1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. “Nasıl olur da Rumlar tarafından öldürülen dedem bizim tarafımızda şehitlikte bulunur?” 2
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

“Nasıl olur da Rumlar tarafından öldürülen dedem bizim tarafımızda şehitlikte bulunur?” 2

A+A-

1963’te Aspava önünde öldürülen, Lefkoşa Genel Hastanesi’ne iki Kıbrıslıtürk polis tarafından götürülerek burada bir Kıbrıslıtürk hemşireye teslim edilen Lefkoşa’nın tanınmış simalarından Sandviççi Vasit Mustafa’dan geride kalanlar Tekke Bahçesi’nde bulundu… Torunları Vasit Hassan ve Gönal Hassan, yaptıkları araştırmayı ve duygularını kaleme aldılar…

 

1963’te Aspava önünde öldürülen, Lefkoşa Genel Hastanesi’ne iki Kıbrıslıtürk polis tarafından götürülerek burada bir Kıbrıslıtürk hemşireye teslim edilen Lefkoşa’nın tanınmış simalarından Sandviççi Vasit Mustafa’dan geride kalanlar Tekke Bahçesi’nde bulundu…

Bu konuda “kayıp” Vasit Mustafa’yla ilgili gelişmeleri geçtiğimiz günlerde bu sayfalarda yayımlamıştık. Vasit Mustafa’nın torunu Vasit Hassan bir süre önce bizimle temasa geçerek bazı sorular sordu, bunları yanıtladık. Ardından kendi araştırmasını başlattı “kayıp” dedesinin başına gelenlerle ilgili… Ondan bu konuda neler yaptığını, neler hissettiğini kaleme almasını istedik. O da bizi kırmayarak bunu yaptı… Kardeşi Gönal Hassan da araştırmalarını ve duygularını kaleme aldı…

Vasit Mustafa’nın torunu Gönal Hassan:
“Nasıl olur da Rumlar tarafından öldürülen dedem bizim tarafımızda şehitlikte bulunur?”

“Kayıp” Vasit Mustafa’nın torunu Gönal Hassan da duygularını ve araştırmalarını şöyle kaleme aldı:

“Bundan tam iki hafta önce, 29 Eylül 2017 Cuma günü köydeki dayımın oğlu olan yeğenim Vasit beni aramıştı. Telefonu açtım, birbirimize hal hatır sorduktan sonra bana 1963’te şehit düşüp “kayıp” olan Vasit Mustafa dedemizin bulunduğunu söyledi. Ona nerede bulunduğunu sorduğumda bana Tekke Bahçesi’nde bulunan şehitlikteki mezarlıklarda bulunduğunu söyledi. İnanamadım. Nasıl olur da Rumlar tarafından öldürülen dedem bizim tarafımızda şehitlikte bulunur? Çünkü bize anlatılanlara göre dedem Rumlar tarafından Aspava Bar denilen yerde vurulup hastaneye kaldırıldığı ve sonrası muamma. Kimseler bilmiyordu. Hatta rahmetlik nenem bizlere dedemi 1974 yılına kadar beklediğini, belki bir gün ansızdan çıkar gelir diye anlatmıştı.

Telefonu kapattım ve karışık duygular içerisindeydim.

Tüylerim diken diken olmuştu. Sevineyim mi, ağlayayım mı diye karar verememiştim. Her ne kadar dedemi tanımayıp görmesem de aldığım bu haberle çok derinden etkilenmiştim. Hemen telefonla dedemin en küçük evladı olan Mehmet Dayı’yı aramak istedim. Dayımlar beş kardeşti, üç kız ve iki oğlum. Dedem şehit düştüğünde dayım henüz dört aylıktı. Dayımı aradım da, ona almış olduğum haberi sordum. Bana Kayıplar Komitesi’nden bir bayanın gelip babalarının nerede bulunduğunu anlatmış olduğunu söyledi. Dayım da şok olmuştu ve bana bu olayı kesin bizimkiler yaptı diye düşünüyordu. Dayımla konuştuktan sonra Londra’dan annemi arayıp haberi vermek istedim. Aradım da. Onlar haberi duymuş, karışık duygular içerisinde teyzemle birlikte ağlarken, bir yandan da sinirlerinden nasıl olur da babamız bunca sene yanı başımızda yatırken bizim niye haberimiz olmadı diye isyan ediyorlardı…

Gecesi hanımla ve çocuğumuzla birlikte Lefkoşa Dereboyu’nda gezinirken, merakımdan mezarlığın nerede olduğunu sorgulatıp yerini buldum. Karanlık olduğundan arabadan inmedim, sadece bir bakıp oradan ayrıldım. Aklım çok karışıktı. Kendi kendime nasıl olabilir diye durmadan sorguluyordum.

Ertesi gün sabah işe gittim, işlemiş olduğum yerin yanında kahve-büfe gibi bir yer var ve her sabah orada yaşları 60 ve üzeri olan amcalar oturur. Ofisi açar açmaz, bir sandalye çekip yanlarına doğru oturdum. “Gördünüz mü” dedim, “daha neler duyup öğreneceyik? 54 yıl önce 1963’te şehit düşen dedem Tekke Bahçesi’nde şehitlikte bulundu” dedim. “Dedemin Rum tarafında bulunacağını beklerken, bizim tarafta çıkması bizleri çok şaşırttı” dedim. İhtiyarların çoğu rahmetliyi tanıyordu. Onlara olayı bildiğim kadarıyla nasıl olduğunu anlattım. Bu arada kardeşlerim de bir yandan kendilerince araştırmaya başlamışlardı. İhtiyarlardan bir tanesi “Ben olayın nasıl olduğunu az çok bilirim” dedi. İhtiyar çok sağlam teşkilat adamıydı ve ariyeten o dönem komutanlık da yapmış. İhtiyar benim bildiklerimden farklı birkaç şey anlatır ama işin ilginç yanı ona açıkça soru sorunca “Beni daha fazla sorgulama, bu kadar bilmen yeterli” diyerek konuyu kapatır, oradan da ayrılır.

Tabii ben ihtiyarı her gördüğümde yine ısrarla sorar, karşılığında yine aynı cevabı alıyordum.

Nasıl bir teşkilatmış bu ki halen daha adamlar sır vermiyor. Her neyse bana o dönemin Halkın Sesi ve Bozkurt gazetelerinin olayı haber yaptığını söyleyince direk olarak google’dan 1963 Bozkurt gazetesi yazarak araştırmaya başladım.

Karşıma çıkan ilk resim 1963’teki Aspava Bar yanında gelişen olayla ilgiliydi. Gazetede o geceki olayda yaralananların resimleriyle birlikte isimleri yazıyordu. Dedemin adı ise gazetede “Ölen Türk2ün ise Sandviççi Vasit olduğu bildirilmektedir” diye geçiyordu. Kanımca tekrar tekrar okudum da gerçeğin tam olarak bilinmediği, muamma olduğu ortaya çıkıyordu. Kimisi rahmetlinin Rumlar tarafından, kimisi de Türkler tarafından alınıp Genel Hastane’ye veya Adiloğlu Kliniği’ne götürüldüğünü söylüyordu. Bu olay tam bir “Conspiracy Theory” gibi bir şey olmuştu. O gece yaşanan olayı, şu an halen daha hayatta olup ve olayla bilgisi olan farklı kişilerle görüşüp konuştum. Hepsi de birbirinden farklı anlatıyor. İşin gerçeği “puzzle”ın yerine oturacağını düşünürken, puzzle bir o kadar daha karışık hale geliyor. Kafamın hep bir kenarında sorguluyorum, neden diğerleri yaralanıp kaçarken, dedem vurularak orada can veriyor. Bu, ona karşı hazırlanıp uygulanan bir komplo muydu diye düşünmeden kendimi alıkoyamıyorum.

Rahmetlinin ekranı olup da halen daha yaşayan arkadaşları vardır. Allah onlara uzun ömürler versin. Kim bilir dedem de şehit düşmüş olmasaydı, belki de şu an bizlerle olacaktı. Kim bilir erken yaşta rahmetlenmiş olmasaydı, evlatları yurtdışına göç etmek durumunda kalmayacaklardı. Ne de olsa baba evin direğidir. Baba ailenin başında olunca zorluklar daha bir kolay aşılır. Kız çocuklarının ilk aşkı babalarıdır, erkek çocukları ise babalarını örnek alır. Bu duyguları yaşayamamak,  gerçekten tarif edilmesi zor bir durum.

Hele bir annenin çocuklarına hem analık, hem babalık yapması, ayakta alkışlanacak bir durum.

Yazılacak, söylenecek çok şey var ama bunları yazarken bile duygulandım ve kendimi zor tuttum. Allah kimseye bu denli acılar yaşatmasın ve kimseyi ne babasız, ne de annesiz bırakmasın. Dedem Vasit Mustafa ve nenem Zehra Yorgancı’yı rahmetle ve saygıyla anıyoruz. Ruhları şadolsun…”

(GÖNAL HASSAN – EKİM 2017).

 

 

 

Bu yazı toplam 1462 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar