1. YAZARLAR

  2. Tamer Öncül

  3. Sevsinler Dir-Enişimizi…
Tamer Öncül

Tamer Öncül

Yazarın Tüm Yazıları >

Sevsinler Dir-Enişimizi…

A+A-

Gazetelere, sosyal medyaya bakıyorum; ortalık direnişten kırılıyor!...
Elektirik zammına direnenlerin sesi, özelleştirmeye karşı çıkanlardan daha gür çıkıyor…
Kurultay sürecinde yüzlerce “partiliyi” işe alan UBP, bu (suçsuz!) insanların, sözleşmelerinin uzatılmamasına karşı direniyor! “Bilesiniz ki biz de onlarla birlikte aç kalacağız, attırmayız” diye kükreyip; meclis duvarlarını titretiyorlar!..
Muhalefet partilerimizin, sendikalarımızın direnişinden(!) ortalık yıkılıyor…
“Yaptırmayık; ettirmeyik… Hesap soracayık…” “Cayık”lamalardan kulaklarımız sağır olacak neredeyse…
Vatandaş geri durur mu?.. Sokakta, mahallede ve de hatta meyhanede DİR-ENİŞ’e devam!..
Hükümetimizin de hakkını yemeyelim tabii… Baba/vatan’ın  paketine karşı sessiz bir direniş içindeler! Yılların “kötü yönetimi” (ve dayatmaları)’ın vebalini topluma yükleyerek DİR-ENİŞ’e devam!..
Herkes de biliyor ki, (tüm kurumlarımızla, örgütlerimizle) yaptığımız DİRENİŞ değil… Tümümüz ROL kesiyoruz…
Aradan, Ulaş Gökçe gibi birileri çıkıp("Değerli dostlar başarısız olduğuma ve üyelerimiz ile sendikal harekete verecek yeni bir şeyim kalmadığına inandığımdan 1.5 yıldır yürüttüğüm DAÜ-SEN Başkanlığı görevimden istifa ettim.”)bunu dillendirmese, bu ROL’ün gerçek olduğunu sanacağız biz de…
Görmezden geldiğimiz, edilgenliğimiz/pasifliğimiz bu kadarla da sınırlı değil… Biz, tescilli barış düşmanlarının “Gelsinler iki ayda çözelim” masallarını dinleyip uykuya yatırken; Babaların babası(vatanımız) ABD’nin başımıza ördüğü çorapları da (AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu, “ABD’nin aylardan beridir, doğal gazın boru hatlarıyla Türkiye toprağından geçmesi perspektifiyle Yunanistan-Türkiye-İsrail-Kıbrıs işbirliği oluşturulmasından yana tavır ortaya koyduğunu da biliyoruz.” Derken, yalnızca sızlanması gibi) görmezden geliyor; ortaya bir DİRENİŞ, irade koyamıyoruz…
Bu, edilgen/pasif tavrımızı (yalnızca kadınlar açısından yazmış olsa da) genç hukukçu arkadaşım Aslı Murat şöyle özetlemişti: 
"Erkek" politikacıların ve/veya kanaat önderlerinin ve/veya yöneticilerin çizdiği yolda sorunsuz bir şekilde yürüyen; onların koyduğu kurallara sorgulamadan itaat eden, yeni bir dil - üslup - program üretemeyen; bu şekilde hareket ederek kendini var ettiğini zanneden politikacı ve/veya kanaat önderi ve/veya yönetici kadınları destekleyip, aksi tavır alan kadınları "cadı - hin -kaprisli - şımarık -sinir hastası" diye niteleyen erkek egemen zihniyeti çiteyim! Tüm "cadı - hin - kaprisli - şımarık - sinir hastası" kadınları çok seviyorum...”
Bu saptamayı genelleştirin, sorun aynı: (egemenlerin) “çizdiği yolda sorunsuz bir şekilde yürüyen; onların koyduğu kurallara sorgulamadan itaat eden, yeni bir dil - üslup - program üretemeyen” bireyler, kurumlar, toplumlar ya da devletler’in sızlanmaya hakkı yok…
Oysa biz yıllardır bunu yapıyoruz… Onsekiz yıl önce (19 Ekim 1995) yazdığım bir yazıyı şu cümlelerle sonlandırmıştım:
“Bugünkü duruma bilerek ya da bilmeyerek, şu ya da bu oranda hizmet etmemiş bir tek kurum gösteremezsiniz...
Bu ayıp tümümüzün ayıbıdır... Duygusal çıkışlarla bu ayıbı örtme çabası yerine, geçmiş hatalarımızı tespit edip; bu “karşı irade”yi kırmak; toplumsal-kültürel gelişme için kavga vermek  zorundayız...
Şu bir gerçek ki, bu kavga, özveri ister... Geçmişte “hak kazanma” adına sunulmuş “siyasi rüşvetler”in üstüne kurulup; “önce şunlar bu haklardan vazgeçsin, sonra biz” demagojisine sığınmak bir şeyi değiştirmez… Bu yaklaşımlar, özveri adına toplumu 60’lı yılların çağdışı “getto yaşamına” döndürmek isteyenlerin tavırları gibi havada kalır...
Toplumsal-kültürel gelişme için; tüketen, ganimetçi, bireyci anlayış yerine, üreten ve adilce paylaşan, demokratik çağdaş bir yapılanma için örgütlenmek, kurumlaşmak  da özveri ister...
Nutuk atmak, meyhane köşelerinde, ya da oturduğumuz köşemizden“ne olacak bu memleketin hali?” edebiyatı yapmak işin kolay tarafıdır; ve hiç bir şeyi değiştirmez...”
Ve değiştirmediği de ortada…
Sahi, biz ne zaman,   "cadı - hin - kaprisli - şımarık - sinir hastası" ve de sorgulayan, direnen, itaat etmeyen, irade gösteren bir toplum olacağız?..

Bu yazı toplam 1722 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar