1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. Kıbrıslıtürkler’in hayatını kurtaran insan…
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

Kıbrıslıtürkler’in hayatını kurtaran insan…

A+A-

Nisan-Mayıs 1964’te Dikomo’da askerliğini yaparken, bazı Kıbrıslırum askerlerin Klepini’den (Arapköy) bazı Kıbrıslıtürk çobanları kaçırarak onlara işkence yaptıklarını öğrenen Takis Hacıdimitriu, derhal Yunanistan Büyükelçiliği’nin müdahalesini istemiş ve onların hayatını kurtarmış…

 

Takis Hacıdimitriu’yla pek çok röportajımız oldu… Ama bu röportajlardan hiç birinde bazı Kıbrıslıtürkler’in hayatını kurtardığını anlatmamıştı bize… Bunu öğrenmem tamamen bir tesadüf oldu…

Takis Hacıdimitriu, İki Toplumlu Kültürel Mirası Koruma Teknik Komitesi lideri olarak biliyoruz… Onu iki toplumlu barış hareketinden biliyoruz… Onu, 1963’te öldürülerek “kayıp” edilen Gagullu ve Yanni’nin yakın bir akrabası olarak biliyoruz… Ancak o, Klepini’den (Arapköy) kaçırılarak işkence yapılan bazı Kıbrıslıtürkler’in hayatını kurtarmış bir insan…

Bir Kıbrıslırum okurum, RİK’te, Elita’nın programında onun bu olayı bir yıl kadar önce anlatmış olduğunu söyleyince, Takis Hacıdimitriu’yla bu konuda röportaj yapmak istediğimi söyledim, o da beni kırmadı ve buluştuk… Röportajı ayarlamamız biraz zaman alsa da, nihayet bu önemli olayın ayrıntılarını öğrenebildik…

Nisan-Mayıs 1964’te Dikomo’da askerliğini yaparken, bazı Kıbrıslırum askerlerin Klepini’den (Arapköy) bazı Kıbrıslıtürk çobanları kaçırarak onlara işkence yaptıklarını öğrenen Takis Hacıdimitriu, derhal Yunanistan Büyükelçiliği’nin müdahalesini istemiş ve onların hayatını kurtarmış…

O günlerde Takis’in dayısı Omorfolu Lukis Akridas, Yunanistan’da Yorgo Papandreu kabinesinde Eğitim Bakanı olarak görev yaptığı için, Takis Hacıdimitriu’nun Kıbrıs’taki Yunanistan Büyükelçiliği’ne giderek böylesi bir konuda müdahale etmeleri ve bazı Kıbrıslırum askerler tarafından kaçırılarak işkence altında tutulan Arapköylü bazı Kıbrıslıtürk çobanların hayatlarının kurtarılmasını istemesi mümkün olabilmiş… “Onlara böyle bir konuda yaklaşabilirdim” diyor, dayısı Papandreu kabinesinde bakan olduğu için… Elbette Takis Hacıdimitriu, o günlerde bu konuları denetimi altında tutan İçişleri Bakanı Yorgacis’e değil, Yunanistan Büyükelçiliği’ne gitmeyi tercih etmiş… Ve sonuçta bu müdahalesi etkili olmuş ve Arapköylü bazı Kıbrıslıtürk çobanların hayatını kurtarabilmiş… Çünkü Takis, Yunanistan Büyükelçiliği’ne giderek Dikomo’da olup bitenleri ifşa etmiş, hatta “Başka büyükelçiliklerin de bu konularda bilgisi var ha!” diye onları uyarmış…

Bu konuda bazı Arapköylüler’le de konuştum ve bana o günlerde yedi Kıbrıslıtürk çobanın kaçırılmış olduğunu anlattılar… Bunlardan bazıları hayatta imiş… Onları da ziyaret ederek görüşmeyi planlıyorum…

Hayatı kurtarılanlardan birisi bana “Ben Eleni diye birisini hatırlarım, benim hayatımı o kurtardıydı” diyor. Takis’in Yunan Büyükelçiliği’ne giderek duruma müdahale edilmesini sağlamış olduğundan habersiz…

Takis, “Ben bunu hiç anlatmadıydım, geçen yıl Elita’nın programında anlattım ilk kez” diyor. “O nedenle, hayatları kurtarılan bazı Kıbrıslıtürkler, hikayenin tümünü bilmiyorlardır… Onlara gidip “Bakın sizin için şunu şunu yaptım” demedim çünkü” diye anlatıyor…

53 sonra günışığına çıkan bir öykü bu – bunun için Takis Hacıdimitriu’ya teşekkür ediyorum…

Hem Kıbrıslıtürkler’in hayatını kurtardığı, hem de bu öyküyü bizimle ayrıntılı biçimde paylaştığı için…

Takis Hacıdimitriu’yla röportajımız şöyle:

SORU: Sayın Takis Hacıdimitriu, 1964’te Klepini’den (Arapköy) kaçırılan bazı Kıbrıslıtürkler’i nasıl kurtardığınız hakkında sizinle görüşmek istedim… Bu röportajı ayarlamak epeyi bir zamanımızı aldı ama işte, nihayet becerip buluşabildik bu konuyu konuşmak üzere! Elita’nın RİK’teki programında gündeme gelmişti bu konu ve bir Kıbrıslırum okurumuz buna dikkati çekince sizinle bunu konuşmak istedik…
TAKİS HACIDİMİTRİU
: Bu konu ilk kez Elita’nın RİK’teki programında gündeme gelmişti, sanırım bir sene kadar önceydi… Kıbrıslırum televizyon izleyicileri oradan duydu yani bir yıl kadar önce… Size ne olduğunu anlatayım…1964’te ben askerliğimi yapmaktaydım Dikomo’da…

SORU: Kaç yaşındaydınız o zaman?

TAKİS HACIDİMİTRİU: O zaman 29-30 yaşlarındaydım… O günlerde bir işgal tehlikesi olduğu için, bu askerliği ben bir görev olarak görüyordum… Tabii oradayken neler olduğunu öğrendim ve çıkardığım bir ders oldu hayatta bu benim için: Yani tam olarak neler olup bittiğini anlayabilmek için, o işe katılmanız lazımdır. Bu da beni çok etkileyen olaylardan biri oldu…

O günlerde Dikomo’da askerlik yapıyordum. Nisan-Mayıs 1964’tü… Günlerden bir gün aktör olan arkadaşlarımdan birisi, Dimitris Savvas bana yaklaşarak “Baksana, çok üzücü bir şey oluyor birliğimizde” dedi. “Klepini’ye gittiler dün akşam ve bazı Kıbrıslıtürkler’i yakaladılar, onlara işkence yaptılar, onlara TMT ve başka sırlarla ilgili sorular soruyorlar!”

O dönem Kıbrıslırum Milli Muhafız Ordusu’nun kaçırdığı bu Kıbrıslıtürkler’in yalnızca çobanlar olduğunu öğrendim araştırınca!

Bir Kıbrıslıtürk çoban vardı, oğluyla birlikte…

Bu konu beni çok kaygılandırmıştı…

Hemen koşup bu insanları buldum, onları gördüm…

Onları Sihari’de kilise yakınında küçük bir odada kilitli tutuyorlardı... Benim gördüğüm iki Kıbrıslıtürk’tü, çoban ve oğlu… Öyle zannederim, yani baba-oğul olduklarını zannederim… Yaşlıca bir adamla genç bir adamdı burada tutulanlar…

Oraya gittim, onları gördüm…

SORU: Klepinili Kıbrıslıtürk baba-oğulu tuttukları ev, Kilise’ye mi aitti?
TAKİS HACIDİMİTRİU:
Kilise’nin yakınında bir evdi bu… Tam bilmiyorum kime aitti… Küçük bir odaydı ve dışarıdan kilitliydi…

SORU: İçinde bulundukları koşullar nasıldı?
TAKİS HACIDİMİTRİU:
Oraya gidip onları gördüğümde bu insanların yüzleri yara bere içindeydi… Onlara kötü muamele edilmiş olduğu gerçekti… Onlara yardım isteyip istemediklerini sordum. Ancak çok korkmuşlardı ve kendi içlerine kapanmışlardı… Konuşmuyorlardı… Benden hiçbirşey istemediler…
Aktör olan arkadaşım Dimitris Savvas bana “Onları tehdit ettiler, öldüreceklerini söylediler” diye anlattı. “Kendilerini diri diri toprağa gömeceklerini söylediler” dedi.
Bu yüzden derhal oradan ayrıldım ve hemen Lefkoşa’ya geldim. Elbette tüm bunların kontrolünü elinde tutan İçişleri Bakanlığı’na gitmek gibi bir niyetim yoktu. Derhal Yunan Büyükelçiliği’ne gittim…

SORU: O günlerde İçişleri Bakanı Yorgacis’ti sanırım…
TAKİS HACIDİMİTRİU:
Evet, Yorgacis’ti… Derhal Yunanistan Büyükelçiliği’ne gittim, oraya gitmemin nedenleri vardı… Çünkü o günlerde dayım, Yorgo Papandreu kabinesinde bakan idi. Bir Kıbrıslı olan dayım Lukis Akridas Omorfolu’ydu ve Papandreu kabinesinde Eğitim Bakanı olarak görev yapmaktaydı o günlerde… Annemin erkek kardeşiydi Lukis Akridas, yani dayım… Büyükelçilikte bunu çok iyi biliyorlardı, bu da bana Elçiliğe ve Büyükelçi’ye yaklaşmak için bir fırsat yaratmaktaydı…

SORU: O günlerde Yunan Büyükelçisi kimdi, hatırlıyor musunuz?
TAKİS HACIDİMİTRİU:
Hatırlamıyorum ama öğrenebiliriz… Ancak çok iyi hatırladığım şudur: Yunanistan Büyükelçiliği’ne “Bakınız, böyle böyle şeyler oluyor, bu bilgiler başka Büyükelçilikler de sahiptir çünkü oradan bilgi aldılar, derhal harekete geçmelisiniz çünkü her an, her şey olabilir ve bunun sonuçları da çok ciddi olur çünkü bu konu çok iyi biliniyor” dedim.
Daha sonra Yunanistan Büyükelçiliği’nin bu duruma müdahale ettiği ve bölgede tutulanların merkezi hapishaneye nakledildikleri hakkında bilgilendirildim… Bu da, orada tutulan insanların nihayet serbest bırakılmasının yolunu açtıydı… Yaşadığım budur…

SORU: Yani tümü de böylece serbest bırakılmıştı…
TAKİS HACIDİMİTRİU:
Evet, evet…

SORU: Bazılarının hayatta olduğunu öğrendim. Sanırım toplam 7 Kıbrıslıtürk çoban kaçırmıştılar…
TAKİS HACIDİMİTRİU:
Evet, hayattadırlar… Yüzlerini şimdi bile hatırlıyorum… Yani onları bul… Beni hatırlarlar mı acaba?

SORU: Sanırım onları farklı yerlerde tutuyor olmalıydılar çünkü siz iki kişi gördünüz, beş kişi daha olmalıydı başka bir yerde herhalde…
TAKİS HACIDİMİTRİU:
Evet… Benim hatırladığım ve gördüğüm iki kişiydi…

SORU: Evet, hayatta olanlardan bir tanesi bana “Eleni diye birisi bizi serbest bıraktıydı” dedi. Eleni diye birini hatırlıyorlar…
TAKİS HACIDİMİTRİU:
Belki onların başka bir öyküsü olabilir ancak ben kendi yaşadıklarımı anlattım… Belki başkaları da ilgilenmişti onlarla…

SORU: Elita’nın programında bu nasıl olup da ortaya çıkmıştı?
TAKİS HACIDİMİTRİU:
Elita benimle röportaj yapıyordu, bana çeşitli konularda sorular soruyorlardı, çeşitli olaylarla ilgili… Başka şeylerin yanında bunu da anlattıydım o programda… Geçen yıl olmuştu bu… Bu yayın devam ederken, Loizos Stilianu diye birisi telefonla aradı programı ve “Evet, bu hikayeyi biliyorum, Takis’in anlattıkları doğrudur… Benim de bu konuda bilgim var” dedi. Loizos Stilianu Kannavya köyündendi ve o da Dikomo’da askerliğini yapmaktaydı… Bu benim için gerçekten sürpriz olmuştu çünkü canlı yayına birisi telefonla bağlanarak “Evet, Takis’in anlattıkları doğrudur” diyordu…

SORU: Ondan sonra birileri Yunanistan Büyükelçiliği’ne gidip bu durumu bildiren kişinin siz olduğunuzu keşfetti miydi o günlerde?
TAKİS HACIDİMİTRİU:
Hayır, kimse bana bir şey söylemedi o günden sonra… Pek çok seneler bu öykü içimde kaldı… Bu olayı ilk kez geçen sene Elita’nın programında anlattım yani…
Bunlar üzücü hikayelerimizdir, zavallı insanlar çok acı çektiler bu yüzden… Evet, benim anlattığım öykü bu işte… Ancak insanların bu olayı hatırlaması önemlidir…

SORU: Ancak tıpkı katliamlar ve “kayıplar” konusu gibi, birbirini kurtaranların öyküleri de hala bir “tabu”dur… Hala anlatılmıyor…
TAKİS HACIDİMİTRİU:
Evet, evet…

SORU: Yani insanlar ortaya çıkıp “Beni Dikomo’dan bazı Kıbrıslırumlar kurtarmıştı” demiyor hala… Veya bunun gibi her iki toplumdan, öteki toplumdan insanlar tarafından kurtarılmış olanlar, hayatları kurtarılmış olanlar hala konuşmaya çekiniyor ne yazık ki… Ortaya atılıp “Benim hayatımı kurtarmışlardı” demiyor, diyemiyor… Çünkü bu da hala bir “tabu”…
TAKİS HACIDİMİTRİU
: Bakınız, bunun farkında değillerdi belki de… Bir Kıbrıslırum asker – yani ben – oraya gidiyor ve kendilerine yardım isteyip istemediklerini soruyor… Ondan sonra neler yapmış olduğumu, nereye gittiğimi, bunun sonucunu bilmiyorlar… Çünkü onlara geri gidip “Bakınız sizi kurtarmak için şunu şunu yaptım” demedim… O nedenle bilmiyorlar…

SORU: İlk kez bunu böylece, bu röportaj aracılığıyla öğrenecekler demek ki…
TAKİS HACIDİMİTRİU:
Evet… Hikayenin tüm ayrıntılarını ilk kez böylece öğrenecekler… Bulmacanın eksik olan parçasını böylece bu röportajımızla elde edecekler ve tüm hikayeyi, neler olmuş olduğunu öğrenecekler…

SORU: Bunun için çok teşekkür ederim…
TAKİS HACIDİMİTRİU:
Bir şey değil… Sevgili Sevgül, senin katkın çok büyüktür, inan bana yaptığın işlere hayranım gerçekten…

SORU: Ben de çok teşekkür ederim bu nazik sözcükleriniz için…

 

 

 

 

 

Bu yazı toplam 870 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar