1. YAZARLAR

  2. Sinan Dirlik

  3. TARİHİN EN PAHALI KAMPANYASI…
Sinan Dirlik

Sinan Dirlik

Yazarın Tüm Yazıları >

TARİHİN EN PAHALI KAMPANYASI…

A+A-

 

Hızlı giriş yaptığı Ortadoğu oyununda hızlı ve etkili bir zafer hayali kuran Türkiye, bölgenin eski ve tecrübeli oyuncularıyla masaya oturmak zorunda kalınca ortaya bir garabet çıktı. “En fazla 6 ayda düşer” gazıyla, el ele çıkılan Bodrum tatili fotoğraflarını apar topar albümlerden kaldıran ve söylemi “Kardeşim Esad”dan “Katil Esed”e çevirenler, kurtlarla dansın ne menem bir şey olduğunu öğreniyorlar şimdi… Acılı, bedeli ağır bir öğrenme süreci bu…

Rusya- İran ve Türkiye arasında Moskova’da gerçekleştirilen toplantı sonrasında kaleme alınan bildiri, Suriye’de toprak bütünlüğünün korunduğu, Esad’lı bir barış ve normalleşmenin sağlanması konusunda mutabakat sağlandığını ortaya koyuyor. Bu, Suriye halkının ve bölgenin acılarının dindirilmesi için umut verici bir gelişme.

Garabet tam da bu “umut verici” noktada başlıyor.

Suriye’de Esad rejiminin yıkılması ve ülkeye demokrasi götürüleceği vaadiyle ilk muhalif gösterilerin başla-tıl-dığı Mart 2011’den bu yana resmi rakamlara göre 86 bini sivil, 301 bin kişinin hayatını kaybettiği biliniyor.

İç savaş sırasında yine resmi rakamlara göre 7 milyon insan Suriye içerisinde görece güvenli buldukları bölgelere göç ederken, 5 milyon insan Türkiye, Ürdün, Lübnan, Irak, Ermenistan ve Kürdistan Özerk Bölgesi’ne dağılmış durumda.

Bütün altyapısı yerle bir olan Suriye’de yuvalanan cihatçı unsurlar artık sadece Suriye’nin değil, Türkiye dâhil bütün bölgenin baş belası haline geldi. Süreci tetikleyen ABD’nin kenara çekilmeyi tercih ettiği 5 acılı yılın sonunda Rusya- İran ve Türkiye arasında sağlanan mutabakat yaşanan her şeyin boşuna olduğunun teyidi niteliğinde: Esad devrilmedi, yüzbinlerce insanın kanının döküldüğü Suriye 5 yıl öncesinden daha huzurlu, daha demokratik, daha istikrarlı bir ülke değil.

Bunun hesabını kim verecek derseniz ve bakışlarınızı boş yere muktedirlere çevirirseniz yanılırsınız… Faturayı Suriye ve Türkiye halkları canlarıyla, kanlarıyla, ödüyor, ödeyecek.

Rusya ve İran, başından beri destekledikleri Esad’ın gücünü koruyarak kontrolü yeniden ele almasından ve dünyanın 7 ikliminden akan cihatçıların yenilgiye uğratılmasından sonra bölgede pekiştirecekleri güçlerinden hoşnutlar kuşkusuz. Peki ya Türkiye?

Türkiye, ufak tefek pürüzlere rağmen 100 yıla yakın süredir barış içerisinde yan yana yaşamayı başardığı, 877 km’lik en uzun sınır komşusuyla ilişkisini yıllarca onarılamayacak biçimde tahrip etti. Bundan da beteri, Esad rejimini yıkmak üzere “eğitilip donatılan” cihatçı çeteler Türkiye’nin dört bir yanına dağılarak yuvalandı. Yerinden yurdundan koparılan 3 milyondan fazla Suriyeli, muhtemelen bir daha dönmemek üzere Türkiye’ye yerleşti.

Büyük gürültüyle başlatılan Fırat Kalkanı Operasyonunda daha şimdiden 37 asker hayatını kaybetti. Anlaşılan o ki, Rusya-İran ve Esad rejiminin Türkiye sınırına doğru süpürdüğü cihatçılar sıkıştıkça, Türkiye’nin can kaybı daha da artacak. Deneyimli dış politika uzmanlarının başından beri uyardığı gibi, Suriye, Türkiye’nin Vietnam’ı olma yolunda.

Erdoğan rejiminin Suriye üzerinden devşirmeyi hayal ettiği zafer, tarihin en pahalı başkanlık kampanyasının acı meyvesi olacağa benziyor. Fakat göz ardı edilen bir şey var. Türkiye artık uluslar arası savaş baronlarının yeni oyun alanı… Başkentinin göbeğinde Rusya büyükelçisini öldürmeye cüret edebilecek kadar üstelik…

Bu arada son dönemdeki gelişmelere bakarak, akılları kurcalayan sorular havada asılı kalmaya devam ediyor. Batı ile ağır güven bunalımı yaşayan Erdoğan rejiminin gönülsüz de olsa Rusya ve İran’la yakınlaşması bir yere kadar anlaşılsa da, Rusya ve İran’ın bölgedeki çıkarları ile Türkiye’nin çıkarlarının nasıl bağdaştırılabileceği sorusunun yanıtı henüz yok.

Her iki ülke de, bölgede Sünni cihatçıların tehlike arz etmeyecek biçimde dişlerinin sökülmesini istiyor. Erdoğan rejiminin en büyük korkusu ise bölgenin Şii egemenliğine girmesi…  Ve tabii en önemli korku Kürt ulusal birliğinin sağlanarak, bölgede bir Kürdistan oluşumu… Anlaşılan bu endişe öyle bir boyutta ki, cihatçı unsurların kendi içine de sızan, bölgesel hâkimiyetine bile katlanabilecek durumda Türkiye.

Korku ve hırsın gözleri kararttığı dış politika, artık tam da Erdoğan’ın söylediği gibi iç politika haline dönüştü böylelikle… “Halep’ten Şam’a Suriye iç meselemizdir” diyordu Erdoğan. Ve işte Rusya ve İran ona  Suriye’de ne varsa Türkiye sınırlarına süpürerek istediğini veriyor: Canlı bombalardan asker cenazelerine, kan ve gözyaşına bulanmış bir ülke…

Değer mi?

Bu kadar pahalı bir kampanya yürütüldüğüne göre değer demek ki…

 

 

 

 

 

Bu yazı toplam 2460 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar