1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. “Gerçek bir hayat hikayesi – Çocuk – Maydanoz Ağacı…”
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

“Gerçek bir hayat hikayesi – Çocuk – Maydanoz Ağacı…”

A+A-

Tekke Bahçesi’nde beş kişilik bir toplu mezarda bulunan ve geçtiğimiz Pazartesi günü Boğaz Şehitliği’nde toprağa verilen “kayıp” İsmail Bekir’in oğlu Aysan İsmailoğlu, cenaze töreni ardından duygularını kaleme aldı…

 

Kayıplar Komitesi’nin Tekke Bahçesi’nde yürüttüğü kazılarda beş kişilik bir toplu mezarda bulunan ve geçtiğimiz Pazartesi günü Boğaz Şehitliği’nde toprağa verilen “kayıp” İsmail Bekir’in oğlu Aysan İsmailoğlu, cenaze töreni ardından duygularını kaleme aldı.

Aysan İsmailoğlu’nun bu yazısını paylaşıyoruz.

Aysan İsmailoğlu şöyle yazıyor:

“Babamızı ararken birçok yetkili, babamla ilgili bir çok şey söyledi.
10-15 yaşlarında birçok şey hafızamdan silinirken, 4-5 yaşlarında bu duyduklarımı, yaşadıklarımı hiç unutmadım…
“Savaşta babanların yanına havan bombası düştü, parçalandılar, kimse kurtulamadı…”
“Onları savaşta ağır makineli tüfeklerle vurarak öldürdüler. Sonra da toplu olarak uçuruma attılar. Onlara ulaşmak mümkün değil…” gibi sözler…
Ben bunlar söylendiğinde odama gider, yatağıma yatır ve hep ağlar, bunları düşünürdüm.
Kafama hep o uçurum takılırdı.
Büyüdüğümde onu o çukurdan çıkarırız diye düşünürdüm. O zamanlar 5-6 yaşlarındaydım. Beşparmak dağları bana ulaşılmaz gelirdi.
Büyüdüğüm zaman düşündüğümde bu Beşparmak dağlarının o kadar da büyük olmadığını anladım, hatta çok küçüklerdi. İnsanlar Himalayalar’a çıkmışlardı.
Bizim evin önüne babam bir sera kurmuştu, içerisine bir şeyler ekerdi, ayrıca içerisine eski pideleri atardı. O pideler sıcaktan kururdu. Benim de en sevdiğim şey o seraya girip o pideleri yemekti. Babam buna çok kızar ve sinirlenirdi. Bana “Böyle yaparsan, seni maydanoz ağacına asarım” derdi. Ben de çok korkardım. Maydanoz ağacının çok büyük ve görkemli bir ağaç olduğunu sanırdım. Tam da Beşparmak dağlarındaki uçurumlar gibi…
Babam o pideleri kurutup tavuklara veriyordu. O pideleri yememi istemiyordu. Çünkü hasta olacağımdan korkuyordu. O “Maydanoz ağacı” hikayesi,  pideleri yememem için uyduruldu. Tıpkı yetkililerin bize anlattığı uydurma senaryolar gibi…
İlkokul birinci sınıfa başladığımda öğretmenimiz “Anneniz, babanız ne iş yapar?” diye sorardı. Bütün arkadaşlarım birçok meslek söylerdi. Ben “Babam kayıp” derdim, bunu bir ben, bir öğretmenim anlardı. Teneffüste arkadaşlarım anlamadığından bana tekrar tekrar “Baban ne iş yapar?” diye sorarlardı. Ben da utanır, “Demirci” derdim…
Bir gün bir tanıdığımız bize, “Ben babanızı gördüm. Bir araçla yaralı olarak Lefkoşa’ya götürülüyordu” dedi.
Fakat annem hastaneye sormuş, ona böyle birinin getirilmediğini söylemişlerdi. Ne kayıt vardı, ne gören, ne bilen.
Bugün bize hastaneye yaralı olarak geldiğini ve orada öldüğünü, en yakın yer olan Tekke Bahçesi’ne gömüldüğünü söylüyorlar. Üzerine de dört kişi daha atarak toplu mezar oluşturuyorlar.
Babamı Kayıp Şahıslar Komitesi’nden aldıktan sonra ilk önce seranın bulunduğu ilk evimize götürdüm, orada artık başkaları yaşıyordu. Sera artık yoktu… Oradan şimdiki evimize getirdim. Annemin tam 43 yıl babamı beklediği eve, onu kucaklayıp indirdim. Annemin 43 yıl beklediği verandaya koydum. Anneme “Artık bekleme, babam burada” dedim.
Babamızı uzun uğraşlar sonucu bulduk. Hak ettiği yere defnettik. İçim huzurlu ama rahat değil. Aklıma takılan bir şeyler var. Babamın üzerine neden dört kişi daha koydular? Neden o toplu mezarın üzerindeki isim, başka mezarın da üzerinde var. Bu insanlar kimdiler?
Savaşta her şey olabilir. Bunları anlayışla karşılarım, bunların yaşanması normaldir. Babam bu savaşa giderken zaten her şeyi göze almıştı. Ancak 43 yıl bir çukurda dört kişi ile birlikte yatacağını, eminim hiç düşünmemişti.
Ara bölgede Kayıplar Komitesi laboratuarında kazı yapan ekipler, kazı anını anlatırken aynen şöyle söylediler:
“Bir metre 27 santimetrede ilk kalıntılara ulaştık, içerisinden dört kişinin kemiklerini çıkardık. Daha sonra incelediğimizde yumuşak toprağın devam ettiğini gördük ve kazıya devam ettik ve bir kalıntıya daha ulaştık…”
İşte bu, benim babamdı.
Önce babamı gömdüler, sonra da dört kişi daha…
Belki çok zamanları yoktu da ondan bunu yaptılar. Bunu da anlarım. Ancak savaş bitti, üzerinden zaman geçti. Bize bunu bilenler, görenler söyleyebilirdi. Bizi 43 yıl aratmazlardı. Onu oradan çıkartır, yıllar önce hak ettiği yere gömer, huzura kavuşurduk. Bunları hiç mi gören olmadı, hiç mi duyan olmadı? Babam bu vatan için canını verdi. Böyle toplu mezarı hak etmedi. Bu olanları görüp, bilip de söylemeyenlere bir tek sözüm var: Ahmet Kaya’nın şarkısındaki gibi…
Bilip de söyleyemeyen diller utansın baba…”

(AYSAN İSMAİLOĞLU – 18 EKİM 2017)

 

 

 

Bu yazı toplam 1887 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar