer alıyordu.

 

Halkın Sesi, 19 Mart 1942, syf:1

Remzi Beyi Anarken

   Denizin coşkun suları batan güneşle kan rengine boyanırken ona bir kere daha bakabilmek, onunla bir kere daha vedalaşmak için küçük geminin, küçük kamarasına koşuyorum. Remzi bey yıllarca bizim için çarpışan, bizler için çırpınan o büyük adam, yatağında dalgın düşünüyor... Gözlerinde, senelerce üzerinde çalıştığı bu toprakların acı hasret izleri belirmeğe başlarken, bunca zamandır hasretini çektiği vatan topraklarına kavuşacağı için beliren sevinç izleri var... Motorun tok gürültüsü... “Allaha ısmarladık”, “İnşallah yakında iyi olursunuz” dedim. Solgun dudaklarında hafif bir tebessüm belirdi, kendini zorlıyarak “İnşallah” dedi.

   Biz onu iyileşmek için göndermiş, onu aramızda görmek için yollamıştık. Fakat heyhat... O senelerce hasret çektiği toprakları tercih ederek orada kaldı. Bugün bizden çok çok uzakta kaldığı halde kalbimizde gönüllü olan daha doğrusu kalbimizde yaşıyan o büyük insanı daima yaşıyacak olan o muhterem ölüyü anmaktan başka bir şey yapamıyoruz. Onu anarken maziye, onu daima arkadaşlarına bir şey anlatırken gördüğüm anlara gitmeme müsaade ediniz. Remzi bey, yüzünden eksik etmediği tatlı, babacan tebessümü ile tecrübelerini anlatmaktan, düşüncelerini beyan etmekten hoşlanırdı. Remzi bey benim için bir ikinci baba, bir büyük mütefekkir ve yılmıyan kahraman bir Türktür.

   Onun karşı koymak mecburiyetinde kaldığı fırtınaların nasıl sustuğunu, onu yakmak için parlayan ateşleri nasıl söndürdüğünü ben herkesten iyi bilirim.

   Remzi beyin elinde düşmanlarına karşı çarpışmak için tek bir silâhı vardı... Kalemi. O bu kalemle gururları yenmiş, paraya gülmüş, vicdanı bilmiyenlere onun manasını öğretmişti. Kendisini çekemiyenler, onunla uğraşmak küstahlığına kalkanlar onun o mütebessim nazik ve soğuk kanlı çehresi karşısında daima gerilemeğe, daima onun zekâsını takdir etmeğe mecbur olmuşlardır. Fakat boş söze ne hacet? Karşımızda bir hakikat vardır. Biz Türk gençliği bizi düşünen bir baba, bizim için çalışan büyük bir insan kaybettik. Bu boşluk daima her Türk gencinin, her Kıbrıslı Türkün kalbinde hissedilecektir. Susuyorum... 24 yıl bir bora gibi bizim için, Türklük için çarpışan ve kükriyen muhterem, aziz ve büyük bir ölünün huzurunda susmak mecburiyetinde kalıyorum. Fakat hayır, susmazdan evvel onun gibi Remzi Bey gibi bir kere daha Türklüğe, Türk gençliğine haykırıyorum... Ey Türk gençleri! Sizin için, sizlere parlak ve şerefli bir istikbal hazırlamak için parayı ve dinlenmeği olduğu gibi hayatını de feda eden bu aziz ölüyü yaşatmak, onun sizlere göstermek için çalıştığı yoldan yılmayıp yürümek ona karşı, onu memnun ve müsterih etmek için ifa edeceğiniz büyük bir borcunuz olsun!

   Şimdi susuyorum... Remzi beyin o mütebessim çehresinde rahat ve müsterih, hayata gözlerini kapıyan insanların mes’ud hatlarını görerek ona hürmeten susuyorum.

   Yattığın topraklar nur olsun kıymetli ölü.

Girneli, D.”

 

   Dr. Hafız Cemâl Bey, nam-ı diğer Lokman Hekim. Bu toplumun en önemli insanlarından biri. Sağlıktan kültüre yaptığı katkılarla toplumumuzu aydınlatmada önemli rol oynayanlardan. Remzi beyle ilgili o kadar detaylı bir yazı kaleme almıştı ki, Remzi Okan Bey ve SÖZ gazetesinin adeta bir fotoğrafını çekiyordu...

 

Halkın Sesi, 20/21 Mart 1942, syf:1

Lokman Hekim’in Mektubu

   Vatansever “Söz” gazetesinin 24 senelik sahibi ve baş muharriri Remzi Bey arkadaşım İstanbul’da vefat etti. Bütün Kıbrıslıları ve kendisini tanıyan birçok münevverleri ağlattı.

   Öteden beri çok sevdiği Ana vatanımızın mübarek toprağına gömülmek şerefini ihraz etti. Yeşilada’da tedavisi kabil olmıyan fena bir hastalığa yakalanmıştı. Kendisini ölüm pençesinden ve bu keyifsizlikten kurtarmak bir mucize olacaktı. Fakat heyhat, yüz bin kere heyhat! Merhumun hakikaten fedakâr ve sadık kızı Bayan Beria, prestiş edercesine çok sevdiği babacığını bağrına bastı, nazik göğsünü yatak, kollarını ve kucağını örtü yaptı. Çeşme gibi akan sıcak göz yaşları ve ılık nefesi ile ısıtmak üzere Girne’den açık bir motöre bindiler.

   Gecenin karanlıkları içinde denizde fenersiz olarak enginlere açıldılar. Dostların düşmanların harp vapurlarından, bombardıman tayyarelerinden, tahtelbahirlerden zerre kadar korkmayarak kendilerini tehlikeye attılar. İlâhi mukadderata teslim oldular. Kara kışın şiddetli soğuklarına, ayazlarına, poyrazlarına ve hatta motörlü kayıkları deviren tehlikeli Lodos fırtınalarına karşı koyarak Anamur’un önüne kadar geldiler ve Türkiye’nin mukaddes kara sularında kıyı, kıyı hareket ederek güzel Antalya’ya selâmetle vasıl oldular. Memleket hastahanesinde birkaç gün kaldıktan sonra otomobil ile uzunca bir yolculuktan sonra o güzelim İstanbul’a çıktılar. İlkin Bakır köyündeki “Emrazı asabiye ve akliye” hastahanesine yatırıldı. Kara kışın olanca şiddet ve dehşetiyle devam eden tehlikeli ve bozuk havalarında her gün İstanbul’dan tren ile, araba ile bazı defa yaya olarak babacığının can feda edercesine hizmetine koşan zavallı Beria ne kadar zahmet ve meşakat çekiyor, ne kadar göz yaşları döküyordu. Fakat zerre kadar usanmıyordu. En nihayet daha iyi tedavi edilmesi ve bakılması için Cerrah Paşa hastahanesine nakledilen Remzi beyin hastalığı arasıra şiddetleniyor, bazı defalar da hafifliyordu. Hastahanenin mevcut hasta bakıcılarına ilâveten haricden beş Türk lirası gündelikle başka bir hemşire daha vazifedar kılınmıştı. Her iki hastahanede fennan ve tubhen lâzım gelen bütün muayeneler, tetkikler, tahliller yapıldı. En yeni ilâçlar verildi. Son sistem tedaviler tatbik edildi. Fakat iyi neticeler vermedi. Öteden beri devam eden ve bacakları, ayakları bütün bütün hareketsiz ve duygusuz bırakan hastalık belde (murdar ilikte) ve Omür kanalında ve sinir merkezlerinde, kalçada, karında ve dimağda, beyinde süratle terakkî ediyordu. Nihayet (ecel saati) tam on ikiye gelince, hazreti Ezrail hüvel hallâkul bakî diyerek masum ruhunu almıştır. (22 Son Kânun 1942)

   Edirne kapusunbda mükemmel surette yapılan asrî şehitlik mezarlığına defnolunduğu gün kar, tipi olanca şiddeti ile lâpa lâpa yağıyordu. (24 Son Kânun). Kardan, dondan yollara değil yalnız otomobiller, insanlar bile adam akıllı yürüyemiyorlardı. Mezarlığın her tarafında yarım metro kadar yükseklikte kar toplanmıştır. Remzi beyin ölümü, Kıbrıs için büyük bir gaibdir, azim zayiatından maduttur. Ben Remzi beyi 1907’de yani 35 sene evvel Galatya’da muallim bulunduğu zaman tanımıştım. Galatya’da nutuk vermiştim. Neşrettiğim “İslâm” gazetesini çok okuduğunu ve sevdiğini söylediği zaman Kıbrıs’ta gazeteciliğin çok ehemmiyetli ve lüzumlu olduğunu, fakat ben doktorlukla çok meşgul olduğumdan müntezamen devam ettiremiyeceğimi, kendisinde gazeteci olabilecek pek çok istidat ve kabiliyet gördüğümü ve muallimliği bırakarak yardım için Lefkoşa’ya gelmesini rica etmiştim. Kuvvetle zannederim ki bu ilham ve teşvik çok sürmedi Remzi beyi millî matbuat sahnesine kadar yükseltti.

   Kıbrıs’ta şimdiye kadar birçok Türk gazeteleri intişar etti. Fakat hiçbir gazete muhterem “Söz” gazetesi kadar uzun ömürlü olmadı. 24 yıl oldukça intizam ile neşredilen “Söz” gazetesi, Kıbrıs’ta bulunan 65.000 Türkün mukadderatı ile hukukî ve sair hususlarıyle çok alâkadar olmuştu. Türkiye’de vuku bulan bütün idari, siyasî teşkilâtı ve inkilapları günü gününe takip ederek halkımızı irşat etmiştir. Bütün dünyaya hükümran olan İngiliz satvet ve şevketini, terakkîyatını, kültürünü ve kanunlarını gazetesiyle neşretmişti. İçtimaî, edebi, ziraî, fenni malûmatı yaymıştı. Vaktiyle benim yazmış olduğum birçok mekaleleri Lokman hekim müstear namıyle derc ederek halkın sıhhatına, sağlığına da çok hizmet etmişti. İngilizlerin matbuat ve gazetelere verdikleri geniş feyizkâr ve serbestiden “Söz” gazetesi, çok müstefit olmuştu. Pek çalışkan Rum vatandaşlarımızın aylık, haftalık ve günlük birçok gazeteleri arasında gündelik olarak neşriyat yapan “Söz” gazetesi de yurd için büyük işler görüyordu. Şimdi Kıbrıs’ın hakikî ve zahiri münevverlerine büyük bir vazife düşmüştür. “Söz” gazetesini evvelki gibi hatta kabil olursa evvelkinden daha mükemmel ve devamlı bir surette neşri için lâzım gelen bütün maddî ve manevi yardımı ve himayeyi yapmaktır. 24 seneden beri büyük bir yokluk içinde varlık göstererek çalışan bu millî müesseseyi devam ettirmektir. Gazeteciliğin kıymeti, pek büyüktür bu işi hakkıyle takdir ederek hükûmetimizin müsadesiyle başka bir gazete neşri için (Hamiyet ve Milliyet meydanına) kendilerini paralarıyle, iktidarlarıyle atacak birkaç münevver Kıbrıslı vatanımıza güzide hizmetler yapabiliriler. Elverir ki hamiyetli yurddaşlar onları hakkıyle himaye etsinler. Veyahut şehirde ve kasabalarda bulunan birçok kulüp ve kıraatane üyeleri birleşerek kooperatif veya şirket halinda ittihat ve iştirak etmelidirler. Maddî ve manevî alâkalı olmak üzre bir gazete çıkarıp devam ettirmelidirler. Ben öyle zannederim ki, eskiden yetişmiş kalem ve lisan sahibleriyle yeni gençlerimiz bu hayırlı işi başarabilirler. Türkiye’de yaşayan binlerce hamiyetli Kıbrıslılar da maddî ve manevi yardımlarını esirgemiyeceklerdir. Çünki kalbleri her zaman güzel Kıbrıs için çarpıyor. Ruhları “Kıbrıs” sözü ile canlanıyor, neşeleniyor. Ben Kıbrıs’ta neşredilecek gazete kooperatifine paraca birçok yazılarla iştirake her zaman hazırım. Pek iyi bilmeliyiz ki vaktiyle matbuat, gazetecilik 4’ncü kuvvet sayılırdı. Şimdi emin olunuz halkın seviyesiyle mebsuten mütenasip olmaz üzre ikinci ve hatta birinci derecede muvvaffakiyetkâr bir kudret hazinesidir. Vatandaşlarım pek iyi takdir ederler ki Rum vatandaşlarımızın bu kadar muntazam ve müteaddit gazetelerine karşı 65.000 Kıbrıs Türkü için hiç olmazsa bir gazete lâzımdır. Böyle bir cerideden mahalli hükûmet de istifade eder, halk da. Değil yalnız harp zamanında, bugün de lâzım yarın da. Hele sulh vaktında ve daha ileride o kadar lâzım olacak ki...

Kıbrıslı Dr. Hafız Cemâl-Lokman Hekim

Bu yazı toplam 367 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar