1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. “Hamit Mandrez-Sihari arasında geçen hüzünlü bir aşk hikayesi…” 2
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

“Hamit Mandrez-Sihari arasında geçen hüzünlü bir aşk hikayesi…” 2

A+A-

OKURLARIMIZ BİLDİKLERİNİ PAYLAŞMAYA DEVAM EDİYOR…

nn-053.jpg

Bir Kıbrıslırum okurumuz bize gönderdiği mesajda, Hamit Mandrez ile Sihari arasında bir Kıbrıslıtürk ile bir Kıbrıslırum arasında geçen hüzünlü bir aşk hikayesini aktardı… Dünkü yazımızın devamı şöyle:

MUSTAFA MUSİ’NİN ÖYKÜSÜ…

Halim Musi’nin oğlu Mustafa’nın öyküsünü de araştırdık. Mustafa, Nimeti diye bir hanımla evlenmiş ve Hamit Mandrez’de yaşamışlar. Altı çocukları olmuş.. Ancak Musi ailesi çok büyük ve çok geniş bir aile olduğu için Mustafa ile şu anda hayatta olan Musiler’den gelme diğer insanlarla herhangi bir “bağ” kurabilecek bilgiye ulaşamadık… Çünkü bu öykü 1800’lü yılların sonlarından gelen bir öykü… O kadar eski ki, hatırlayan pek az insan kalmış olmalı… Musiler çok geniş bir aile olduğu için ve bir kısmı da yurtdışına göç etmiş oldukları için, arada bağ var mı, yok mu, bunu şimdilik anlamak mümkün değil…

TREMEŞELİ DE MUSİLER’DENDİ…

TMT’nin önde gelen isimlerinden Mehmet Ali Tremeşeli’nin anne tarafından dedesi de İbrahim Musi… Ancak bu Musiler’in Halim Musi’nin ailesiyle bir ilgisi olup olmadığı belirsiz…

Aslan Mengüç’ün kaleme almış olduğu  “Ben Tremeşeli Mehmet Ali” başlıklı anılarını anlattığı kitabında özetle şöyle yazmış Tremeşeli, Musi ailesiyle ilgili olarak:

“Musi Ailesi

Annem aslen Küçük Kaymaklılı olup Kıbrıs’ın tanınmış ailelerinden Musi Ailesi’ne mensuptu. Halil Musi, annemin dedesiydi ve Kıbrıs’a Osmanlı’nın son zamanlarında gelmişti.

Halil Musi, işlemediği bir suçtan dolayı ağır hapse mahkum edilerek Mersin cezaevine gönderilir… Bir gün imtiyazlı durumundan faydalanarak Kıbrıs’a kaçar… Küçük Kaymaklı’ya yerleşip aile kurarak ticaretle uğraşmaya başlar. Şans Musi’den yana değildir, bir gün onun kaçak olduğu anlaşılır ve hapishaneyi boylar… Son durak, Suriye’nin Lazkiye hapishanesi olur. Musi cezası bitene kadar orada kalır, sonra daya geri dönüp Küçük Kaymaklı’ya yerleşir ve hayatına ailesiyle bıraktıkları yerden devam eder.”

ANNEMİN BABASI, İBRAHİM MUSİ DEDEM…

“İbrahim Musi, Halil Musi’nin ikinci oğlu olup, gençlik yıllarında Küçük Kaymakı’da büyük bir keçi sürüsüne sahipti. İbrahim Musi, o yıllarda Lefkoşa’da süren büyük kuraklık nedeniyle sürüsünü otlatmak için geçici olarak Tremeşe’ye gelir. Köyü çok beğenen İbrahim Musi, Kerime ninem ile evlenip sürekli olarak Tremeşe’de yaşamaya başlar… Annem Ülfet, İbrahim Musi’nin ilk çocuğuydu… Bölgede büyük bir saygınlığı olan İbrahim Musi, cesur ve yiğit bir kişiliğe sahipti…”

Mehmet Ali Tremeşeli’nin kızkardeşi Sevim Hanım’la da konuştuk ve o da dedeleri İbrahim Musi’nin babasının Halil Musi olduğunu, İbrahim Musi’nin Kerime hanımla evliliğinden altı çocuğu olduğunu, bunların Ahmet, Halil, Mehmet, Ülfet, Meryem ve Halide olduğunu, kendi annesinin Ülfet olduğunu aktardı. İbrahim Musi dedesinin Musa ve Ahmet diye kardeşleri olduğunu, Musa Musi’nin Alpay ve Şefika Durduran’la akraba olduğunu, Ahmet Musi’nin de zamanında İskenderun’a giderek orada yaşamış olduğunu hatırlattı. Ancak Sevim Hanım, Halim Musi’nin kim olduğunu bilmiyor ve bu konuda ailede de herhangi bir şey anlatıldığını duymamış.

Konuyla ilgili olarak Alpay ve Şefika Durduran’la da konuştuk ancak onların da bu konuda çok ayrıntılı bilgi sahibi olmadıklarını gördük.

BÖYLESİ ÖYKÜLER KIBRIS’TA HALA “TABU”…

Halim Musi’yle Sihari köyünden papazın kızının aşkı ve bu aşk sonucu bir çocuk etmeleriyle ilgili bu trajik öykü, Kıbrıs’ta hala “tabu” olan trajik öykülerden biri…

İnsanlarla konuştuğunuz zaman, benzer öyküleri size anlatırlar ancak bu konularla bağlantılı görünmek istemezler. Milliyetçilik her iki tarafta da insanların ifade özgürlüğünü de bu şekilde bir yerde sınırlıyor ve bildiklerini açık biçimde paylaşmaktan çekinir hale getiriyor.

Kıbrıs’taki “milliyetçilikler”, Kıbrıslıları “kendi taraflarını seçmeye” zorunlu kılmıştır ve öylesi büyük bir baskıdır bu ki eğer buna karşı bir duruş geliştirecek olsanız, kendi ailenizden bile tepki görebilirsiniz. Her iki tarafta da “milliyetçilikler” birbirlerini beslerler ve belirli “milli kimlikler”i beslerler – bu “kutulara sığmayan”, “uygun düşmeyen” insanlar da gerek toplum tarafından dışlanarak, gerekse o toplumun bir bireyi olarak “kabul” görmeyerek, ağır bir bedel ödeyebilirler… Böylesi bir olasılık dahi korku ve kaygılara yol açmakta ve böylelikle insanların bu tür öyküleri anlatmalarını önlemektedir.

Ancak bazı öyküler sözlü olarak anlatılmaya devam ediyor, tıpkı Bayan Siddiga’nın torununun bana “Evet, bu öyküyü yayınlayabilirsiniz” dediği gibi, bir şekilde böylesi öyküler de günışığına çıkabiliyor. Bunun için okurlarıma ve Siddiga hanımın torunu Altan Yürün’e müteşekkirim…

GENÇLİK DEĞİŞİYOR…

Ayrıca bugünlerde gençlik de değişiyor ve böylesi “tabular”ı takmıyorlar…

Yakın geçmişten bir örnek arkadaşımız Orestis Agisilau’nu Latife Sakiner’le nişanlanması oldu. Bir Kıbrıslırum ve bir Kıbrıslıtürk nişan olmuşlar ve bunu sosyal medyada paylaşmışlar… Kıbrıslıtürkler’le Kıbrıslırumlar’ın karma çiftleri çoğalıyor ve bu da bize, gençlerin daha açık fikirli ve  iki tarafın “milliyetçilikleri”ne ve “milliyetçiliklerin” bu adada yaratmış olduğu “tabuları”na pek de önem vermediklerini gösteriyor.

Yakın geçmişte Kıbrıslıtürk gençlik liderlerinden Burak Berk Doluay da, Kıbrıslırum Hrissi ile evlendi ve biz de düğün resepsiyonuna katıldık. Çok özgün bir deneyimdi, iki toplumlu geleneksel şarkılar söyleyen bir müzik grubu Türkçe ve Rumca şarkılar söylüyordu, aynı şarkıları paylaşan iki toplumdan insanlar salonda dansediyordu, Burak ve Hrissi de gülümsüyor ve kendi mutluluklarını paylaşmaya gelen çok kültürlü kalabalıkta ışıldıyorlardı…

Umarız adamız iki tarafın “milliyetçilikleri” tarafından yaratılmış “tabu”ları yıkarlar ve insanlar dışlanma ya da tacizden korkmaksızın, diledikleri gibi yaşamayı seçebilirler…

İnşallah bir gün barikatlarda ve kafamızın içinde “öteki tarafa” karşı gardımızı almaksızın, cepheleşmeksizin normal hayatlar sürdürebiliriz, huzura kavuşup hangi konudan istersek, kaygılanmadan o konudan konuşabiliriz…

Ve eğer değerli okuyucularım 1800’lü yılların sonunda yaşanmış Sihari ile Hamit Mandrez arasındaki bu trajik aşk öyküsüyle ilgili herhangi bir bilginiz varsa bana bir mesaj gönderin veya isimli veya isimsiz olarak beni 0542 853 8436 numaralı cep telefonumdan arayınız… Teşekkür ederim… Bizi bu konuda bilgilendirmiş olan herkese de sonsuz teşekkürler…

 


 

OKURLARIMIZ BİLDİKLERİNİ PAYLAŞMAYA DEVAM EDİYOR…

“Vudalı bir Kıbrıslıtürk gence aşık olan Kıbrıslırum kızın hikayesi…”

Bir Kıbrıslırum okurumuz bizimle şu öyküyü paylaşmak istediğini söyledi:

“Ben bu öyküyü hep ninemden dinlerdim… Annemin köyü olan …. Köyünden bir genç kız, yakınlardaki Vuda köyünden bir Kıbrıslıtürk gence aşık olmuştu. Ancak bu gençlerin birlikteliğini, Kıbrıslırum aile onaylamıyor ve istemiyordu.

Bunun üzerine genç kız annemin köyünden ayrılarak Vuda’ya gitmiş ve Kıbrıslıtürk gençle evlenmişti.

Bir süre Vuda’da kalmışlar ancak iki toplumlu çatışmalar başlayınca, Lurucina’ya gitmişlerdi… Ondan sonra nereye yerleştiler, ne yaptılar, ne ettiler, bilmiyorum…

Barikatlar açıldıktan sonra bir gün tesadüfen ben bu Kıbrıslırum genç kadının oğluyla buluştum… Bana annesinin adının …. olduğunu anlattı… Hatta kadın, barikatlar açılmadan önce, evlatlarının düğünlerini hep Pile’de yapmış ki Kıbrıslırum akrabaları da gelebilsin – ancak kadının Kıbrıslırum akrabaları bu düğünlere katılmamışlar…

Sözkonusu kadının oğlu bana yeğenlerinin isimlerini saydı ve onlara selam söylememi istedi. Geri döndüğümde, bu adamın yeğenlerinden birini buldum ve ona bu olayı anlattım ancak iyi bir tepki vermedi… Sonraki gün, yeğenlerinden birisinin eşiyle karşılaştık… Kadının eşyalarının hala evlerinde durduğunu, bunları Lurucina’ya götürecek olanak bulamadıkları için o eşyaları kendilerinde bıraktıklarını aktardı…

Bir diğer ailenin trajik öyküsü de işte böyle…”

Bu Kıbrıslırum okurumuza paylaştığı bu bilgiler için çok teşekkür ederiz.

 

 

 

 

 

 

Bu yazı toplam 916 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar