1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. “Lurucina’da takma adlar… Lakablar…”
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

“Lurucina’da takma adlar… Lakablar…”

A+A-

LURUCİNA’DAN HATIRALAR…

 

“LURUCİNALIYIK” sosyal medya grubundan hatıraları paylaşmaya devam ediyoruz…
Lurucina’da herkesin bir lakabının olmasıyla ilgili bir inceleme yazısı yayımlıyor Artun Gökşan Lurucinalı, bu sosyal medya sayfasında ve şöyle diyor: 
“LURUCİNA’DA TAKMA ADLAR (LAKABLAR)...
Lurucinali öğretmen ve araştırmacı Günay Güzelgün (Mandayi) tarafından, köyümüzün lakabları üzerine yapılan ve 2 Eylül 2002 tarihinde Soner Arifler’in Lurucina web sayfasında yayınlanan bu çalışma ile ilgili bölümleri sayfamıza aktarıyoruz.
Günay Güzelgün (Mandayi)
“Takma adlar konusuna başlarken, önce anlamının yazılması gerekir diye düşünürüm. Türk Dil Kurumu’nun 1977 yılı basımı Resimli Türkçe Sözlüğü’nde “lakab” sözcüğünün anlamı şöyledir: Arapça. Bir kimseye ya da bir aileye kendi adından ayrı olarak sonradan takılan, o kimsenin ya da ailenin özelliğinden kaynaklanan ad.
Kendimi bildim bileli köyümde; Lurucina’da insanların hep takma adları (lakabları) ile anıldıklarına tanık oldum. Takma adı olmayan insan var mı? Bu konuda henüz araştırma yapmadım, ama sanırım bir elin parmaklarını geçmese gerek. Ancak bu konudaki araştırma derinleştikçe, böyle durumlarla karşılaştıkça çalışmaya eklenecektir.
Takma adlar çok çeşitli nedenlerle insanlara takılırdı, ya da takılır. Örnek: Bir hayvana benzetilerek, fiziksel bir özelliğinden dolayı (ten rengi, göz rengi, saç rengi, bıyık rengi gibi), yapmakta olduğu işten dolayı, bir becerisinden ya da buluşundan dolayı ve şu anda aklıma gelmeyen daha birçok nedenle bu takma adlar kişilere verilirdi ve verilmeye de devam edilmektedir.
Erkek-egemen bir toplum yapısının sonucu olarak, erkeğin takma adı, dişilik sıfat eki alarak, eşine de kendiliğinden geçmiş olurdu.
Örnek: Ku-Kunena; Gitsi-Gitsena; Matsa-Matsena; Gugo-Gugena, Zabidi-Zabidena gibi (bazan da Gugena yerine Gugu, Zabidena yerine Zabidu şeklinde olurdu. Ya da ikisi de kullanılırdı).
Bir başka önemli nokta da, babanın takma adının küçültme eki olarak çocuklarına geçtiğinin görülmesidir. Örnek: Gufo: Gufugga, Gufui (Gufugga takma adını Gufuyi diye okuyun. Gufugya, çoğul, Gufui ise tekil halidir); Mandai: Mandaues. Mandaues, Mandai'nin kız çocuklarının toplu takma adı gibi).
Takma adla kişi, öyle bir özdeşleşirdi ki asıl ismini anımsamak biraz zaman alırdı. Hatta bazan, insanlar birbirine sorardı (özellikle günümüzde) doğruyu bulmak için. Bazan da şaka konusu olurdu asıl adın hatırlanamaması.
Örnek: Bir sayım işlemi sırasında Gaşaoli’ye eşinin adı sorulur O da “Ksero indanbu dillalun? Bu don ceron bu din ebgaha en Gaşaolena” der. Türkçesi: “Ne bileyim ben, işte onu aldığımdan beri adı Gaşaolena'dır.”
İlginçtir, bazan kadının takma adı erkek evlada geçebilirdi. Örnek: O Hasanis dis Şiradis gibi. (Şiradis Hasan’ın annesi).
Daha da ilginci, kadın evlendiği halde, anılırken baba takma adının takı olarak kullanılmasından kurtulamazdı. Böylelikle de kocasının takma adını almamış olurdu. İ Hatigu du Manna. Manna örneğinde olduğu gibi. Manna, Hatice’nin (Hatigu’nun) baba takma adıdır.
Şimdi, takma adların (lakab) kaynaklarına inmeye çalışalım, bakalım neler çıkacak:
Ku:
Yusuf Yusuf (şimdiki soyadı, Yusuflar)
Baba adı: Yusuf Mehmet Yakula (Lakabı: Sistilli)
Anne adı: Ayşe Ali (Lakabı: Guttuba)
Ku’nun takma ad öyküsünü kızı Aysan’ın ağzından dinleyelim: “Babam, Guttuba’nın oğlu idi. Nenemin adı Ayşe idi. Nenem çocuklarına lakab dakmada usdaydı. Babam da çocukluğunda geç konuşmuş ve meramını anlatmak için öyle genzinden ‘gın gın kı, gın gın kı’ şeklinde sesler çıkarırmış. Nenem da ona ‘Ku’ lakabını verdi, ve herkes onu ‘Ku’ lakabı ile bildi”.
Mişaro:
Baba adı: Hasan Gleve veya Klever Anne adı: Kadriye
Mişaro’nun erkek çocukları Özdoğaç soyadını aldılar. Bir de mişaro sözcüğünün ne anlama geldiğine bakalım: Mişaro 6-7 cm boyunda ya da biraz daha büyük, dört ayaklı, uzun kuyruklu bir sürüngendir (Türkçede kertenkele - İngilizce dilinde lizard - Sanırım Kıbrıs Rumca’sında da buna mişaro derler).
Gene Guttuba’nın takdığı bir başka takma ad da Mişaro takma adıdır. Bu lakabın öyküsünü yine Aysan’ın ağzından aktaralım: “Dedemin kardeşi oğlu Murat var, o da Mişaro olarak bilinir. Ona da nenem Guttuba dakdı lakabını. Böyle yürüyüşü mişarocuğu andırırdı. Gerçekten de takip et gendini, mişarocuk gibi bir yürüyüş şekli var. Nenem ona Mişaro dedi, o da Mişaro galdı, ve bu güne gadar öyle bilinir. Bütün bunları büyüklerimden dinledim ben”.
Sasetti: (Şimdiki soyadı: Özakıncı) Baba adı: Seydali (Şahali), annesinin adı Paleta imiş. Anne adı: Dudu
Yine Aysan anlatıyor: “Gaynatamın lakabı var, Sasetti, ama ben gaynatamı Ahmet bilirim. Gaynanamın dediğine göre esgiden ya Saadettin ya da Sadrettin idi adı. Yani bu ismi vermişler ona. Fakat, eskiler bunu kolayca söyleyemedikleri için Sasetti demişler gendine. Şimdi, ilk Sasetti imiş bunun ismi kayıtlarda. E... Sasetti acayip bir isim olduğu için, daha doğrusu, bu, isim gibi gelmedi gaynatama diye gitmiş adını Ahmet yapmış. Bunları bana gaynanam anladdı. Gaynanam da Sasettina imiş gaynatamdan dolayı.”
Ama ne resmi kayıt, ne kuyut onu Sasetti olmaktan kurtaramadı ömrü boyunca Lurucinalıların dilinden”.
Paşa: Aysandan aktaralım: “Dedem, ilk torunuydu nenesinin (adı da İbrahimdi) ve çok severdi nenesi dedemi. Kucağına alırmış da Paşa oğlum diye oynadırmış gendini. Dedeme de bu Paşa adı galmış.”
Paşa, ölunceye kadar da Lurucina’nın paşası olarak kaldı.
Kimdi Paşa? Paşa, Mulla Guseyi (Hüseyin)’nin ve Mulla Guseyina’nın (Hatice) oğlu idi. Çocukları da, bugün, bu Paşa lakabını soyadları olarak kullanmaktadırlar.
Takma adlar konusu sanki bir okyanus. Bir damlasına el atabildik.”

s3-074.jpg

 

BİRTAN GÖKŞAN’DAN ŞİİRLER…


ESGİDEN RENÇBERLER

Çok zorudu esgiden
Ezilirdi rençberler
Tek saban gullanılır
Onu çeker öküzler

Düzeltilirdi tarla
Uzun bir tahdaydı o
Bu upuzun tahdaya
Söylellerdi saraklo

Bağlanırdı saraklo
Üzerine öküzün
Sonra tahdaya çıkar
Rençberi köyümüzün

Saraklo ile öküz
Dönerdi hep tarlayı
Öküzle döne döne
Örterlerdi arpayı

Arpalar olgunlaşır
Gelir biçme zamanı
Oraklar ellerinde
Sararlardı her yanı

Orak biçme zamanı
Köylü gider biçmeye
Sabah sabah giderler
Gelirlerdi geceye

Demetler bağlanırdı
Harmana daşınırdı
Düven'inan ezilir
Hep yığın yapılırdı

Rüzgârlı gün beklenir
Yığın harmanlanırdı
Arpa galem ayrılır
Arpa torbalanırdı

Galırdı en son işlem
Tahda kürek yaba'ynan
Badozaya atılır
Çıkarılırdı saman

Arpa ve saman hepsi
Daşınırdı ambara
Zamanı geldiğinde
Yemidi hayvanlara

Bütün işler bitince
Gurulurdu masalar
Hem yenir hem içilir
Öderdi hep maldarlar

s2-147.jpg
 

ÇOBAN

En zor meslek çobanlık
Omuzunda dağarcık
Topuz elde dolaşır
Ne düz dinler ne dağlık

Ovaların efesi
Gelir kavalın sesi
Her zaman meşgul olur
Hem gündüz hem gecesi

Çobanlık çok zahmetli
Adam isder gayretli
Eğer yağmur yağarsa
Sene de bereketli

Çobanın işi bitmez
Bütün gün ona yetmez
Gün ağarmadan kalkar
Vakit geçer farketmez

Kasım Aralık Ocak
Goyunlar doğuracak
Doğumdan sonra sağım
Mart ayı kırkılacak

Büyüyünce guzular
Ayrılır damızlıklar
Damızlıklar dışında
Bayram eder gasaplar

s1-172.jpg
Birtan Gökşan sırtında bir torba pamuk, Gremmo yolunda giderken. (Fotoğraf: Bekir Bede, 1971, Lurucina)

 

 

Bu yazı toplam 1280 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar