1. YAZARLAR

  2. Tayfun Çağra

  3. Nasıl ölüyorsak o kadar gelişmişiz!..
Tayfun Çağra

Tayfun Çağra

Yazarın Tüm Yazıları >

Nasıl ölüyorsak o kadar gelişmişiz!..

A+A-

Bu Pazartesi sayfasının ağırlıklı konusu trafik olacak… Geçen haftanın trajik kazasından sonra trafiğin genelde bir resmini çizmek lazım.

“Kaza” dedik ama aslında gerçekleşme olasılığı fazla olan, beklenen, geçmişi de olan bu gibi trajik olayların (‘beklenen olaylar’ demek daha doğru belki) ardından ilgililerin önlem almaması elbette ki büyük tepkilere neden olmalıydı ve öyle oldu. Bu kez çocuklarımız, gençlerimiz aldı bu isyanın liderliğini… Adına ‘kaza’ dediğimiz olayda gidenler arkadaşlarıydı, her gün gördükleri, konuştukları… Görmeseler, tanımasalar bile onlardan birileriydi… O giden canların yerinde onlar da olabilirdi. Canları acımıştı, bağırmak, çağırmak, isyan etmek istiyorlardı.

İsyan etti gençler… Hükümeti istifaya çağırdılar çünkü yılların sorunu olan tehlikeli yolu tamir etmek için hiç adım atmamışlardı. “Katil devlet” dediler çünkü aynı yolda defalarca kaza olmamasına rağmen hiçbir tedbir alınmamış, 3 canın daha gitmesine kapı açılmıştı. “Karanlıkta okula gidilmez” dediler çünkü kış saati uygulamasına geçilmeyip ‘Suudi saatini’ uygulamaya karar verdikleri için gecenin karanlığında yola çıkmak zorunda kalan çocuklar ‘Avrupa saatini’ istediler.

Başbakanlık ve Hükümet bu kadar korkulu saatler geçirmemişti. Çocuklar ve gençler kararlıydı, başka canların gitmemesi için eylemlerini ileriye taşıdılar… Öfkelerini döktüler, okula gitmek için yola düşen arkadaşları yolda tırın altında kalmamalıydı, onları her sabah okula taşıyan Denktaş abileri o yola kurban gitmemeliydi.

Gitmemeliydiler ama 3 can giderken başka canların hayatları da hâlâ tehlikedeydi. Onların yataklarının başucunda beklerlerken, giden canları da toprağa veriyorlardı. Eyleme gidiyor, bağırıyor, isyan ediyorlar, ardından arkadaşlarını son yolculuklarında yalnız bırakmıyorlardı.

Bu yaşlarda yaşamaları gereken bu muydu? Sorumlulara sorumluluklarını hatırlatmaya gerek var mıydı? İşte, bizim ülkede ne yazık ki birileri birilerine yapmaları veya yapmamaları gerektiğini söylemek durumunda kalıyordu. Fazladan bir iş değil, yapılması gereken işleri hatırlatıyordu.

Çünkü onlar mersedes sevdasındaydılar… “Ne yani bizim mersedese binme hakkımız yok mu?” gibi küçücük düşünme derdindeydiler… O mersedeslere 2 milyonun üstünde para verebiliyorlardı ama ‘tehlikeli diye kullanılmıyor’ denen yolu tamir ettirmek için bir bütçe ayıramıyorlardı. Bütçesi varsa da başka yere gidiyordu.
Belki de taşocakları alanı olan bölgenin yollarını tamir ettirmek boşunaydı çünkü yasal olan yükün 2-3 katını taşıyan ağır vasıtalar o yolları ertesi gün yine bozacaktı. Onlar için önemli olan taşocaklarının varlığıydı, insan canı değildi. Taşocağı sahipleri rahatsız olmasın da gerisi önemli değildi.

Bakın, yollar bozuk ama minibüsün üzerine çıkan kamyon sürücüsü de kaçak çalışıyor, 3-4 ay önce yine kaza yapmış, şimdi şeridinden çıkıp öğrenci minibüsünü ezmiş ama 3 canın gittiği kazanın ardından işletmeci 1,874 tl ceza yemiş sadece… Bakalım bu trajedinin sonunda yasalarımız bu sürücüye ne kadar cezayı uygun görecek!

Hükümet üyeleri ve sorumluların tümü, şimdi tepki görüyorlardı ama tepkiye de anlam veremiyorlardı. Kim demişti hatırlamıyorum ama “bir ülkenin gelişmişliğini anlamak için giden canların gidiş nedenlerine bakın” gibi bir şeyler söylemişti. Galiba adam bunu söylerken de KKTC’yi düşünerek söylemiş.
 

--------------------

 

Birkaç cami parasına mersedesleri de ekleyin…

Gönyeli Çemberi’nde çekilen trafik çilesi de yılların sorunu… Önce mesai saatleri başlangıcı ve mesai saatleri çıkışındaydı trafik sıkışıklığı… Şimdilerde neredeyse günün her saati. Sabahleyin saat kaçta gelirseniz gelin Çember’e girerken muhakkak kuyruktasınız… Daha geçtiğimiz gün Girne’den Lefkoşa’ya geliyorum. Çembere neredeyse 1 km uzaklıkta araba kuyruğunun arkasında kaldım. Ondan birkaç gün önce Sanayi Bölgesi’nden çıkıp Gönyeli’ye doğru dönecem… Işıklardan çıktım, sağa döndüm, 100 metre sonra Fuar dönüşünde araba kuyruğuna takıldım. Çembere yine yüzlerce metre var… Neredeyse Sanayi Bölgesi’nden çıkmak mümkün olmayacak. Çok mühim! Ulaştırma Bakanı çemberin yanından kaçış yolları planlamış. Neden! çünkü yine para yok. Paralar mersedeslere var ama başka yere yok. Yapsanıza çemberin altından yollar… Cesaretiniz varsa birkaç cami parasını bu işe ayırın, arabalar bir taraftan dalsın, diğer taraftan çıksın. Olur mu, belki bu mersedesler de eskir, e o zaman başka mersedes lazım. Paralar onlara gidecek. Yazık, hem de ne yazık!

--------------------

SİYASET

Algı yönetimi

Serdar Denktaş bilinçli mi yaptı yoksa bilinçsiz mi bilmiyorum ama “maaşlara bu yıl artış yapmayalım, kesinti de yapalım ki yolları yapalım” dediğinde topu sendikalara atmış oldu. Sendikaların buna ‘evet’ demeleri beklenmezdi ama şimdi bu durumu vatandaşa anlatmak derdi sendikalara düştü. Hükümet yolları yenilemenin çaresi maaşlardan kesinti yapmakmış algısını vermeye çalışırken ne kadar tutar bu algı yönetimi göreceğiz…

--------------------

SORULAR

Karmaşa
 

Tam bir karmaşa… Saatleri olması gerektiği gibi bir saat geri alarak Suudi’ye değil, dünyaya uyum sağlamak ve sorunları ortadan kaldırmak varken yeni mesai saatleriyle tam bir keşmekeş daha yaratan hükümet, bu haftanın tam bir karmaşa içinde geçecek olmasına olanak sağladı. Devletin mesai saatleri başka, sendikaların başka, öğretmenin mesai saatleri başka, bakanlığın başka, kamu çalışanının başka, bağlı sendikanın yine başka… Eee, ne olacak şimdi? Hükümetçilik bu mu!?

----------

Düşünmeye gem vurmak, zihne gem vurmak demektir. Bu ise, rüzgârı zaptetmekten de zordur.

Gandhi

Bu yazı toplam 880 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar