1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. Masumiyetini kaybeden ada… 12
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

Masumiyetini kaybeden ada… 12

A+A-

Yaşamını Avustralya’da sürdüren Tserili Spiro Konstantinu, 1958, 1963 ve 1974’ten hatıralarını anlattı…

 

Spiro Konstantinu’nun, Masumiyetini kaybeden Kıbrıs’ın geçmişiyle ilgili röportajımızın devamı şöyle:

 

SPİRO KONSTANTİNU:  Ona, “Bak oğlum, sen Avustralyalısın, Avustralya yasalarının ne olduğunu bilirsin… Sana şimdiden söyleyeyim, burada olup biten herşey, Avustralya Dışişleri Bakanlığı’na bildirilecektir. Çünkü Yüksek Komiser burada yabancıdır, sadece konuk olarak bulunabilir. Sen de onun tarafını tutarak yasayı çiğnemiş oldun. Seni de rapor edeceğim, sana neler olacak, onu da göreceğiz çünkü beni tehdit ettin” demiştim. “Çünkü bu konudaki Avustralya yasasının ne dediğini biliyorsun” demiştim. “Onun yaptığının da yasadışı olduğunu biliyorsun ve onu destekliyorsun. Eğer içeri girdiğimiz zaman bana karşı güvensizlik önergesi verilirse, derhal polisi arayacağım” demiştim. “Ve Avustralya Dışişleri Bakanlığı’nı da arayacağım… İçimizden biri hapse girecek” demiştim…

Komiteler başkanı hemen Yüksek Komiseri bir kenara çekmiş ve beş dakika süreyle kendi aralarında konuşmuşlardı. Ve toplantının devam etmesine karar vermişlerdi!

Toplantıya dönmüş ve normal biçimde devam etmiştik.

Yüksek Komiser’le bu kavgadan sonra Avustralya Dışişleri Bakanlığı’yla bir görüşme istemiştim. O günlerde Avustralya Dışişleri Bakanı da Aleksandr Downer idi!

Bu arada inanmayacaksın ama bu Yüksek Komiser, Kıbrıs Dışişleri Bakanlığı’na benim hakkımda mektuplar gönderiyordu ve bu mektuplarda benim “tehlikeli bir komünist” olduğumu ileri sürüyordu! Bir kez daha! Ben bu mektuplardan haberdar değildim, ta ki birileri bana bu mektupların kopyalarını verinceye kadar! Bu mektuplar Yüksek Komiserlik’te yazılıyor ve çeşitli komitelerde bulunan şahıslara imzalattırılıyordu! Bu mektupları kendisi imzalamak yerine, çeşitli komitelerde bulunan başka Kıbrıslılar’a imzalattırıyordu. Elimdeydi şimdi bu mektuplar! Bunları okuduğum zaman gözlerim başımdan fırlayacaktı sanki de! Bunları bana veren şahıs bazı yerlerini karartmıştı, “Bunları kullanamazsın ama bilmeni istedim ki hakkında böyle bir kampanya var” demişti. Bu mektupları aldım ve Avustralya Dışişleri Bakanlığı’na gittim. Randevu istemiştim Downer’den. Onunla daha önce başka toplantılarım olmuştu Kıbrıs sorunu konusunda ama bu kez durum farklıydı.

“Sayın Bakan” demiştim Downer’e – yalnız gitmiştim oraya… “Bu kez Kıbrıs için bir şey yapmanı istemeye gelmedim. Senden Avustralya’da olan bir sorunu çözmeni istemeye geldim…”

“Nedir?” demişti ve ona bütün hikayeyi anlatmıştım. “Ve işte bunlar da belgeleridir” demiştim… Bu belgelerin çoğu da Rumca’ydı… “Bunlar Yüksek Komiserlik’ten Kıbrıs’a gönderiliyor… Bunları tercüme ettiriniz…”

Avustralya Başbakanlığı’nda personel şefi Yunan bir kişiydi. Şimdi bir senatördür bu adam. Adı Arthur Sinodinos’tur, hala senatördür. O zaman personel şefiydi ve Avustralya hükümetiyle bağlantımdı benim… Herhangi birisiyle görüşmek istediğimde, ona telefon etmem yeterdi, hemen ayarlardı görüşmeyi…

Dışişleri Bakanı’na “Filanın, falanın da haberi var bu işten” dedim. “Sizden bu duruma müdahale ederek onu sınırdışı etmenizi istiyorum” dedim.

“Durumu inceleyelim ve sana bilgi veririz” demişti Downer. Ofisinde iki kişi daha vardı o anda, yanımızda.  Birkaç hafta sonra bir toplantı daha yapmıştık.

Beni aramış ve “Çok ciddi konular vardır” demişti.

Ona “Hayır, Sayın Bakan” demiştim, “bu konu basına gidecek” demiştim. “Ve basında ne manşet olacak bilir misiniz? “Eğer Kıbrıs Yüksek Komiserliği, Avustralya’daki Kıbrıslılar’ı idare ediyorsa, İtalyan Yüksek Komiserliği, İtalyanlar’ı idare ediyorsa, Maltalılar da Maltalılar’ı, eski Yugoslavya da Yugoslavyalılar’ı, o zaman sizin işiniz nedir?” diye soracaklar size” demiştim. “Avustralya’da onlarca etnik toplum var, hepimiz etnik toplumlardan geliyoruz – ya siz yöneteceksiniz bu ülkeyi ya da etnik toplumlar” demiştim. “Sizden eylem talep ediyorum. Sizden rica etmeye gelmedim bunu, talep etmeye geldim… Bir şey yapmanızı talep etmeye geldim” demiştim. “Aksi halde yarın basına ve televizyonlara gidecem” demiştim.

O zaman Downer, “Bir dakika” demişti, “eğer şimdi Kıbrıs Yüksek Komiserliği’ne karşı bir hareket yaparsam, bunun sonuçları ne olur biliyor musun? Çok ciddi sonuçları olur bunun” demişti. “Diplomatik bir olay olur bu… Ve büyük bir düşmanlık yaratır” demişti.

“Ne yapacaksınız?” demiştim.

“Onu buraya çağırarak kendisine fırça çekeceğiz” demişti.

“Size işinizi nasıl yapmanız gerektiğini söyleyemeyeceğim” demiştim, “ama bu konuda bir şey yapılmazsa, ben de medyaya gideceğim…”

“Kaygılanma, bu işi bana bırak” demişti Downer.

 

SORU: Bunlar ne zaman oluyordu?
SPİRO KONSTANTİNU
: Sanırım 1999-2000 yıllarıydı… 

Her neyse, aradan birkaç hafta geçmişti, Canberra’ya gitmiştim, orada Yunan toplumunun bir toplantısı vardı ve Yüksek Komiser de orada konuşma yapacaktı. Ben de davetliydim bu toplantıya. Ben Yunan değildim ancak nazik biçimde bizi de davet etmişlerdi. Böylece Canberra’ya gitmiştim. Ve Yüksek Komiser gördü beni.  Birisini göndererek dışarıda benimle konuşmak istediğini iletti.

Ben onunla konuşmak için dışarı çıkarken, iki de başka Kıbrıslı benimle birlikte dışarı çıkmıştı. Beni dışarı çıkarken görmüş, ne olduğunu bilmeden kalkıp benimle birlikte dışarı çıkmışlardı!

Gidip toplantıdan uzakta bir yere oturmuştuk.

Yüksek Komiseri Avustralya Dışişleri Bakanlığı çağırıp fırçalamıştı… Ve son derece öfkelenmişti buna!

“Neler çevirdiğinin farkında değil miyim sandın?” demişti bana.

Bu adamın adı A… idi. Ona saygı göstermediğimi göstermek için ona küçük ismiyle hitap etmiştim:

“Be A….” demiştim, “yaptıklarımı inkar edeceğimi mi zannettin? Sana taa Brisbane’deyken görüşeceğimizi söylemiştim” demiştim.

“Hatırlarsan odada konuşmuştuk ve sana Kıbrıs’ın mı yoksa Kıbrıslırumlar’ın mı Yüksek Komiseri olduğunu sormuştum. Sen de “Tüm Kıbrıs’ın” demiştin. Aydın da senin temsil ettiğin insanlardan biridir, sana yardım için başvurabilir yani çünkü bir Kıbrıslıdır o” demiştim. “Ve sen onun odada bulunmasını kabul etmiyor musun? Kim oluyorsun da böyle davranıyorsun?” demiştim sana… Kendi işini yapmayı bile beceremiyorsun, yetersizsin bunun için…”

O gün orada, Canberra’da tartışmamız o kadar çirkinleşmişti ki “Sana şimdiden söyleyeyim, Avustralya’daki görev süreni tamamlayamayacaksın” demiştim. “Kıbrıs’taki tüm bağlantılarını da biliyorum senin” demiştim.

O da bana “Beni tanımıyorsun” demişti. “Benim çocuklarımı kim vaftiz etti bilir min? Dışişleri Bakanlığı Genel Direktörü vaftiz etti çocuklarımı” demişti. Kardeşini de tanıyordum. Kardeşi de bir dönem Kayıplar Komitesi’ndeydi…

O yıl tekrar Kıbrıs’a gelmiş ve konuşmak için ayağa kalkmıştım yurtdışında yaşayan Kıbrıslılar toplantısında. Avustralya’daki faaliyetlerimizi anlatmak yerine, Yüksek Komiser’in yaptıklarını anlatmaya başlamıştım toplantıda! Cumhurbaşkanı da oradaydı. “Yurtdışında Kıbrıs’ı temsil eden bazıları çoban bile olamaz” demiştim, “bırakın diplomat olmayı!”

Kardeşi gelerek beni öğle yemeğine davet etmişti. Beni Hilton’a götürmüştü… O gün tesadüf eseri orada bulunan Özker Özgür’le de orada tanışmıştım.

Yüksek Komiser’in kardeşi benden geri adım atmamı istemişti. “Bazı psikolojik sorunları vardır kardeşimin” demişti. Ben de ona, “Psikolojik sorunu varsa, zaten Yüksek Komiser olmamalıdır” demiştim. “Bir kahvehanede açıkça EOKA-B’nin kendisini onlara katılmaya davet ettiğini, bunu reddettiğini çünkü kendisine önerdikleri rütbenin çok düşük bir rütbe olduğunu anlattı kardeşin” demiştim. “Küçük kardeşin işte budur… Sen ona söyle geri adım atsın, bana söyleyeceğine” demiştim. “Böyle birisini Yüksek Komiser yaptınız. Bunu Kıbrıs’ta yapabilirsiniz ama Avustralya’da yapamazsınız” demiştim. “Onunla mücadele etmeye devam edeceğim” demiştim.

ss-003.jpg
Spiro Konstantinu, Tümer Mimi, Esra Aygın ve diğer arkadaşlarıyla birlikte...

Sonuçta Kıbrıs hükümeti ortalığı yatıştırması için gelecek toplantımıza bir bakan göndermişti, Manolis Hristofidis’i göndermişti… Kıbrıs hükümeti beni dışlamak için harekete geçmişti, aleyhime oyları toparlamışlardı, bunu biliyordum. Pek çok kanıt toplamıştım, bunları Avustralya basınına verirseydim, epeyi bir soruşturma olacaktı… Toplantıdan bir gece önce Hristofidis beni görmeye gelmişti… “Bu, başınıza çok dert açacak” demiştim. “Yüksek Komiseri yarın buradan çıkaramam” demişti. “Açıktır ki ikiniz birlikte olamıyorsunuz” demişti.

“Yani benden istifa etmemi istiyorsunuz” demiştim.

“Pozisyonunu düşün ama öncelikle Kıbrıs’ı düşün” demişti.

“Benim derdim sizin gibi insanlarla” demiştim. “Yarın toplantıya hitap edeceğim, söylemem gerekenleri söyleyeceğim ve ayrılacağım” demiştim.

Ertesi günü toplantıya hitap etmiştim. Benimle aynı masada oturuyorlardı bunlar.

“İşte bunlar Kıbrıs sorunundan bir kariyer yapan şahıslardır” diyerek onları işaret etmiştim elimle. “Eğer Kıbrıs sorununu ortadan kaldırırsanız, bunların yapacak işi kalmayacaktır” demiştim. “Yılda 300 bin dolar kazanmayacaklar, şöförlü Mersedesler süremeyecekler ve bugünkü gibi toplantılara katılmak üzere kendilerine ödenek verilmeyecektir” demiştim. Ve orada bulunanlara sormuştum, “Aranızdan herhangi birisi buraya gelip bu toplantıya katılmak için ödenek aldı mı?”

“Hayır” demişti insanlar.

“Ama bunlar ödeniyor” demiştim. “Biletleri ödeniyor, evden uzakta oldukları için çifte ödeniyorlar, büyük olasılık bu toplantı nedeniyle ceplerine 5 bin dolar girecektir” demiştim. “Sizin cebinize ne girdi?” demiştim. “Şimdi söyleyin bakalım, kim çalışıyor Kıbrıs için? Karar verin, kim çalışıyor Kıbrıs için… Sizin ve benim gibi insanlar. Ya onlar ne yaptılar? Sizi bana karşı çevirdiler… Size şans dilerim… Bunu yapmanız gerekmez, sizi bu dertten kurtaracağım, istedikleri kuklayı oturtabilirler o pozisyona ve birkaç yıl içerisinde Kıbrıs İçin Adalet Komitesi de geçmişte hangi noktadaysa, o noktaya gerileyecektir” demiştim. “Törensel bir pozisyondur bu” demiştim. Ve bunları söyleyip bu işi kapatmıştım. Adaylığımı koymamıştım.

Sonra da Tümer Mimi ve Aydın Mehmedali aracılığıyla tanıştığım onun gibi birkaç kişiyle birlikte çalışmaya başlamıştım, Kıbrıslıtürkler’i davet etmiştik, dört Kıbrıslıtürk davet etmiştik, Kıbrıslı toplumlardan insanlar öykülerini anlatmışlardı, inanılmazdı bu… “Kıbrıs İçin Adalet Komitesi”ne ihtiyacım yoktu, doğrudan insanlar arasında temaslar başlatmıştık… Orada anlatılan hikayeleri anlatsam, ağlarsınız… Ve Kıbrıslırumlar da ilk kez Kıbrıslıtürkler’in hikayelerini dinliyordu.

Benim üzüldüğüm bir nokta vardır: Bu tür etkinliklere olanak sağlamıyor hükümet çünkü o zaman kendi yetersizlikleri ortaya çıkacaktır…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazı toplam 4517 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar