1. YAZARLAR

  2. Sami Özuslu

  3. KKTC check-up’a girse…
Sami Özuslu

Sami Özuslu

Yazarın Tüm Yazıları >

KKTC check-up’a girse…

A+A-

 

Doktor burnunun üzerine düşmüş gözlüklerinin üzerinden endişeli bir yüz ifadesiyle baktı:
- Kronokleşmiş, dedi.
Hasta anlamsız bir bakış fırlattıktan sonra kendini biraz toparladı ve düğümlenmiş gırtlağından şu soru çıktı:
- Ölecek miyim doktor?
Bu soruyu beklemeyen hekim önce bir kahkaha patlattı. Sonra beyaz önlüğünün cebinden bir not defteri ve bir de tükenmez kalem çıkardı, hastasını masasına çağırdı, sandalyeyi işaret etti.
- Yok, dedi, ölmeyeceksin. Ama…
- Ama ne? Doktor bey, çatlattın beni!
- Ölmeyeceksin, ama sürüneceksin, dedi doktor, hin hin sırıtarak.
Hastanın yüzü asıldı, biraz da öfke vardı bu suratta…
Doktor hastasına hiç “Ölmeyeceksin ama sürüneceksin” der miydi Allah aşkına?
Şaka mı yapıyordu?
Dalga mı geçiyordu?
Yoksa ‘doğrucu Mahmut’ muydu da en kestirmeden aklında olanı hastasının yüzüne karşı söylüyor muydu?
Doktor bir daha gözlüklerinin üzerinden hastasına baktı ve masaya koyduğu not defterine bir şeyler yazmaya başladı.
- Bak, dedi, sana neden sürüneceğini anlatacağım…
Ve başladı sayıp dökmeye…

***

Ölmeyeceğini duyduğu için rahatlamış, ama sürüneceğini öğrendiği için endişeye kapılmış halde doktorun hem deftere yazıp çizdiklerine pür dikkat bakıyor, hem de söylediklerini kaçırmamaya çalışıyordu.
- Bak, dedi doktor… Sende artık iflah olmaz birçok hastalık var. Bunlara değil ben, dünyanın bütün doktorları bir araya gelse bile kimse deva bulamaz. En gelişmiş ilaç fabrikalarında seni tedavi edecek ilaç üretilemez. Kronik hastalık böyle bir şey işte… İlaç ve tedavi alacaksın ama hastalıkların düzelmeyecek. Ölmeyeceksin ama aldığın bu ilaçlar yüzünden hep bitkin, hep huzursuz, hep çaresiz hissedeceksin. Maalesef seni hayatta tutacak ilaçlar böyle yan tesirler yapacak. Durum bu…
Doktorun ağzından çıkanlar hastayı daha da keyifsizleştirmişti.
Henüz çok gençti oysa, 30’unu daha yeni geçmişti. Bu yaşta ‘kronik hastalık’ zor zanaattı.
Şatafatlı günlere gitti hemen hafızası… Neydi o günler öyle!..
Ve bir de şimdi duydukları!..

***

Doktor ayağa kalktı. Gözlerini duvardaki çerçeveli ‘lider’ resmine odaklamış, öylece anılara dalmış hastanın zihninden neler geçtiğini tahmin edebiliyordu.
Hafifçe sırtına vurdu…
- Hade toparlan biraz. Dünyanın sonu değil, dedi.
Hasta zar zor ayağa kalktı. Bir sonraki aşamada sürekli yatması, seruma bağlanması gerekeceğini az çok kestirebiliyordu.
Bir şekilde bağlanmıştı işte ve şimdi bunun sonucunu çekiyordu.
Güvenmiş, inanmıştı oysa kendisine “Al da korkma” diyenlere… O da almış, almış, almış ve şimdi öylece kalakalmıştı.
Tahlil sonuçları da, klinik bulgular da ‘bağımlı’ olduğunu açıkça gösteriyordu.
Artık ‘göbekten bağlı’ haldeydi ve bu haliyle artık o, kendisi değildi.
Kendi kararlarını kendisi değil, bağlandıkları veriyordu.
Evet, ölmeyecekti.
Ama sürüm sürüm sürünecekti.
Doktor haklıydı.
Kendi etmiş, kendi bulmuştu.

Bu yazı toplam 1144 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar