1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. “Abohor Işık Kulübü”nün öyküsü(2)
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518

“Bir zamanlar Kıbrıs: Eğitim...”

A+A-

KIBRIS’TAN HATIRALAR...

ALPER ULUDAĞ

Bizim çocukluk yıllarında (ben 1947 doğumluyum), eğitim sistemi, şimdiye göre çoğuna tuhaf gelecek kadar farklıydı...

Öğretmenler çoğunlukla “İdadi” denen ve lise seviyesinde olan okul mezunları idi. Evlenen kadın öğretmenler, görevlerinden ayrılmak zorundaydı...

İlkokul altı yıl idi ve Cumartesi günleri de saat 13.00’e kadar eğitim vardı.

Hafta içi günleri sabah dersler, öğleden sonra da uygulamalı ders ve ders-dışı diyebileceğimiz aktiviteler veya kol faaliyetleri yapılırdı.

İlkokul öncesi devletin herhangi bir okulu yoktu. İlkokul öncesi sayılan Anaokulu olarak Lefkoşa’da Növber Hanım’ın Anaokulu ve Shakespeare English School vardı bildiğim kadar...

s1-218.jpg

SHAKESPEARE ENGLISH SCHOOL...

Ben 5 yaşıma geldiğimde, annemin de bir dönem öğretmenlik yaptığı Shakespeare Okulu’na gitmeye başladım.

Oranın kurucusu Necmi Sagıp Bodamyalızade’yi çok iyi hatırlıyorum çünkü sonraki yıllarda da evimize çok gelirdi. Ekseri akşam 6’ya doğru bisikletiyle gelir ve “Açın, BBC haberlerini dinleyim” deyip radyoda haberleri sonuna kadar dinler, çoğu zaman da akşam yemeğine kalırdı.

Shakespeare Okulu’nda kız-erkek beraber eğitim görülür ve İngilizce’nin yanısıra Manzum Kuran adlı bir kitaptaki İngilizce tercüme edilmiş Kuran ayetleri öğrenilir ve anlatılırdı. Bizim sınıf öğretmenimiz Süreyya Hanım’ı hatırlıyorum... Bir de çok kilolu olarak hatırladığım Hatice Hanım’ı...

O dönemde kız ve erkek ilkokulları, şimdi bize acaip gelse de, ayrı ayrı idi. Yani okullar fiilen başka başka yerlerde idi.

s3-098.jpg

HACIBULGUR AİLESİNDEN VECİHE, HIFSİYE VE KADRİYE HANIMLAR...

İlkokula başlama yaşı geldiğinde, eve en yakın okul olarak Yenicami İlkokulu’na gittim. Şu anda Okulöncesi Eğitim Okulu olan binada başladım. Öğretmenlerimiz, eğitime çok büyük katkıları olan Hacıbulgur ailesinden iki kızkardeş, Vecihe ve Hıfsiye Hanım’dı, Kadriye Hanım da en büyük kardeşti.

Dersyılı başladığında sınıfta okuma yazmayı zaten bilen birkaç kişi olduğu anlaşılınca, Okul Müdürlüğü’nün kararı ile İlkokul 2’ye aktarılmam, hem iyi, hem de kötü oldu: Hep kendimden büyüklerle eğitim gördüm ve sınıfın hep en küçüğü oldum. İyi tarafı, belki hayattan bir yıl kazanmam oldu ama sonraki yıllarda, üniversiteyi 20 yaşımda bitirdiğim için, işyeri açamama gibi bir sorunla karşılaştım.

İlkokul 3’ten itibaren okulumuz şimdi Eski Eserler Dairesi olan Haydarpaşa Okulu’na taşındı.

KEMAN ÇALAN ÖĞRETMENİMİZ SACİT BEY...

Sınıf öğretmenimiz çok değerli bir öğretmen olan ve Gara Nazım diye tanınan Nazım Bey idi... O dönemden en çok hatırladığım, Kıbrıs para biriminin Guruş/Şilin/Lira sisteminden Lira/Mils sistemine geçişi için derslerde yapılan yoğun uygulamalar ve müzik dersi veren ve bize keman çalan müzik öğretmenimiz Sacit Bey idi... O yıllarda ben de keman dersleri almakta olduğum için olsa gerek...

ATATÜRK İLKOKULU’NDA AYNI ÇATI ALTINDA KIZ VE ERKEK ÖĞRENCİLER AYRI AYRI DERS GÖRÜRDÜ...

İlkokul 6’ya geldiğimizde yeni yapılan Atatürk İlkokulu’nda derse başladık. Ve bu okulun ilk mezunları olduk.

Atatürk İlkokulu, aslında kız ve erkek öğrencilerin aynı çatı altında ama ayrı ayrı sınıflarda ders gördüğü bir okuldu. Bahçe bile kız tarafı/erkek tarafı diye ikiye bölünmüştü ve diğer tarafa geçmek yasaktı, teneffüslerde bile. Her sabah okunan And (Türküm, Doğruyum, Çalışkanım...) bir gün kız, bir gün erkek öğrenci tarafından okunurdu. Ben de bu andı okuyanlardan biri olduğum için biliyorum ve tüm okula sesinizin çıktığı en yüksek seviyede (o zamanlar mikrofon veya ses sistemi yoktu) bağırarak okumanın zorluğunu hala hatırlıyorum.

KIZLAR TARAFINA GEÇMEK YASAKTI...

Bina içi koridorlar da, tüm katlar bitişik olduğu için, bina ortası dilatasyon denilen ek yerleri sınır olmak üzere ayrılmıştı ve bizim için kızlar tarafına geçmek yasaktı. Bunun tek istisnası, resim dersi atölyesi idi. Öğretmenimiz Gülter Hanım’ı ve senesonu sergi için yaptığımız resim çalışmalarını hatırlıyorum...

s4-032.jpg

İZCİLİK VE MİLLİ OYUNLAR...

Öğleden sonraları ilkokullarda Pratik derslerin ve kol faaliyetlerinin yapıldığını söylemiştim. Bahçe işleri, İzcilik, Tiyatro, Milli Oyunlar ve benzeri faaliyetler, bunların bazıları...

Ben, İzcilik ve Milli Oyunlar kollarına yazılmıştım. İzcilik faaliyetlerimi Ortaokul 3 sonuna kadar devam ettirdim. Milli oyun olarak o zamanlarda Türkiye’nin milli oyunları öğretilir ve ona göre milli kıyafetler aileler tarafından temin edilirdi. Bize öğretilen Ege bölgesinin Geyve Zeybeği idi ve bunu Yılsonu Müsameresi’nde ve tüm milli kutlama günlerinde (23 Nisan, 19 Mayıs gibi) oynardık.

s5-005.jpg

BİR HAFTA YORGOZ’DA İZCİ KAMPI...

Bir diğer önemli olay da ilkokul mezuniyetine yakın, bir haftalığına Yorgoz (Tepebaşı) ormanına izci kampına gidişimiz. Bir çocuk için evinden bir hafta uzakta kalmak demek olan bu kamp çok iyi geçmişti ve bölgenin güzelliğini hala hatırlıyorum.

s2-185.jpg

SIR HUGH FOOT’UN HANIMINA BİR BUKET ÇİÇEK VERİYORUM...

İlkokulda hatırladığım bir ziyaret de dönemin İngiliz Valisi Sir Hugh Foot’un eşinin okulumuzu ziyarete gelişi ve ona bir buket çiçek verip İngilizce birşeyler söylediğim...

YAVUZ BEY’İN İSTEĞİ...

O dönemde Ortaokul’a giriş sınavla idi ve bu sınav, çok önemsenirdi. Sınava özel bir hazırlanma istenmez, sorular tüm ilkokul müfredatından gelirdi. Sorular sadece klasik tarz olurdu. Bu sınavda çok iyi bir derece aldığımı hatırlıyorum çünkü sınav sonuçları belli olunca, Ortaokul’un müdürü Yavuz Bey, babama haber göndererek beni görmek istediğini bildirmiş. Bir Cumartesi öğleden sonra evine gittiğimizi, gitmeden de acaba diye kuşkulandığımızı hatırlarım. Meğer Yavuz Bey, kağıdımı da incelemiş ve elyazımın düzgünlüğü yanında matematikten hiç hata yapmayan bu çocuğu tanımak istemiş. Tabii ailece çok mutlu olduk.

ÖĞRETMENLERE TAKTIĞIMIZ LAKAPLAR...

Orta 1 ve 2’yi şimdilerde Turizm Bakanlığı Eğitim Merkezi olan binada, Orta 3’ü ise Bayraktar Kışlası denen şimdiki Turizm Bakanlığı binasında okuduk.

Okulda üniforma ve kep giyme zorunluluğu vardı ve Cuma günleri camiye götürülürdük. Okul müdürmüz Selçuk Bey’e, o dönemde çok moda olan bir çizgi roman kahramanı Kinova lakabını takmıştık ve en çok korkulan hoca da, kulak çekmesi ve kulak kıvırması ile ünlü Ahmet Bey idi; ona da Gago lakabını takmıştık. Beden Eğitimi öğretmeni Altay Ali’nin lakabı ise Poz idi. O dönemde Türkiye’den çok sayıda öğretmen derslerimize giriyordu. Özellikle Matematik (Münevver Hanım), Fizik (Necati Doğru) ve Kimya (Emine Akmandor) derslerinin onlar tarafından verildiğini hatırlıyorum. İzcilik faaliyetleri de epeyi yoğundu fakat Beden Eğitimi dersleri hemen hemen hiç yapılmadı çünkü hocası efsanevi mücahit Yusuf Hoca idi ve pek okula gelemiyordu. Bu saatlerde bol bol yakantop oynadığımızı ve bunun çok hararetli geçtiğini hatırlıyorum.

TAHTA DÖŞEME ZEMİN VE FARELER...

Orta 3’te sınıfımız tahta döşeme zeminli idi ama eskilikten bu tahtalar delik deşik olduğundan, altları bazan fare yuvası veya “Böv” dediğimiz siyah iri örümcek yuvası olabiliyordu. Herhalde bir fare peşinden bu tahtaların altına girip sonra çıkış yolunu bulamayan bir kedi, birkaç gün miyavlamış ama en sonunda ölünce, sınıfı korkunç bir koku kaplamıştı. Sonuçta tahtalar bir yerden söküldü ve sorun halledildi ama birkaç gün çok zor geçti.

YÜCEL DOLMACI’YLA DOSTLUĞUMUZ...

Lise 1’e geldiğimde, yeni yapılan Lefkoşa Türk Lisesi’nde eğitime başladık. Yepyeni bir okul ve yeni sınıflarda, yeni simalar... Adanın dört yanından gelen arkadaşlar... Daha önceki sınıf arkadaşları, ilkokuldan beri hep nesildaşlardı ama bu yeni arkadaşlar, sınıf mümessilliğinden her derste parlayan öğrencilere kadar, birçok şeyi değiştirdi. İleriki yıllarda üniversite dönemi oda arkadaşım olacak olan Yücel Dolmacı ile tanıştım; matematikte çok iyi olan ve sonraları Tapu Dairesi’nde çalışan Aziz adlı arkadaş da hatırladıklarım...

 

 

Bu yazı toplam 851 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar