1. YAZARLAR

  2. Tacan Reynar

  3. “Özgürlüğü öyle hafife alma”
Tacan Reynar

Tacan Reynar

Yazarın Tüm Yazıları >

“Özgürlüğü öyle hafife alma”

A+A-

“Yapacağımız her hareketten önce ciddi olarak düşünmeye başlasak, vereceği sonuçları önceden kestirmeye çalışsak; önce kesin sonuçları, sonra olası sonuçları, sonra rastlantısal sonuçları, daha sonra da ortaya çıkması düşünülebilecek sonuçları düşünmeye kalksak; aklımıza bir şey geldiğinde bulunduğumuz yere çakılır, hangi yöne olursa olsun, bir adım bile atamazdık.” (Jose Saramago)

Etrafımızı kuşatan gelenekler, kurumlar, sahtelikler üzerine kurulu ilişki biçimleri arasında o bunaltıcı kuşatmadan kurtulmak gerek.

Her zaman yazıp söylüyoruz, Kıbrıs’ın kuzeyindeki rejim denilen bunaltıcı şey, bir olma biçimi değil, zaten böyle bir iddiası da yok, gerçekte bir varolmama halinde diretme biçimidir diye. Olmayanı oldurmaya çalışmak için bir iddiası olmayanların ada yarısı. 

Bu kadar kısa süre içerisinde kahredici o kadar olay yaşadık. Küçük bir çocuğu, Makhir’i 13 yaşında askerin bıraktığı bir lanet bombanın öldürmesine izin verdik. Sonra dönüp kendi diktiğimiz ve düşmanlarımız görsün, daha fazla nefret duysunlar diye dağlardaki bayraklara selam durduk. Askeri yargılayan olmadı, dokunulmazdı. Selde kaybettiğimiz gençlerden sonra yargılama olmadı, sorumlu bulunamadı. Trafik kazalarında ölen insanlarımız için hiçbir devletli çıkıp da sorumluluk üstlenmedi, “devlet” suçsuz kaldı. Oysa ki kendine devlet diyen bir kurumsal yapının tüm bunlar için bir cezası, yargılaması, yaptırımı olmalıydı, ama nerede devlet?

Halimiz budur bizim. Ve bundan memnunuz ey yasemin kokusuna hasret kalanlar, dağların deşilmesine seyirci kalanlar, mayına basıp katilleri apoletli gezerken bir çocuğu mezara koyarken ve üzerine toprak atarken sessiz kalanlar.

Memnunuz.

Görüşme masalarında tüketilen nice ömürlerimiz vardır bizim. Dünya değişti, Mars’a uzay aracı gönderen insan aklı, Kıbrıs’ta aynı toprakta doğan insanların el ele tutuşmasını ve bu küçücük adanın birleştirilmesini başaramadı. 

***

Edwin Hubble 1929’da yaptığı gözlemlerde her yöne uzak gök cisimlerinin Dünya’dan uzaklaştığını, Dünya’ya olan mesafe arttıkça uzaklaşma hızının arttığını kanıtladı. Bu genişleyen bir evrenin içinde olduğumuzun işaretiydi aynı zamanda.

Bu ada yarısında, içinde bulunduğumuz evren sonsuzluğa doğru genişlerken, biz kendi içimize çöküp, daralıyoruz. Bir şeyleri değiştirmek için hâlen umut besliyoruz ama, tutunacak bir el bulmakta zorlanıyoruz. Yaşam kalitemiz gittikçe daha kötüye giderken devletlilerin yalan makinelerinin daha sık yalanlar ürettiğini görüyoruz. Çocuklara eğitim verilecek doğru düzgün okullarımız yokken, bürokratların yurtdışında yaptıkları temasların harcamalarını ödüyoruz. 

Bedel ödüyoruz.

Sessizliğimize!

Burada insanca yaşamak istiyorsak belki daha çok bedel ödeyeceğiz ancak her şeye rağmen direnmeli ve sessiz kalmamalıyız.

***

Yenidüzen’de yazmaya başlayalı 1 yıl oldu. Bu süre içinde o kadar güzel tepkiler aldım ki, açıkçası beklemiyordum. Kendi adıma son bir yıl benim için ciddi dönüşümlerin ve değişimlerin yaşandığı bir yıl oldu. Burada kendi sesimi, dilimi, kalemimi özgürce kullanmama imkan veren tüm Yenidüzen yöneticilerine çok teşekkür ediyorum. Elbette her hafta yazdıklarıma geri dönüşler yapan okuyuculara da. 

Yaz dinlenme zamanıdır. Saramago’nun yazının başında dediği gibi, çok öncesini sonrasını hesaplamaya gerek yok. İçinizden şimdi nasıl geliyorsa öyle yaşayın. Elinizden geldiğince de dünyaya bakın, evren genişliyorken, siz de ufkunuzu genişletin, yüreğinizi ve beyninizi açık tutun. 

Nefes almak istediğinizde gökyüzüne bakın, bir kum tanesi kadar yer kapladığımız şu evrende, o sınırsız ve özgür gökyüzü size çok şeyler öğretecektir. 

Ama arada sırada da kuşları seyretmeyi unutmayın.

Ne demiş Nazım Hikmet:

“Özgürlüğü öyle hafife alma 

Özgürlük ne yarım ekmek ne yarım ezgi 

O masmavi bir bulut gökyüzünde 

Ulaşılması güç ama imkansız değil”

Eylülde görüşmek üzere.

 

Bu yazı toplam 811 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar