1. YAZARLAR

  2. Esra Aygın

  3. ‘Garanti’nin bireysel ve toplumsal güvenlikle hiçbir ilgisi yoktur
Esra Aygın

Esra Aygın

Yazarın Tüm Yazıları >

‘Garanti’nin bireysel ve toplumsal güvenlikle hiçbir ilgisi yoktur

A+A-

‘Garantiler’ üzerinden mağduriyet üretmek


Kıbrıs müzakerelerinde tarafların pazarlık paylarını yükseltmek, gözdağı vermek, yüksek perdeden konuşmak istediklerinde başvurabilecekleri en kolay konudur güvenlik ve garantiler. Savaş yaşamış, kayıplar vermiş, yerlerinden edilmiş, acıları yıllarca sömürülmüş iki toplumun da en hassas noktasıdır çünkü bu konu. Geçmişle hiç yüzleşmeden sadece kendi mağduriyetlerini tekrar tekrar yeniden üreten toplumların, yaşanmış ve bilinçaltında devam eden korkularına hitap ettiği için de çok kolay kullanılabilir, manipüle edilebilir ve çarpıtılabilir.

Çoğunlukla salt “garantiler kalksın” ile “garantiler devam etsin” pozisyonlarına indirgenerek kutuplaşma ve çekişmeye alet edilen güvenlik ve garantiler konusunda sağlıklı bir tartışma yapabilmek için önce mevcut Garanti Antlaşmasının neyi içerdiğini bilmek gerekiyor. Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık’ın imzasını taşıyan ve 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin doğmasına neden olan iki uluslararası metinden biri olan Garanti Antlaşması’nın, genel algının aksine, Kıbrıslı Türklerin toplumsal veya bireysel olarak korunması ile hiç bir alakası yoktur.

Garanti Antlaşması’nın ilgili maddeleri şu şekildedir:

Kıbrıs Cumhuriyeti, kendi bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini devam ettirmeyi ve anayasaya saygıyı güven altına almayı taahhüt eder. Kıbrıs Cumhuriyeti, ayrıca tümüyle veya bir bölümüyle herhangi bir devlet ile hiçbir şekilde siyasi veya ekonomik bütünleşmeye girmeyeceği sorumluluğunu yüklenir. Kıbrıs Cumhuriyeti, bu maksatla adanın gerek birleşmesini, gerekse taksimini doğuracak doğrudan veya dolaylı olarak gerçekleştirmeye yardımcı ve teşvik edici tüm hareketleri yasaklar.

Yunanistan, İngiltere ve Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 1’nci maddede belirtilen taahhütlerini kaydederek, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını, ülke bütünlüğünü, güvenliğini ve anayasanın temel maddeleri ile oluşan durumu (state of affairs) tanırlar ve garanti ederler. Yunanistan, İngiltere ve Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin diğer herhangi bir devlet ile gerek birleşmesini gerekse Ada’nın taksimini doğrudan doğruya, veya dolaylı olarak gerçekleştirmeye yardım ve teşvik edici bir amacı olan tüm hareketleri kendi yetki ve ilgileri oranında önlemeyi üstlenirler. 

Bu Antlaşma hükümlerinin herhangi birinin ihlali halinde Yunanistan, Türkiye ve İngiltere bu hükümlere saygıyı sağlamak için gerekli girişimlerin yapılması ve önlemlerin alınması maksadıyla aralarında danışmalarda bulunmayı üstlenirler. Üç garantör devletten biri, birlikte veya birbirlerine danışarak hareket etmek olanağı bulunmadığı taktirde, bu antlaşmanın oluşturduğu durumu (state of affairs) münhasıran yeniden oluşturmak gayesi ile hareket etmek hakkını korumaktadırlar.

Bu maddelerde de görülebileceği gibi, Türkiye Yunanistan ve İngiltere, Garanti Antlaşması ile Kıbrıslı Türkleri değil, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve anayasal düzenini korumayı taahhüt etmişlerdir. Dolayısıyla, ‘garantiler devam etsin’ veya ‘garantiler kalksın’ üzerinden devam eden tartışmanın gerçekte Kıbrıslı Türklerin çözüm durumunda ihtiyaç duyacakları bireysel ve toplumsal güvenlikle hiçbir ilgisi yoktur. Dahası, Garanti Antlaşması’nın Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasal düzenini ve toprak bütünlüğünü korumayı, ve bölünmeyi - yani iki ayrı devleti yasaklamayı amaçladığı bilinçli bir şekilde gözlerden uzak tutulmaktadır. Güvenlik ihtiyacını askeri müdahaleye indirgeyen bu dar algı ve tartışma, Kıbrıslı Türklerin güvenlik ihtiyaçlarını karşılamaya değil, büyük güçlerin bölgesel çıkarlarını gözetmeye ve daha büyük pazarlıklar için avantaj elde etmelerine hizmet etmektedir.

Güvenlik başlığı altında sağlıklı ve gerçekten toplumu gözeten müzakereler yürütebilmek için öncelikle Kıbrıs’ta yaşayan insanların korkularının ve endişelerinin ne olduğunu, çözüm durumunda ortaya çıkacak bireysel ve toplumsal güvenlik ihtiyaçlarını, ve bu ihtiyaçların en iyi hangi mekanizmalarla giderilebileceğinin tartışılması gerekmektedir.

İki yıl önce Prof. Dr. Ahmet Sözen ve Dr. Alexandros Lordos direktörlüğünde yürütülen Güvenlik Diyaloğu Projesi çerçevesinde gerçekleştirilen geniş kapsamlı araştırma, Kıbrıs’taki toplumların korkuları, endişeleri ve çözüm durumunda ortaya çıkacak güvenlik ihtiyaçları ile ilgili önemli veriler ortaya çıkarmıştır.

Bu araştırmaya göre, Kıbrıslı Türklerin çözüm durumunda en yaygın endişesi, adalet – diğer bir deyişle, federal devlet dairelerinden polise ve yargıya, tüm kurumların, tüm bireylere etnisitelerinden, dinlerinden, dillerinden bağımsız olarak adil davranması. Kıbrıslı Türkler arasında yaygın olan diğer korkular ise, aşırı sağcı ve fanatik unsurların saldırıları, ve federal devlette temsiliyet ile güç paylaşımında çıkması muhtemel sorunlar.

Kıbrıslı Türklerin dile getirdiği bu endişelerin büyük çoğunluğunu askeri müdahale gibi sert ve tepkisel güvenlik yöntemleriyle ele almak mümkün değildir. Bu endişeleri gidermek için, bütünlüklü, etkin ve önleyici güvenlik politikalarına ihtiyaç vardır. Etnisite, din veya dile dayalı ayırımcılığın ciddi federal suçlar haline getirilmesi, nefret suçlarına sıfır tolerans, federal düzeyde insan hakları ve eşitliği gözetecek kurumlar gibi… Güvenlik Diyaloğu Projesi çerçevesinde, federal Kıbrıs’ta toplumların ihtiyaç duyacağı güvenlik yapılarına dair de birçok yaratıcı öneri geliştirilmiştir. Bunlar arasında, etnisite, dil, ve dinden bağımsız hareket edecek idari ve yasal kurumların nasıl oluşturulabileceği, gerginliklere etkin şekilde müdahale edecek güvenilir ve adil mekanizmaların nasıl kurulabileceği, hem federal hem de kurucu devlet seviyesinde toplumun endişelerine cevap verebilecek güvenlik politikaları ve kurumsal düzenlemelerin neler olabileceği vardır.

Dolayısıyla, yapılması gereken, sığ ve Kıbrıslılara hizmet etmeyen bir “Garanti Antlaşması kalksın/devam etsin” tartışması değil, ne tür bütünlüklü güvenlik mekanizmaları ile toplumun endişelerinin karşılanabileceğidir. Adil, etkin, önleyici ve toplumların endişelerini dikkate alarak oluşturulan güvenlik yapıları, askeri güvenlik çözümlerine duyulacak ihtiyacı da büyük ölçüde azaltacaktır.


* Güvenlik Diyaloğu Projesi çerçevesinde yapılan araştırma ve öneriler için lütfen tıklayınız.

 

 

Bu yazı toplam 3296 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar