1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. “Geçmişle yüzleşme”ye kapı aralayan yeni filmler…
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

“Geçmişle yüzleşme”ye kapı aralayan yeni filmler…

A+A-

 

GEÇMİŞLE YÜZLEŞME KONUSUNDA DÜNYADA NELER YAPILIYOR?

BİANET.ORG

“Geçmişle yüzleşme”ye kapı aralayan yeni filmler…

Bengi Muzbeg

10-15 Kasım tarihleri arasında Belgrad'ta 12'ncisi düzenlenen Freezone Film Festivali ödüllü filmleri görme fırsatını sağlarken, Balkan ülkelerinde çekilmiş yeni filmlere de yer vermesiyle önemli bir işleve imza atıyor.
90'lı yıllarda yaşanan savaşların üzerinden yıllar geçiyor, ama etkileri hala sürüyor. Freezone Film Festivali, yaşanan travmalarla mücadele etmede ve geçmişle yüzleşme adına önemli bir kapı aralıyor.

Neruda filmiyle açılışı gerçekleştirilen festival 4 ayrı salonda geniş bir film programıyla düzenlendi. Ödüllü uluslararası yapımlar Dreamcatcher, Under The Sun, Lo and Behold, Reveries of the Connected World gibi filmlerin yanısıra, Sırbistan, Bosna ve Hersek, Kosova ve Hırvatistan'dan filmlere de yer verdi.

Belgesel Okulları çerçevesinde Kosova'dan Dokufest Belgesel Atölyesi’nden liseli öğrencilerin çektikleri belgeseller gösterildi. Aynı proje altında Hırvatistan'dan Restart Belgesel Okulu ve Sırbistan'dan Slobodna Zona Belgesel Okulu yapımı filmler "Future is Here" başlığı altında gösterildi. Benim en çok dikkatimi çeken ise Bosna ve Hersek yapımı iki filmin Belgrad'taki gösterimi oldu.

"En İyi İnsan Hakları Filmi" ödülüne layık görülen Lidija Zeloviç'in çektiği My Own Private War belgeseli Bosna savaşına değişik bir bakış getiriyor.

Lidija, Saraybosnalı bir Sırp. Üniversiteyi bitirdikten sonra başladığı televizyonculuk hayatına savaştan dolayı ara vermek zorunda kalmış, sonrasında Hollanda'ya mülteci olarak yerleşmiş. Seneler sonra eski VHS'leri karıştırıp Bosna'ya yolculuğa çıkmış. Kamerası adeta kendi geçmişini kaydetmekte.

En yakın arkadaşlarından biri savaş esnasında keskin nişancı olmuş. Lidja, şehrimize bizim insanlarımıza nasıl ateş edebilir diye sorular sorarken Belgrad'ta yıllar sonra o arkadaşıyla rastlantı olarak karşılaşmasına yer veriyor. Yıllarca yaşadığı daireye girerken oraya yerleşmiş aileyle konuşuyor. Dağınık olan evde babasının annesine gönderdiği bir mektup buluyor.

Güçlü bir kadın imajı çizen Lidija, gitmekle kalmış olmak arasındaki farkları sorguluyor. Bosnalı bir Sırp olarak Lidija bu filmle geçmişle yüzleşmeye bir kapı aralıyor. Sağlam bir gelecek inşa etmek için, yakın geçmişimizdeki yaralarla yüzleşmeye davet ediyor. Çünkü yüzleşmediğimiz yaralar, kanamaya devam ediyor.

Değinmek istediğim ikinci önemli film ise Selma Doborac'ın çektiği Those Shocking Shaking Days adlı ilginç film.

Film dili ve kullandığı teknik açısından bildiğimiz bütün Bosna savaşı filmlerinden ayrılan bu filmde yüzlerce soru var. Bosna savaşı, bu savaşın aktarımı, yarattığı travmalar, bu film de bile bir temsil sorunu var mı gibi sorularla hem belgesel nedir, savaş nedir, yine gitme ve kalmanın dayanılmaz ağırlıkları konusunda ontolojik bir sorgulama ve geçmişle yüzleştirmeye imza atıyor.

Gösterimden bir gün sonra yönetmenle düzenlenen kahve sohbetinde konuşma şansı bulduğumuz Doborac, elinde yüzlerce saat görüntü olduğunu ama özellikle vurucu, izleyicinin dikkatini çekebilecek görüntüleri belgeseline dahil etmediğini belirtiyor. "İstiyorum ki, gerçek bir sorgulama süreci başlayabilsin. Görüntüyle seyirciyi büyülemek değil; amacım ne oldu, neden oldu nasıl bir daha olmayabilir gibi soruları sormak" diyor Selma. Jüri bu sorgulamayı karşılıksız bırakmayarak mansiyon ödülüne layık gördü.

Festivalde Samir Mehanoviç'in The Fog of Srebrenica filmi, yaşananları bize bir daha hatırlatırken, Portekizli yönetmenin Bela Tarr danışmanlığında çektiği How I Fell In Love With Eva Ras filmi görülmesi mutlaka gereken filmler arasında.

Balkan ülkelerinde hala muhafazakar sağcı popülist siyasetçiler iktidarda. Hala tanımadığımız insanlarla tanışmamamızı ve nefret etmemizi salık veren konuşmalar yapıyorlar. Ama her şeye rağmen önemli bir grup çeşitli festivallerle, filmlerle, sanatla beraberlik mesajı veriyor.

(Bengi Muzbeg Prizren’de (Yugoslavya - Kosova) doğdu. Lisans eğitimini Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi, yüksek lisans eğitimini Ankara SBF’de tamamladı. “Post-Yugoslav Belgesellerde Travma ve Geçmişle Yüzleşme” adlı doktora tezini Marmara Üniversitesi, Sinema bölümünde hazırlıyor. Kosova’da düzenlenen Dokufest Uluslararası Kısafilm ve Belgesel Festivali’nin seçici kurulu üyesi.)

(BİANET.ORG – Bengi MUZBEG – 19.11.2016)

---------------------------------------------------------------

 “Srebrenica Sisi” belgeselinin yönetmeni Samir Mehanoviç’ten:

“Soykırımdan kurtulanlarla Sırp nüfus arasında etkili bir uzlaşma sağlanamadığı görülüyor…”

“The Fog of Srebrenica” (“Srebrenica’nın Sisi”) (2015) filmiyle pek çok ödül kazanan Bosnalı film yönetmeni Samir Mehanoviç’in bu belgeseli çekerken neler hissettiğini, okurlarımız için derledik. Filmin web sitesinde Samir Mehanoviç şöyle yazıyor:
“Ben Tuzla’da büyümüştüm, Srebrenica’dan kırk mil uzakta ve Temmuz 1995’te Srebrenica’dan gelen sonu kesilmeyen otobüsler dolusu kadın ve çocukların, göçmenlerin gelişini hatırlıyorum. Erkekler neredeydi? Bu görüntü karşısında Tuzla tuhaf biçimde sessizdi ve bu mezar sessizliğinin içinden yavaş yavaş korkunç katliam ve tecavüz öyküleri ortaya çıkmaya başlıyordu.

Bu olaydan kısa bir süre sonra tiyatro kumpanyam, Edinburg Festivali’ne bir gösteri yapmaya davet edilmişti ve ben de orada kalmaya karar verdim.

Ancak geçen yıl Ptocari’deki toplu mezarda bulunan bir anıtı ziyaret ettim – burası 1995’te Hollandalı Birleşmiş Milletler birliği, yerli sivilleri Sırp güçlere teslim etmişlerdi. Mermer anıtın üstünde aile isimlerinin sonsuz biçimde tekrarlanmasından çok etkilenmiştim, burada çok fazla mezar taşı vardı, çok fazla genç insan öldürülmüştü ve bu geniş yerde o mermerdeki isimler yalnız bir ifade gibi duruyordu…

Kendime şunu sordum: Bundan kurtulanlar, böylesi bir kayıpla nasıl baş edebilir? İlerleyip yeni yaşamlar kurabildiler mi acaba? Bu katliamdan kurtulup hayatta kalmış olup da evlerine dönmek isteyen bazı insanların Sırplar tarafından evlerine dönmelerinin engellendiği hakkında da, bunu göze alıp evlerine dönmüş olanların hakkında da hala hikayeler anlatılıyor.

Soykırımdan kurtulanlarla Sırp nüfus arasında etkili bir uzlaşma sağlanamadığı görülüyor…

Bu filmi yapmaya başladığımda, kendi içimde bulunan bazı çok derin yaraları açtığımı hissettim… Filmle ilgili röportajlar yaparken ve filmin karakterleri öykülerini anlatırken, gözyaşlarımı tutamıyordum…

İnsan, insana bunu nasıl yapabilir? Bu soru röportajları redakte ederken ve tekrar tekrar bu öyküleri dinlerken kafamda dolanıp durdu. Her defasında da yeni yaraların açıldığını ve yeni duyguların taşıp döküldüğünü hissettim…

Bu filmdeki karakterler aynı zamanda Tuzla varoşlarında sosyal yoksunluğun etkileriyle de baş etmeye çalışıyor… İşsizlik düzeyinin %60’tan fazla olduğu bir ülkede refahtan yolsun biçimde hayatta kalmaya çalışıyorlar. Çoğunun Srebrenica’da geri dönebilecekleri bir yerleri yoktur. Yeni bir hayat kurmaya çalışıyorlar ancak geçmiş deneyimleri yakalarını bırakmıyor ve gelecekle ilgili pek az umutları vardır çünkü Bosna hükümeti ve uluslar arası topluluk, vermiş oldukları sözleri tutmamışlardır…

Bugün Gazze’de ve Suriye’de çatışmaları görüyoruz, etnik, dinsel ve siyasi bölünmüşlükler sömürülürken, dünya bunu izliyor. IŞİD Müslümanların  masum sivilleri katletmeleri devam ediyor ve bu da Srebrenica’daki Sırp Hristiyan Ortodoksların yapmış oldukları katliamı çağrıştırıyor. Dünya İŞİD’in işlediği suçlar nedeniyle Müslümanlara karşı düşmanca bir tutum almaya başlıyor… Hristiyanlar da aynı şekilde Srebrenica için sorumluluk hissetmeli midir? Kurbanları suç işleyenlerle karıştırıyor muyuz? Bosna çatışması ve ardından gelen Srebrenica katliamından çıkaracağımız dersler vardır.

Srebrenica’da katliamdan kurtulanlar filmindeki karakterlerin birisinin dediği gibi “Bunun gelecekte asla hiç kimsenin başına gelmemesini umuyoruz” şeklinde şimdiki ve gelecek kuşaklara yönelik canlı bir uyarı olarak algılanmaktadır…”

 

(Türkçesi: Sevgül Uludağ)

Bu yazı toplam 1514 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar