1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. Işıklar içinde uyu Sevgili Maritsa…
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

Işıklar içinde uyu Sevgili Maritsa…

A+A-

 

Sevgili Maritsa,
Seni hiç tanımadım, bilmedim…
Sen Digomo’nun doğal hekimiydin, çocukların sallanan dişlerini söker, dişten boşalan yere tuz basardın…
Savaş denen felaket gelip seni ve felç geçirmiş, ancak bir baston yardımıyla yürüyebilen kardeşin Kiriakos’u 1974’te kendi evinizde buldu…
“Temizlik harekatı” çerçevesinde Boğaz’dan gönderilen bazı Kıbrıslıtürk polislerin gelip sizi evinizde öldürdüğü anlatılıyor…
2012 yılında gitmiştik Digomo’ya, senin artık yıkılmış olan evine…
Evinin bahçesinde bir badem ağacı vardı…
Badem ağacı duruyordu…
Sen, sevgili Maritsa Hristofi Netu ve kardeşin Kiriakos Strati, kendi evinizin avlusuna gömülmüştünüz…
“Kayıp”tınız…
İyi yürekli bir Kıbrıslırum Digomolu’yla gitmiştik buraya ve Kayıplar Komitesi yetkililerine gömülmüş olabileceğin yeri göstermişti bu harika insan…
Kazmışlardı ve senden ve kardeşinden geride kalanları bulmuşlardı…
Geçen hafta cenaze törenin vardı, yurtdışından çok geç geldiğim için cenaze törenine katılamadım…
Senin gömü yerini gösteren o sevgili Digomolu, Tseri’deki cenaze törenine katıldı…
Seni ve kardeşini Tseri’de toprağa verdiler…
Şimdi senden bana geride kalan bu fotoğraf…
Digomolu o harika insanla birlikte bir gün mezarına da geleceğim ve bir demet çiçek getireceğim, sana ve sevgili kardeşin Kiriakos’a…
Işıklar içinde uyu Sevgili Maritsa, ışıklar içinde uyu sevgili Kiriakos…
Sizler böylesi bir ölümü hak etmemiştiniz…
Sivil insanlardınız…
Bunun için sevgili Maritsa, işte bunun için barışın bu topraklarda kök salabilmesi için elimizden gelen herşeyi yapıyoruz…

 

 

-----------------------------------------

 

***  İsrailli ve Filistinli aileleri bir araya getiren Yakınlarını Kaybetmiş Aileler Forumu’ndan Ayşe Aktam anlatıyor:

“Kardeşim, düğününden 36 gün sonra öldü…”

İsrailli ve Filistinli aileleri bir araya getiren Yakınlarını Kaybetmiş Aileler Forumu’ndan Ayşe Aktam, başından gelenleri anlatıyor…
Yazıyı okurlarımız için Türkçeleştirdik…

Ayşe Aktam şöyle anlatıyor:
“Kardeşim Mahmud el Hatip 27 Ağustos 1989’da henüz 17 yaşındayken kalbinden yaralanmıştı, ben o zamanlar 18 yaşındaydım.

Evimizden yarım kilometre ötedeki amcamızın evine gidiyordu. Mahmud amcamızın evine giderken, orada bazı gençler toplanıp taş atıyorlar ve bağırıyorlardı. Ana yolun öteki tarafında, uzaktaydı askerler… Mahmud o gün kırmızı bir gömlek giyiyordu, belki de o gün vurulmasının sebebi budur: Kırmızı gömlek diğer gençlere kıyasla daha net bir hedef oluşturuyordu… Bir keskin nişancı onu vurdu. Kurşun kalbinden girerek sırtından çıktı. Onu Rafidiya’daki hastaneye götürdüler – bu hastanede yeterli teknoloji yoktu ama ellerinden geleni yaptılar. Kalbinin bir parçasını kesip alarak onu hayatta tutmayı başardılar. Ancak doktor babama, kardeşimin kalbinin her an durabileceğini söylemişti. Doktorlara göre Mahmud’un hayatta kalması bir mucizeydi…

Kardeşim normal bir hayat yaşadı ve babam da hiçbir zaman bize doktorların kendine söylediklerini aktarmadı. Temmuz 1999’da Mahmud evlendi. Düğünden 36 gün sonra bir Cuma günü arkadaşlarıyla netbol ve futbol oynamaya gitti, bunu yıllardır yapmaktaydı. Kendini yorgun hissedip bir süre oturmak istedi. Birkaç dakika sonra kalbi durdu ve kardeşim öldü. Henüz 27 yaşındaydı.

Mahmud ve ben çok yakındık, o benden bir yaş daha küçüktü. Çok iyi arkadaştık ve hayatında olup biten her şeyi anlatırdı bana, sevdiklerini ve sevmediklerini… Onu kaybetmek yaşadığım en korkunç şey oldu ve bu acı hiçbir zaman yok olmayacak… Hastalandığımda bana her zaman o bakardı, herkese bakardı ama özellikle bana bakardı. Her zaman bizi ziyaret eder, hatırımızı sorar, hep ilgi gösterirdi. Ölümünden kısa süre önce bana, artık daha fazla yaşayamayacağını hissettiğini söylemişti.

Mahmud’un ölümü bütün ailede yıkım yarattı: öteki erkek kardeşim sinir krizi geçirdi ve bir psikoloğun tedavisi gerekti. Ben yeme içmeden kesilmiştim… Ölümü nedeniyle büyük acı çekiyordum, hala acı çekiyorum…

İntikam almak için pek çok düşüncem vardı ancak intikamın beni rahatlatmayacağını, sadece ailemizin durumunu daha da kötüleştireceğini de biliyordum.

Mahmud, yaralanmış olduğu günün yıldönümünde öldü, 27 Ağustos’ta. Mahmud’un ölümünden sonra babam 27 Ağustos tarihinin tehlikeli bir tarih olduğunu düşündüğünü söyledi.

Yıllar sonra Yakınlarını Kaybetmiş Aileler Forumu’nun adını duydum, burada yakınlarını kaybetmiş olan İsrailli ve Filistinli aileler yeniden uzlaşma için uğraş veriyorlardı, bu merağıma gitti ve bu foruma bir şans vermeye karar verdim.

Forumun yaklaşımını anlamam için zaman geçmesi gerekti ancak forumun tutturduğu yolun benim kişisel kaybımı atlatabilmeye yardımcı olacak tek yol olduğunu hissetmeye başlamıştım. Aktif bir üyeye dönüştüm ve şimdilerde bir Filistinli kadınlar grubunun lideriyim ve Forum’un çeşitli projelerinde aktif olarak yer alıyorum.

Forum’da tıpkı benim gibi, bu çatışmada insanların öldürülmesine karşı olan insanlar tanıdım… Bu insanlar, insanlığa ve insanlara inanıyor… Ben de Forum’da bu nedenle varım çünkü şiddete ve öldürmeye karşıdırlar, ben de buna inanıyorum. Bu düşünceye değer veriyorum ve bunun parçasıyım…

Her iki taraftan yakınlarını kaybetmiş aileler olarak barış ve yeniden uzlaşmaya çok güçlü biçimde bağlı olduğumuza inanıyorum çünkü mümkün olan en ağır bedeli biz ödedik ve her geçen gün de ödemeye devam ediyoruz. Şiddet ve öldürmenin hiçbir zaman barışa, toleransa ve sabıra yol açmayacağını çok iyi biliyoruz…

Ben Nablus’ta yaşıyorum.. Nablus Batı Şeria’da belki de yaşaması en zor şehirdir. Başka şehirlerden de geçtim: Cenin ve Ramallah gibi ki buralarda ekonomik durum biraz daha iyidir. Oralarda daha fazla iş var.

Oysa Nablus izole edilmiştir. Bu şehirden dışarı çıkmak için pek çok barikattan geçmek gerekir ve ekonomik durum da çok zordur, iş yoktur, ordu da dilediği gibi, ister gündüz, ister gece, buraya girer çıkar.

Günümüzde kentin ana caddesinde yaşıyorum ve ordunun geliş gidişlerini görebiliyorum. Nablus’ta hayat akşam beş veya altıda sona eriyor, insanlar evlerine çekiliyor ve ertesi sabaha kadar dışarı çıkmıyorlar. Ben altı çocuk annesiyim ve eğer çocuklar eve dönmekte gecikirse çok korkuyorum ve onların herhangi bir olayın ortasına düşüp eve dönemeyeceklerini düşünüp kaygılanıyorum.

Barış mesajını ailelerimize aktarmak gerektiğine inanıyorum, o nedenle çocuklardan başladım buna…

Çocuklarıma kan dökmenin ve öldürmenin bir sorunun çözümüne hiçbir zaman yol açmayacağını anlatıyorum ısrarla… Bir sorun, şiddet yoluyla çözülemez. Şiddet her zaman daha fazla öldürmelere yol açar. Bizler, Yahudiler’le birlikte kan akmasını, öldürmeleri ve sorunu çözecek bir yol bulmalıyız.

Ölüm acımasızdır. Ben iki kardeşimin ölümünü gördüm, birkaç ay arayla öldüler… İkinci erkek kardeşim çalıştığı binadan düşerek ölmüştü, Mahmud’un ölümünden birkaç ay sonra. Mahmud’un mezarı başında durduğunda kendi ölümünün de kaçınılmaz olduğunu söylemişti. Tüm bunların acısı ve kayıplarımız o kadar dayanılmazdır ki karşılıklı öldürmelere son vermeliyiz. Her iki tarafın da kayıpları ağırdır. Neredeyse her bir Filistinli aile, bu kayıplarla karşı karşıyadır. Ve eğer yeterince şanslıysanız ve bir yakınınız öldürülmemişse, bu çatışmada mutlaka bir yakını öldürülmüş olan bir komşu ya da uzak bir akraba tanıyorsunuzdur.

Annem hala kardeşlerim için ağlıyor, tüm annelerin ağladığı gibi. Araplar ve Yahudiler, Filistiniler ve İsrailliler, ister silahlı, ister silahsız olsunlar, tümünün bir ailesi vardır…”

 

http://www.theparentscircle.com/Story.aspx?ID=141#.V-Vr4Mk2WHw
(Türkçesi: Sevgül Uludağ.)

Bu yazı toplam 979 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar