1. YAZARLAR

  2. Cenk Mutluyakalı

  3. "Buraya kadarmış" deme vakti
Cenk Mutluyakalı

Cenk Mutluyakalı

"Buraya kadarmış" deme vakti

A+A-

Maaş ödemek için borçlandılar. Borcu, yeni borçla çevirmek için borçlandılar. Şimdi de borcun faizini ödemek için borçlanıyorlar. Yine de çıkıp “Batırdık” demiyorlar.

Mesele yalnızca UBP-DP-YDP kodlu Üstel yönetimi değildir; AKP-MHP aklı da bu tablonun ortağıdır. Çünkü ortaya çıkan manzara, onların da ortak eseridir. Türkiye değil, AKP-MHP’nin Kıbrıs aklının çöküşüdür bu...

Üstel'in Ankara ziyaretini ertelemişler. "Mali Protokol" imzalanacaktı, "yasayı geçirmeden gelmeyin" demişler.

***
Pazartesi günü Meclis’te epeyce gerildik, epeyce yorulduk. On dört saat boyunca oradaydım. Yalanın, ciddiyetsizliğin ve çapsızlığın hayatlarımızı nasıl kuşattığını gördüm...

Bir gün sonra ilk kez korktum.
"Böyle giderse birisi ölecek” diye düşündüm.

Eylemciler yalnızca Meclis’in bahçesine değil, içine de girdi. Üstelik bu kez çok daha kararlı, çok daha öfkeli, çok daha isyankâr bir kitle vardı.

“Hükümet” denen vasatlık bunu umursamadı.
Bu ülkenin insanı, birbirine hiç bu kadar kırdırılmamıştı.

***
Polis sayımız nedir?
Benim bildiğim üç bin bile değil.
O halde neredeyse bütün polis gücü Meclis’e yığılmıştı.
Tamamı gelse yine yetmezdi; çünkü karşılarında çok daha kalabalık bir topluluk vardı.

Üstelik “Külliye” orantısız büyük…

Ön kapıyı tutsanız, kitle yandan akıyor. Yan tarafa yönelseniz, bu kez karşıdan geliyor. Bir de "taşıma" duvarlar var; zaten kolayca yıkılıyor. Polisler, hele artık emeklilik yaşına yaklaşmış olanlar nefes nefese... Çevik Kuvvet dediğiniz de yüz, en fazla yüz elli kişi…
 

***
Bir ara ortalık durulunca, polisler de soluklanmak için kafede toplandı; kulak misafiri oldum. Maaş hesabı yapıyorlardı. Hayat pahalılığı ödeneği verilmezse ne olacağını konuşuyorlardı. Zaten yeterince ek mesai de alamıyorlar.

Bir de yeniden gözlemledim...
Abla eylemci, kardeşi polis…
Eşi polis, kocası eylemci…
"Öğretmenim, tamam mısın?” diye seslenen eylemci…
Anne-kızdan biri polis, diğeri eylemci…

Kendi kendime saydım; yirmiye yakın örnek çıktı. Aynı aileden insanlar… Birinin elinde cop, diğerinin elinde bayrak…

***
Birbirine acımasızca, düşmanca, hınçla davrananları da gördüm maalesef. Ama bu ülke böylesi bir eşiğe geldiyse, bunun en büyük sorumluları hak etmedikleri koltuklarda oturanlardır.

Zaman zaman koridorlarda “hükümet” vekilleriyle göz göze geldik. Çoğunun yüzünde aynı ifade vardı: İradesiz, yüreksiz, donuk…

Oysa demokraside söz sahibi halktır. Devlet de hükümet de halkın iradesini hayata geçirmek için vardır. Bir yönetimin meşruiyeti, halkın rızasına dayanır. İnsan için kurulmamış bir düzen adalet üretmez, sadece güç üretir; sonunda da çöker. Günlerdir Meclis’te yaşadığımız tam olarak budur.

***
İnadı, gururu, kibri, menfaati ve talimatla yönetilme alışkanlığını terk edemiyorlar. Oysa biraz vicdan, biraz akıl, biraz da memleket duygusu taşısalar “Buraya kadarmış” derler.

Üstelik bundan sonrasının kolay olmayacağı da açık...

Bu ülkeyi öylesine hoyratça dağıttılar, öylesine talan ettiler, öylesine kirlettiler ki; kamu yönetimini de bürokrasiyi de liyakatten koparıp kalitesizliğe teslim ettiler. Ortada yalnızca siyasi bir çöküş yok, kurumsal bir enkaz var.

Şimdi insan ister istemez soruyor: Bu pisliği kim, nasıl temizleyecek?

Bu karanlık da dağılacak eninde sonunda. Bu ülke; kendisini birbirine kırdıranlardan da, dağıtanlardan da, iradesini hiçe sayanlardan da kurtulacak. Geriye yine halk kalacak. Yine bu memleket kalacak. Yine birlikte yaşayacağımız gelecek kalacak.

Bu yazı toplam 671 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar