1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. Üstüne anıt ve müze yapılmış…
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

Üstüne anıt ve müze yapılmış…

A+A-

***  Laptalı Sofoklis Gagullis, 1974’te tanık olduğu bir gömü yerini anlatıyor…

Laptalı Sofoklis Gagullis, 1974’te henüz 21 yaşındaki bir gençken savaşın patlak vermesiyle birlikte esir alınmış… “Bikronero” denen “Çıkarma Plajı” yakınındaki bölgede 60 Kıbrıslırum’la birlikte esirken, buraya gelen bir Türk subayı aralarından beş-altı kişi seçerek onları “Yolun karşısında ölüleri gömmeye” götürmüş…

Gittikleri yerde büyük bir çukurda bazı ölüler varmış – üstleri toprakla örtülüymüş… Başında durdukları çukur bir metre derinliğinde, dört metre genişliğinde bir çukurmuş…

Sonra gömülmek üzere iki ölü getirmişler: Ne bunların, ne de gömülmüş olanların Türk mü, Kıbrıslıtürk mü, Kıbrıslırum mu olduğunu biliyor Sofoklis Gagullis…

İki ölüyü gördüklerinde o kadar üzülmüşler ve bozulmuşlar ki orada bulunan bir asker bu üzüntüyle onların burada işe yaramayacağını anlamış… Onları gerisin geri esir tutuldukları yere göndermiş…

Yıllar sonra bu bölgeye gitmiş Sofoklis Gagullis…

Bu görmüş olduğu gömü yerini de Kayıplar Komitesi’ne göstermiş…

Sofoklis Gagullis, şimdi artık bu yerin üzerine bir tür anıt ve müze yapıldığını anlatıyor…

Buraya gömülenler Türk askerleri miydi, Kıbrıslıtürkler miydi, Kıbrıslırumlar mıydı? Bunu bilmiyoruz… Ancak bilinen şey bu bölgeden çok sayıda “kayıp” Kıbrıslırum’un olduğu ve bunların bir kısmının hala bulunamadığı…

“Bikronero” (“Acı Su”) denen bölgede “kayıp” edilen ve öyküsüne bu sayfalarda yer vermiş olduğumuz Kostas Panduri’ye ilişkin araştırma yaparken bir arkadaşımız Sofoklis Gagullis’in bu bölgede bir gömüyle ilgili bilgisi olduğunu anlatınca onu bulduk ve bizi kırmayarak röportaj yapmayı kabul etti. İngilizce bilmediği için değerli arkadaşımız Hristos Eftimiu, çevirmenliğimizi yaptı… Onlarla Lefkoşa’da ara bölgede Dayanışma Evi’nde buluştuk ve Sofoklis Gagullis’le röportaj yaptık… Arkadaşımız Hristos Eftimiu’ya Rumca’dan İngilizce’ye çeviri yaparak bu röportajda bize yardımcı olduğu için sonsuz teşekkürler…

Sofoklis Gagullis halen Cumhurbaşkanlığı’nda bahçıvan olarak çalışıyor… 1974 öncesi kendi bahçelerinde çalışıyormuş…

Esir olarak Mersin’e ve Adana’ya gönderilmiş ama sağ salim Kıbrıs’a dönebilmiş…

“Bikronero”da bir gömü yerini gören ve bunu dört yıl önce Kayıplar Komitesi’ne gösteren Laptalı Sofoklis Gagullis’le röportajımız şöyle:

 

SORU: Kaç yaşındasınız Sayın Sofoklis Gagullis?

SOFOKLİS GAGULLİS: 63 yaşındayım. Laptalıyım…

 

SORU: 1974’te neyle uğraşıyordunuz?

SOFOKLİS GAGULLİS: Lapta’da kendi bahçelerimde çalışıyordum.

 

SORU: 1974’te Lapta’da neler olmuştu?

SOFOKLİS GAGULLİS: Darbe esnasında kızkardeşimle birlikte Lefkoşa’daydım. Perşembe günü Lefkoşa’dan ayrılarak Lapta’ya dönmüştüm. Kızkardeşim bana polis olan eşinin darbeciler tarafından tutuklanmış olduğunu ve Girne Kalesi’nde tutulduğunu anlatmıştı. Lapta’dan annemi alarak Girne’ye gitmiştim Cuma günü. Ertesi günü yani Cumartesi günü ise işgal başlamıştı. Kale’den ayrılarak eve dönmeyi başarmıştım…

20170215_161710.jpg

SORU: Londos’un Kale’ye giderek orada tutuklu bulunanları serbest bıraktığı anlatılıyordu…

SOFOKLİS GAGULLİS: Evet, ben de duydum bunu…

Lapta’da annem dahil ailemi alarak Girne’deki Kızılhaç Merkezi’ne gitmiştik ondan sonra. Burada hasta çocuklar bulunmaktaydı…

23 Temmuz 1974’te Kızılhaç’ta çalışmakta olan yetkili bir kadın bize Türk askerlerinin gelip burada bulunanları kontrol edeceğini söylemişti. Biz de buradan ayrılarak Girne’de bir eve gitmeye karar vermiştik. Bu ev de Kızılhaç’ta çalışan birisinin eviydi… Kızkardeşim “Bazıları oraya gitti, sen de git” demişti. Böylece ben de o eve gitmiştim Girne’de. Gittiğimiz bu evin az ilerisinde bazı Türk askerleri vardı. Ancak bizim orada olduğumuzu farketmemişlerdi. Bir noktada bu evdeki bir kadın dışarı çıkmıştı, çöpleri atmaya zibil tenekesine ve askerleri görmüş, içeri dönerek “Askerler geliyor” diye herkesi uyarmıştı. Kadın içeri girip de kapıyı kapar kapamaz ateş açmışlardı, ben de kapının yanındaydım ve hemen dönmüştüm ki ateş açılmıştı, kurşunlar kapıyı delip geçiyordu, az kalsın vurulacaktım ama vurulmamıştım. Evde bulunanlardan birisi Türkçe konuşabiliyordu, ona “Sivil olduğumuzu, silahımız olmadığını Türkçe olarak bağırarak söyle kendilerine” demiştik. O da bağırarak bunları söylemiş ve askerler dışarı çıkmamızı söylemişti bize… Önce kim dışarı çıkacaktı? Küçük çocukları olan bir kadın “Önce ben çocuklarla birlikte dışarı çıkayım, siz da beni takip edin” demişti. Dışarı çıkınca kadınları bir tarafa, erkekleri bir tarafa ayırmışlardı… O günlerde 21 yaşındaydım. Askerler o evi yokladılar, başka evlere de girip baktılar ama bir şey bulamadılar. Kadınlarla çocukları orada bırakmışlardı ve biz beş erkeği alarak bizi ilerideki yola doğru götürmüşlerdi. Her birimize kim olduğumuzu soruyorlardı. Eniştemin üstünde duruyorlardı, giysilerinden ötürü – ayağında askeri çizmeler, üstünde haki bir pantolon ve kırmızı bir tişört vardı eniştemin. Ona kim olduğunu, ne olduğunu sormaktaydılar. Türkçe bilen o adam çevirmenliğimizi yapıyordu askerlere. Kızkardeşim Evgenulla’nın kocası yani eniştem de kendilerine polis olduğunu, darbe esnasında darbecilerin kendisini tutuklamış olduğunu anlatıyordu. Eniştemin adı Athanasis Stavru idi.

Önce bizi zeytinlerin bulunduğu bir tarlaya götürdüler… Sonra da bizi bir landroverle Beşinci Mil’e götürdüler… Orada belirli bir subayı aramaktaydılar. Onu bulamayınca bizi Bikronero’ya götürdüler. O subayı orada da bulamayınca bizi tekrar Beşinci Mil’e götürdüler. Aradıkları subayı orada buldular nihayet. Bu subay bizim landroverden indirilmemizi söyledi kendilerine. Biz araçtan indiğimizde ellerimizi yukarı kaldırmıştık ancak subay bize ellerimizi indirmemizi söylemişti. Bu subay Kıbrıslıtürk müydü yoksa Türk askeri miydi bilemiyorum ama Rumca konuşamıyordu. Bu askeri subay bizi bir eve götürmüştü… Evde bize seslenerek “Aç olmalısınız, gidip size yiyecek birşeyler bulmaya çalışacağım” demişti. Geride bizi gözetecek tek bir asker bırakmıştı. Belli ki bizi bir yerde tutmaya çalışıyordu, herhalde kaygılanıyordu… Gidip yememiz için piskot falan gibi şeyler bulup getirdi… Ve su da getirmişti bize. Ve bizimle birlikte kalmıştı… Gene Türkçe bilen arkadaşımız çevirmenliğimizi yapmaktaydı, subay ona konuşuyordu.

Bizi beklemek üzere tek bir asker bırakacağını, bu askerin de eve kimseyi yaklaştırmayacağını söyledi bize.

Biz evdeyken, yakınlardaki bir başka evde başka esirler görmüştük… Kıbrıslırumlar’a benziyordu bu esirler. Ancak ertesi günü bu esirler artık orada değildiler.

Öğleden sonra bizi tekrar Bikronero’ya götürmüştü.

Bize gene “Aç olmalısınız” demişti…

Orada otlayan bir sürü vardı…

“Askerlerime bir koyun yakalayıp kesmelerini söyleyeceğim, sonra da bunu size getireceğim pişirip yiyesiniz” demişti.

Bir eve gitmiştik burada, evin içinde değildik ama, avlusundaydık…

Sonuçta söylediğini yaptı bu subay, askerler o eti pişirdi ve bize de yememiz için getirdiler.

Buraya daha fazla esir getirmişlerdi ve böylece sayımız 60 kadar olmuştu. Sade erkekler değil, kadınlar ve çocuklar da vardı…

 

SORU: Bunlar Lapta’dan esirler miydi?

SOFOKLİS GAGULLİS: Hayır, Girne’den esirlerdi… Girne’nin çeşitli yerlerinden geliyorlardı.

 

SORU: Çocuklar da var mıydı?

SOFOKLİS GAGULLİS: Evet, çocuklar da vardı…

İki gün burada kalmıştık…

Bu iki gün içerisinde o Türk subayı tekrar gelerek Türkçe bilen arkadaşımıza “Gömmemiz gereken bazı insanlar vardır yolun karşısında” demişti. Bikronero’daydık – Bikronero ile Beşinci Mil’in arası bir kilometre kadardır…

Ben dahil beş-altı genç insanı alarak götürdüler… Ölülerin üstü toprakla örtülmüştü… Büyük bir çukurdu bu ve dibinde ölüler vardı, üstleri toprakla örtülmüştü…

 

SORU: Ne kadar büyüklükteydi bu çukur? Şiroyla mı açılmıştı?

SOFOKLİS GAGULLİS: Evet, tam olarak hatırlamam ama sanırım bir metre kadar derinliği, dört metre kadar genişliği vardı bu çukurun…

DEVAM EDECEK

Bu yazı toplam 892 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar