1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. Kuyuların sessizliği….
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

Kuyuların sessizliği….

A+A-

Vadili köyünde neredeyse bir aydan bu yana kazılar devam ediyor… Burada şiro bir aydır bir rampa inşa ediyor… Buradaki kuyu 30 metre kadar derinlikte olmalı, rampa ise şimdilerde 21-22 metreye ulaşmış durumda… Pek yakında şiro kuyunun dibine, 30 metreye ulaşacak ve işte o zaman iki “kayıp” Kıbrıslırum’un gerçekten de bu kuyuya gömülmüş olup olmadıklarını anlayacağız… Yıllar önce bu köyden bir okurum beni bu bölgeye getirerek bu alanda bir kuyuya iki “kayıp” Kıbrıslırum’un gömülmüş olduğunu anlatmıştı, ben de gönüllü olarak bu bilgileri Kayıplar Komitesi yetkilileriyle paylaşmıştım…

Vadili, karma bir köydü… Zaman zaman bu köyde gerginlikler tırmanıyor ama genelde sessiz ve sakin bir yaşam devam ediyordu. Bu köyün çevresinde insanlar öldürülmüş, insanlar “kayıp” edilmişti. Hasan Osman “Desteban”, Vadili’den Stroncilo’ya (Turunçlu) bisikletiyle giderken Ocak 1964’te bazı Kıbrıslırumlar tarafından pusu kurularak kaçırılıp öldürülmüş ve naaşı da “kayıp” edilmişti. Bugün Hasan Osman “Desteban”, hala “kayıp”… Daha sonra Mayıs 1964’te bu kez Aşşa’da (Paşaköy) Vadilili Hüseyin Ali Genç yine bazı Kıbrıslırumlar tarafından tuzağa düşürülüp kaçırılmıştı – o da hala “Kayıplar Listesi”nde bulunuyor…
1974’te ise Vadilili Kıbrıslırum Pekri, 14 Ağustos 1974  sonrası hayvanlarına bakmak için köyüne dönmüş ve tutuklanmıştı – kendisiyle ahbap olan bazı Kıbrıslıtürk arkadaşları, onun öldürülmekten kurtarılması için kıllarını bile kıpırdatmamışlardı… Pekri’yle birlikte aynı dönemde tutuklanmış olan bir başka Kıbrıslırum, gerçekten de bazı Kıbrıslıtürk arkadaşlarının girişimiyle kurşuna dizilmekten kurtarılmıştı. Fakat büyük bir hayvan çiftliği olan Pekri, kurşuna dizilecekti.
Vadili köyünden okurlarım bana Pekri’nin arkadaşı olan bazı Kıbrıslıtürkler’in onun hayvanlarını çoktan kendi aralarında paylaştıklarını, bu hayvanları Pekri’ye geri vermek istemediklerini, bu yüzden onu kurtarmak için yardım etmediklerini anlatmıştı.
Bir grup Kıbrıslıtürk onu bu tarlaya getirmişlerdi ve bir okuruma göre onu burada öldürüp bu tarladaki bir kuyuya atmışlardı naaşını…
Birkaç gün sonra savaştan kaçmaya çalışan bir Kıbrıslırum genç herhalde yanlışlıkla Vadili’ye gelmişti… Genç bir askerdi ve savaştan kaçıyordu… Su istemişti köyde… Ona içmesi için su, yemesi için karpuz vermişler, sonra da onu alıp Pekri’yi öldürdükleri alana götürmüşler, onu da öldürüp Pekri’yi attıkları kuyuya atmışlardı naaşını… Olayı hatırlayan okurlarım böyle anlatıyordu… Bunlardan birisi bana bu genç çocuğun Kakopetriyalı olabileceğini ancak bundan yüzde yüz emin olmadığını anlatmıştı… Bu genç çocuk yalnızca savaştan kaçarak adanın güneyine geçmeye çalışıyordu, Vadili’nin karma bir köy olduğunu bilmeden yolu buralara düşmüştü – böylece ölüm onu burada yakalamıştı, bir bardak su ve bir dilim karpuzdan sonra…
Şiro, kuyunun dibini bulmak için büyük bir rampa inşa ediyor… Okurlarım, bu arazinin 1974 sonrası bir kişiye verildiğini, o kişinin de ölü hayvanları bu kuyuya attığını anlatmışlardı. Gerçekten de Kayıplar Komitesi’nin yürüttüğü kazılar sırasında hayvan kemikleri bulunmuş kuyuda ancak sabırlı olup bu iki “kayıp” Kıbrıslırum’un gerçekten de bu kuyuya mı yoksa bu bölgede başka bir kuyuya mı gömülmüş olduğunu görmeyi beklemeliyiz… Bazı köylülere göre bu arazide dört tane kuyu varmış, biraz aşağıda da bir ya da iki kuyu daha varmış…
İnsanları kuyulara atarak onları “kayıp” etmek, özellikle 1963-64 yıllarında genel bir eğilimdi katiller arasında. Özellikle “kayıp” Kıbrıslıtürkler’in böylesi kuyulara atıldığını biliyoruz – o günlerde bu “kolay” bir çözümdü  - kuyu orada hazır bekliyordu, şiro getirip çukur kazdırmaya gerek yoktu: Kuyu, cinayetleri yutmaya hazır vaziyette bekliyordu… Larnaka’dan 11 “kayıp” Kıbrıslıtürk, Mayıs 1964’te Oroklini’de öldürülerek bir kuyuya atılmıştı – Sinde ve Konedra’dan üç “kayıp” Kıbrıslıtürk, Lisi’de (Akdoğan) bir kuyuya gömülmüştü, iki “kayıp” Kıbrıslıtürk de Trikomo’da (Yeni İskele) bir kuyuya atılmıştı.  Tüm bu cinayetler Mayıs 1964’te işlenmişti… 1974’te 19 Kıbrıslırum kurşuna dizilerek, Çatoz’da bir kuyuya atılmıştı…
Koççinodrimitya’daki kazılara bakmaya gidiyoruz – Koççinodrimitya’da işlenmiş olan cinayetler ve “kayıp” edilmiş olan Kıbrıslıtürkler’in nereye gömülmüş olabileceği hakkında epeyi araştırma yapmıştım… Bir Kıbrıslırum okurum beni Koççinodrimitya’nın hemen dışındaki bir alana getirerek bana “laumi” denen sıra kuyulara 1963-64 “kaybı” bazı Kıbrıslıtürkler’in gömülmüş olduğunu söylemiş ve bu sıra kuyuları göstermişti bana. Hatta bana bunların bir de haritasını vermişti, ben de bu bilgileri gönüllü olarak Kayıplar Komitesi yetkilileriyle paylaşmıştım… Sanırım bu sıra kuyuları gördüğüm yıl 2008 yılıydı…
Koççinodrimitya’nın hemen dışındaki bu geniş arazilerde 30’dan fazla kuyu var fakat bu kuyular o kadar derin değil… Bu sıra kuyular herhalde Venedikliler ve Osmanlılar tarafından büyük bir kuyudan ya da bir kaynaktan köye su taşımak üzere yaptırılmışlar… 1963 yılında bu bölgenin havadan çekilmiş olan bir fotoğrafında, en az üç sıra kuyu görülebiliyor.  Kuyuların derinliği en fazla beş metre – kimileri üç ya da dört metre – tünellerle birbirine bağlanmışlar – geçmişte bu sıra kuyular vasıtasıyla su taşınıyormuş bir yerden bir yere…
Buraya bir şiro getirilerek  tarihi kültürel mirasımızın parçası olan bu sıra kuyular yok edilmek yerine, Kayıplar Komitesi çok yerinde bir karar alarak kuyuları temizleyip boşaltmak üzere uzman bir kuyucu tutmuş. Kuyucu, kuyunun içine giriyor, kazıyor, çıkardığı toprağı bir kovayla yukarıya yolluyor… Yardımcısı kovayı yukarıya çekiyor ve arkeologlar da bu topraklarda “kayıplar”dan herhangi bir kalıntı olup olmadığını kontrol ediyorlar… Biz gittiğimizde Kayıplar Komitesi arkeologları Angeliki ve Hasan Doğan görev başındaydı…
Kuyucu kuyudan çıktığında konuşmaya başlıyoruz. Denyalı’ymış ve biraz Türkçe konuşabiliyor. Libya’da çalıştığını ve Türkçe’yi de orada bulunan Türk işçilerden öğrendiğini anlatıyor. Bay Kullis, kuyular konusunda tam bir uzman… Başından geçen bir anekdotu aktarıyor bana: Bundan 30 yıl önce bir yaşında bir çocuk, Deftera yöresinde bir kuyuya düşmüş. Kuyunun ağzı bir ayak kadarmış… Çocuğu kurtarmak üzere onu çağırmışlar – o da ikinci bir kuyudan tünel kazarak çocuğa ulaşmış ve bir yaşındaki bu erkek çocuğunu sağ salim ailesine teslim etmiş. Bu yüzden ona bir madalya vermişler, kuyuya düşen bir çocuğun hayatını kurtardığı için…
Bu kahraman kuyucu şimdi de Koççinodrimitya’da öldürülüp “kayıp” edilmiş bazı Kıbrıslıtürkler’den geride kalanları arıyor sıra kuyularda… Dikkatli ve sistematik çalışıyor, bize dostça davranıyor ve yaptığı işi büyük bir rahatlıkla yapıyor – bu da onun bir kuyucu olarak uzman olduğunu, tam olarak ne yaptığını bildiğini gösteriyor… Bu açık alanda bulunan 30’dan fazla kuyunun her birini kazacak, bu sıra kuyulardan acaba hangisine bazı Kıbrıslıtürk “kayıplar”ın gömülmüş olduğunu bulmaya çalışacak…
Yapmış olduğum araştırmalarda, buraya kimlerin öldürülüp gömülmüş olabileceği hakkında bir fikrim var – bazı “kayıp” Kıbrıslıtürk polisler, Lefke’den portokal taşıyan bazı siviller gömülmüş olabilir buraya – Koççinodrimitya’dan bazı okurlarımın bana anlattığına göre portokal taşıdıkları kamyonlara el konulmuş ve bizzat katillerin kendileri bu kamyonları modifiye ederek kullanmaya devam etmişler. Hatta köyde bazı çok eski kamyonlar da gördüm, okurlarım bana bunların 1963’te “kayıp” edilen bazı Kıbrıslıtürkler’e ait olduklarını anlattılar.
Bu köyde bulunan bir “tim” 1963’te Ayvasıl (Türkeli) köyündeki bazı Kıbrıslıtürkler’i öldürmüşlerdi, hatta daha sonra Aya Marina (Gürpınar) köyüne de giderek buradaki Kıbrıslıtürkler’i de öldürmek istemişlerdi… Ancak köyün Maronit papazı onların önüne geçmiş, onları durdurmuştu. Papaz Andreas Frangu, Aya Marina’daki Kıbrıslıtürkler’in hayatını kurtarmıştı fakat Koççinodrimitya’da kimsecikler Kıbrıslıtürkler’in öldürülmesini engelleyememişti… Koççinodrimityalı bu “tim”, “Kıbrıs’ı Kıbrıslıtürkler’den temizlemek” istiyorlardı. O günlerde Aya Marina papazı Andreas Frangu, “Gözlerinizi kuzeye çevirin ve Türkiye’ye bakın” demişti… “Orada 40 milyon Türk yaşıyor! Eğer siz Kıbrıs’ta Kıbrıslıtürkler’i öldürürseniz,  o zaman Türkiye’den Türkler’in buraya gelmelerinin yolunu açacaksınız, buraya gelip bunun intikamını alacaklar! Biz bu köyde bir aile gibiyiz, Maronitler’le Kıbrıslıtürkler arasında pek çok karma evlilik da vardır… Eğer onları öldüreceksanız, önce beni öldürmeniz gerekecek!”
Papaz böyle demiş Koççinodrimityalı “tim”e…
Ancak Papaz Andreas Frangu kadar akıllı ve cesur insanlar bulmak o günün Kıbrıs’ında pek de olağan bir şey değilmiş – böylece kötülükler birbirini takip etmiş ve şimdi ilk çatışmaların başlamış olduğu günden neredeyse elli yıl sonra kuyuları araştırarak “kayıp” Kıbrıslıtürkler’in ve Kıbrıslırumlar’ın nereye gömülmüş olabileceğini bulmaya çalışıyoruz… Ve Kıbrıs ikiye bölünmüş ve nasıl ve neden böyle olduğunu öğrenmemiz için hala bir fırın ekmek gerekiyor…
Eğer bugün Aya Marina (Gürpınar) köyündeki Profiti İlias Manastırı Papazı Andreas Frangu hayatta olmuş olsaydı, Kıbrıslıtürkler’le Kıbrıslırumlar’ın hala daha durumu kavrayamamış olmasına gülerdi herhalde! Bu akıllı ve cesur Maronit şimdi hayatta değil – bundan 50 yıl önce sağduyulu insanların sesi, hiçbir mantıklı açıklamaya tahammül edemeyen çeteler tarafından her iki tarafta da susturulmuş, sindirilmiş… Bizler bu çatışmada hiçbir rolümüz olmadığı halde, bugün onların yarattığı bu pisliği temizlemeye çalışıyoruz…
Koççinodrimitya’nın sessiz ovalarında hiçbir suçu olmayan masum Kıbrıslıtürkler’le masum Kıbrıslırumlar’ın infazını düşünüyorum – aradan 40 yıl, 50 yıl geçti ve hala öldürülmüş olan bu masum insanların akrabalarının acısını dindirmeye çalışıyoruz… Kıbrıs’ta öylesine insanlık dışı bir atmosfer yaratılmış ki, bu atmosferin temizlenebilmesi  ve toplumlarımızın bu gerçeklerle yüzleşebilmesi için  aradan daha çok uzun yıllar geçmesi gerekecek…

Bu yazı toplam 1467 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar