1. YAZARLAR

  2. Cenk Mutluyakalı

  3. Finlandiya örneği ve ‘özel hayat’
Cenk Mutluyakalı

Cenk Mutluyakalı

Yazarın Tüm Yazıları >

Finlandiya örneği ve ‘özel hayat’

A+A-


‘Dünya Basın Özgürlüğü’ sıralamasında genelde Kuzey Kıbrıs’ın, Türkiye’nin, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yeri konuşuluyor.
Kuzey Kıbrıs 83, Türkiye 154’üncü sırada, Kıbrıs 24’te...
Peki birinci ?
FİNLANDİYA...

***

Finlandiya’da ‘basın özgürlüğü’ nasıl ele alınıyor?
Özel hayat nasıl korunuyor?
Buna bakmamız gerekiyor sanırım...

***

Finlandiya Anayasası’nın 10’uncu maddesi ‘Özel Hayatı’ garanti altına alıyor.
... “Herkesin özel hayatı, onuru, evinin kutsallığı garanti altındadır. Kişisel bilgiler yasayla korunur. Yazışmalar, telefon görüşmeleri, özel iletişimin gizliliği dokunulmazdır...” diyor...
Baktım, “basın”a yönelik bir “istisna” göremedim.
Yine de, Anayasa dışındaki özel yasalarla ilgili bilgisi, araştırması olan varsa, tartışmanın böylesi doğru örnekler üzerinden ilerlemesi önemli...

***

Yine Finlandiya Anayasası’nda özellikle ‘İfade Özgürlüğü’ öne çıkıyor.
İfade özgürlüğü, “herkesin hiçbir müdahale olmadan fikrini açıklaması, bilgi edinmek, bilgiye ulaşmak” özgürlüğü üzerinden tanımlanıyor.
“Yetkililerin elindeki döküm ve evrakların kamuya ait olduğu, herkesin erişimine açık olacağı” belirtiliyor.
Yine bu bölümde de ‘gizli ses kayıtları, özel yazışmalar’ için bir ‘istisna’ göremedim.

***

‘Basın özgürlüğü’ ya da ‘özel yaşamın korunması’na yönelik tartışmaya katılanların, Finlandiya, Hollanda, Norveç gibi ülkelerde ‘bu işler nasıl yürüyor’ somut örneklerini de kamuoyuna sunması gerekiyor.
Yoksa ...
Dünyaya bağlanma hayalleri kurarken, ‘kendi dünyamız’ın sığ tartışmaları içinde birbirimizi yer, dururuz.

---------------------------------------------------------------------------------

Hepimizi ‘hapse’ atacaklar

Kimi ‘kelimeler’e amacının üzerinde ‘anlamlar’ yüklemek…
Ve ‘buyurunuz, buradan yürüyünüz’ demek, mümkün.
Ve hatta ‘kalabalıklar’ da takılabilir peşinize!..
Öyle de ‘yol’dur önemli olan...
Nereye götürüyor acaba sizi?

***

‘Özel Hayat’ yasasını unutunuz!.
Ceza Yasası’nda “gazeteciler”e 5 yıl hapislik var (!)
Ceza Yasası, 47 b!..
Müfsit Niyetli Yayınlar, diyor…
“Ağır Suç” ve “5 yıl hapislik…”
1960’dan beri  (!)
47 (b) değil sadece…
48(e), 68, 194(1), 195(1), 196, 197, 198, 199, 200, 201 ve 202!
Tüm bu maddelerinde ‘Ceza Yasası’nın hafif, ağır suç var gazetecilere, hapislik var.
Üstelik bu ‘yasa’dan dolayı yüzlerce mahkeme kuruldu bugüne kadar ‘basın’ için!..
Ama ‘yasa’da “5 yıl hapislik” yazıyor diye, kaç kişi 5 yıl hapse gönderilmiş acaba?
Her yasada olduğu gibi ‘yasa’, en ‘ağır’ cezayı yazıyor.
Ama karar ‘yargı’da çıkıyor!..
Pek çok kararda hakim ‘gazetecilik’ diyor, kimilerinde bir ‘özür’le bitiyor iş, kimilerinde birkaç bin liralık tazminat…
İlginçtir, ‘gazetecilerin gazetecilere’ açtığı onlarca dava var, bu yasadan dolayı!..
Kimse bundan söz etmiyor !..
Tüm kurumlar gibi basın da ‘iğneyi’ kendine hiç batırmadan, elinde ‘çuvaldız’ gezmeye bayılıyor.
‘Kuralsızlığı’ en önemli ‘özgürlük’ kabul eden ‘kültürümüz’, her türlü ‘değişim’e direniyor genelde…
‘İçerik’ten uzaklaşan, demagojisi bol örneklerle yapılıyor bu!..
Fikir sahiplerini ‘kategorize’ etmek ise işin büyüsü!..
Üstelik ‘yargı’ diye bir süreç de yokmuş gibi davranılıyor!..

***

İnsanların ‘özel hayatı’ elbette ‘medya’ya karşı korunacak!..
Yoksa ‘devlet’in evleri ve kahvehaneleri basarak ‘dedikodu’ denetimi yapacağını mı sanmıştı kimileri?
Gazeteciliğin giderek “siz kayıt yapınız, belge çalınız, bize getiriniz, yayınlayalım” gibi gösterilmeye çalışıldığı bir süreç var, üzüntüyle izliyorum.
O nedenle değil mi zaten artık herkes ‘bildiri’ yerine ‘haber’ yazarak paslıyor medyaya; meşrubatçısından sosisçisine, telefoncusundan belediyesine, üniversitesinden sendikasına kadar…
Ve medya “hazır”ı seviyor!..

***

‘Özel yaşam’ ile ‘gazeteciliğin’ ayrımı basit aslında…
Ortada bir “kamusal” görev ya da kaynağın “suiistimali” var mı?
Eğer öyleyse ‘yargı’ aşamasında gazetecilerin eli fazlasıyla güçlü...
“Kamusal bir görevin ya da kaynağın suiistimali halinde basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilir” ek cümlesi yasayı rahatlatır mı?
Bilemiyorum!..
Çünkü, ‘Ceza Yasası’ndaki ‘hapislik’ ön görüsünü ortadan kaldırma niyetli “Basın Yasası” çalışmalarına “karşı” çıkanları da biliyorum.
Yine içeriğe bakmadan, reddetmişti pek çoğu...
Bir de ‘kamusal kaynakalar’ı haksız elde etmesiyle ünlü ‘gazeteci’ sıfatlı isimleri de tanıyorum, yakından!..
Diyorum ki o durumda, ‘Bunlar mı karar verecek, kamu yararına?’

***

“Araştırmacı gazetecilik yok edilmek isteniyor” diyenler, araştırmadan yazabiliyor!..
Ve ‘abartılı’ örneklerle, sanki her sabah kamyon kamyon gazeteci hapse gönderilecekmiş gibi yazmak, doğrusu ilgi çekiyor...
‘Gizli’ izlemeler, dinlemeler; belge çalmalar kutsallaştırılıyor arada!..
Ve ‘Ceza Yasası’ orada duruyor!..
1960’dan beri, ‘hapislik’ diyor.
‘Statüko’ korunuyor!..
‘Değişim’ varsa direniliyor!
‘Korkutmak’ bedava: Aman ha! Hepimizi ‘hapse’ atacaklar sonra…

-----------------------------------------------------------------------------------

‘Doğruyum’

Ne, her sabah “Türküm” demekle daha “Türk” olmuyorsunuz!..
Ne de demediğiniz zaman daha çağdaş…
Hele “doğruluk”…
Hele “çalışkanlık…”
Keşke öyle “söylemekle” olsa…

***

Böylesi ‘and’lar yaşadığımız yüzyılın gerçekleri değil.
Çağ dışında kalmış, bilgelik devrimiyle yıkılmış, çökmüş ‘kalıplar’ bunlar.
Ancak insanların ‘hassas’ olduğu değerler var…
Kimi duygular var…
Bunu da anlamak gerekiyor.

***

Yani kimi ‘değişimler’ için biraz daha ‘hoşgörülü’ bir yaklaşım gerekli.
‘Empati’ yaparak…
Meseleyi bir ‘düşmanlık’ gibi algılamadan…
“Alt etme” kültürüyle, farklı düşünenleri yaralamadan…

***

Yaşam ‘değişiyor’ sürekli…
‘Taş’ değil ki insanlar, kurumlar, beyinler…
Ve 40 sene önce çok ‘farklı’ anlamları olan eylemler, sözler, ihtiyaçlar…
Yıllar yıllar sonra başka bir yerden okunabiliyor…

***

Marifet ‘toplumsal uzlaşı’ sağlayarak yeni çağa ayak uydurabilmek.
Çatışmadan…
Bölünmeden…
Uzlaşarak…

***

Bir örnek…
“Cumhuriyetçi Türk Partisi’…
Ne 1970’deki gibi okunan bir ‘Cumhuriyetçi’yi anlatıyor şimdi…
Ne de o günün ihtiyaçlarıyla şekillenen ‘Türk’ü…
Dünyanın parmak uçlarımızda toplandığı, ‘ırkçılık’ ya da ‘milliyetçilik’ anlayışlarının günün sonunda ‘kan’ akıttığı, ‘cinsiyet eşitliğinin’ en temel insan hakkı olarak yükseldiği, ‘din’ istismarının geleceği kirlettiği bir yüzleşme yaşıyoruz…
Belki yüz yıl sonra insanoğlu bugünün tartışmalarını ‘gülümseyerek’ okuyacak, belki ‘dehşetle’…
Dedim ya…
“Körü körüne” saplantılar içine girmeden, en geniş uzlaşıyla, bugünün dünyasına ayak uydurmak gerekiyor…
Ve ‘ezberleri’ bozmaktan korkmamak…
Evet, ‘zorla’ güzellik olmuyor…
Ama dünya da dönüyor ha bire…
Siz ayak uydurmayı bilseniz de, bilmeseniz de…

Bu yazı toplam 2391 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar