1. YAZARLAR

  2. Tamer Öncül

  3. Yarından sonra bizde de olur mu?
Tamer Öncül

Tamer Öncül

Yazarın Tüm Yazıları >

Yarından sonra bizde de olur mu?

A+A-

 

Geçen hafta siz köşe yazımı okurken, ben İstanbul Arkeoloji Müzesini gezmekteydim…
Çeşitli kültürlere ait bir milyonu aşkın eserle, dünyanın en büyük müzeleri arasında yer alan bu müzeyi gezdikçe, “bizde böyle bir müze ne zaman açılır acaba?” diye düşünüp durdum.
Yarın yapılacak Lefkoşa Belediye başkanlığı seçimi sürecinde ortaya atılan vaatlere bakıyorum;  Lefkoşa’yı bir “Kültür-Sanat Şehri” haline getirmekten söz eden  aday sayısı çok… Bunların kaçı samimi? Bence üçü geçmez… UBP ve DP’li (gelmiş geçmiş) belediye başkanlarının bugüne dek yaptıklarına bakınız; seçim sürecinde ortaya attıkları vaatlerin hiç birini yerine getirmediklerini görürsünüz… Yine de seçim sizin!... Yarın sandığa giderken, gündelik hesaplarınızı değil; Nasıl bir Lefkoşa’da yaşamak istediğinizi düşünerek gidin… 
Sanatçı ve Yazalar Birliği olarak 20 yılı aşkın bir süredir verdiğimiz Müze kavgasında pek başarılı olduğumuz söylenemez… En son, Sarayönü’nde boşaltılan eski polis binalarının “Sanat Müzesi”ne dönüştürülmesi için verilen kavgadan da sonuç alamadık…
“Yarından sonra, bizde de bu tür müzeleri görebilmek” umuduyla, ben size şimdilik İstanbul Arkeoloji Müzeleri  izlenimlerimi aktarmakla yetineyim…

Türkiye'nin müze olarak inşa edilen en eski binası olan Arkeoloji Müzesi (ana bina), ressam ve müzeci Osman Hamdi Bey tarafından İmparatorluk Müzesi olarak kurulmuş ve 13 Haziran 1891 tarihinde ziyarete açılmıştır.
Fatih Sultan Mehmet döneminde (1472’de) yaptırılmış olan Çinili Köşk, restore edilerek 1880 yılında açılır.
Girişin hemen solundaki Eski Şark Eserleri Müzesi ile tamamlanan bu Müzenin koleksiyonunda, Balkanlar'dan Afrika'ya, Anadolu ve Mezopotamya'dan Arap Yarımadası'na ve Afganistan'a kadar, Osmanlı İmparatorluğu'nun sınırları içinde yer alan medeniyetlere ait eserler bulunmaktadır.
Osman Hamdi Bey'in Myrina, Kyme ve diğer Aiolia Nekropolleri'nde; Hekate Tapınağı'nda kazılar yapmış ve buradan gelen eserleri müzede toplamıştır.  Lübnan'da bulunan Sayda'da yaptığı kazılar sonucunda Krallar Nekropolü'ne ulaşmış ve dünyaca ünlü İskender Lahdi, Ağlayan Kadınlar Lahdi, Likya Lahdi,Tabnit Lahdi, başta olmak üzere pek çok lahit ile İstanbul'a dönmüştür. 
Müzenin avlusunda da pek çok heykel ve sütun sergilenmekte; ayrıca büyük tahta sandıklar içinde yeni gelen (ve sergilenmeyi bekleyen) arkeolojik buluntular görülmektedir…

İSKENDER LAHDİ (M.Ö. 325-311) Lahdin bu yüzü, Büyük İskender’in Issos’ta Perslerle savaşını resmektedir.
Zemin katı, 20 Salon’dan oluşan Ana bina’ya bağlanan EK Bina’nın 3.4. katlarında, “Anadolu ve Çevre Kültürleri” sergilenmektedir… 4.katta ise  Suriye ve Kıbrıs’tan götürülen arkeolojik buluntular sergilenmektedir… Ne yazık ki,  (restorasyon gerekçesiyle) bu kat geçici olarak ziyarete kapalı olduğu için gezemedik…
Kıbrıs’tan götürülen buluntuları görememenin yarattığı hayal kırıklığını az da olsa, şiirle ilgili buluntularda giderdim… 
Kadın şair Sapho’nun iyi korunmuş büstü; ve Sümerler’den kalan ilk şiir tabletleri oldukça büyüleyici idi….
Sappho, MÖ 630-612  arasında; Lesbos, (bu günkü adıyla Midilli ) adasında doğmuş, Antik yunan lirik şairilerinin en önemlisidir…  40’lı yaşlarında öldüğü düşünülmektedir…
Bir Afrodit kültü rahibesi olan Sappho, bağlı bulunduğu kültün de kendisine vermiş olduğu rahatlığa dayanarak özgürce içinden geçeni söylemiş, Açık ve yürekli bir tutum sergilemiştir. Dilindeki bu içtenlik ve açıklık sayesinde eserleri, tüm ardıllarını ve benzerlerini geride bırakarak yüzyılların ötesine geçmiş, çağlar boyu öykünülmüş, eleştirilmiştir.
Dokuz Betik + (Onuncu Bölüm) olmak üzere 182 şiiri günümüze ulaşmıştır. Türkçe’ye çevrilen bu şiirleri okumuşsanız aşağıda göreceğiniz “İlk Aşk Şiiri” ile ne kadar benzeştiklerini görebilirsiniz…

KADIN OZAN SAPHO

1889′da Bağdat’ın 150 km uzağındaki Sümer kenti Nippur’da bulunmuş 4 bin yıllık bir tablet üzerindeki şiir, Dünyanın (bilinen) ilk aşk şiiri olarak kabul görmektedir… Türkiye’nin ilk Sümeroloğu Muazzez İlmiye Çığ  tarafından Türkçeye çevrilmiş bu şiir, Sümer inancına göre, toprağın bereketini ve verimli olmasını sağlamak amacıyla, Kral’ın yılda bir kez Bereket ve Aşk Tanrıçası Ellil yerine bir rahibe ile evlenmesi ritüelini anlatmaktadır.. Bu şiir büyük bir olasılıkla Kral Şusin için seçilmiş bir gelin tarafından yeni yıl bayramını kutlama töreninde söylenmek üzere kaleme alınmıştı ve ziyafetlerde, şölenlerde müzik, şarkı ve dans eşliğinde söyleniyordu.

Damadım, kalbimin sevgilisi.
Güzelliğin büyüktür baldan tatlı.
Aslan, kalbimin kıymetlisi
Güzelliğin büyüktür baldan tatlı.
Benim değerli okşayışlarım baldan tatlıdır.
Yatak odasında bal doludur.
Güzelliğinle zevklenelim.
Aslan seni okşayayım.
Benim değerli okşayışlarım baldan tatlıdır.
Damadım benden zevk aldın.
Annem söyle sana güzel şeyler verecektir.
Babam, sana hediyeler verecektir.
Sen beni sevdiğin için.
Lütfet bana okşayışlarını.
Benim Tanrım, benim koruyucum.
Tanrı Ellil’in kalbini memnun eden Şusin’im.
Lütfet bana okşayışlarını.

Bu yazı toplam 1513 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar