1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. Eptagomi’den acı hatıralar… 5
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

Eptagomi’den acı hatıralar… 5

A+A-

Dipkarpaz’da nenesi bıçaklanarak ve yakılarak öldürülen Eptagomili Markos Yanni Marku, 1974’te henüz 13.5 yaşındaydı…

Markos Yanni Marku, Londra’da röportaj yapmış olduğumuz bir diğer Eptagomili… Eptagomi’de neler yaşandığını devamla şöyle anlatıyor:

29829424_10155830918813300_1134680807_o.jpg
"Tekerlekli sandalyede bir adam vardı... Haralambos agapiu'ydu adı... 1913 doğumluydu.Tekerlekli sandalyede olduğu için boynuna astığı bir kesede tutardı parasını. Üç-beş liracık tutardı bu kesede, boynuna asılı... Birisi gördü bunu, parasını boynuna asılı bir kesede tuttuğunu yani... Gecelieyin evine gitti, başına vurdu, öldürdü adamı..."


HRİSTİNA PAVLU SOLOMİ PATÇA: Eptagomililer, o yaşlı adam öldürülünce köyden ayrılmaya başlamışlardı… Charlie öldürülünce…

SORU: Ne olmuştu?
MARKOS YANNİ MARKU:
Ben köyde değildim o zaman ama şöyle bir şey olmuştu. Tekerlekli sandalyede bir adam vardı… Haralambos Agapiu’ydu adı… 1913 doğumluydu. Tekerlekli sandalyede olduğu için boynuna astığı bir kesede tutardı parasını. Üç-beş liracık tutardı bu kesecikte, boynuna asılı… Birisi gördü bunu, parasını boynuna asılı bir kesede tuttuğunu yani… Geceleyin evine gitti, başına vurdu, öldürdü adamı…

SORU: 1976’da olmuştu bu olay…
MARKOS YANNİ MARKU:
Evet, savaştan sonraydı bu…

SORU: Yani 1976’daki bu cinayetten sonra Eptagomili Kıbrıslırumlar köyden ayrılmaya başladı…
MARKOS YANNİ MARKU:
Haralambos’u öldüren askerden biri değildi, … olanlardan birisiydi.
Şimdi bunu anlatınca, bir şey daha var… Annem Rizokarpassolu’ydu (Dipkarpaz). Annemin annesi yani nenem Rizokarpasso’daydı (Dipkarpaz). Aynı şey onun da başına geldi, tıpkı bu adama olduğu gibi…
Nenemin adı Maria’ydı, tek başına yaşıyordu – aynı şekilde evine girip parasını aldılar, küçük bir paraydı bu, üç-beş Kıbrıs Lirası yani… Sonra onu öldürdüler, onu parçaladılar bir bıçakla, sonra da evini ateşe verdiler ve onu eviyle birlikte yaktılar…
O günlerde annem buradaydı, Londra’da… Bu sanırım 1974’ten üç-dört yıl sonra meydana gelmişti.
Annem okumak için gazeteyi almıştı… Tottenham Park’ta kaldığımız günlerdeydi… O günlerde bir akrabamızın berber dükkanının üst katında kalıyorduk. Annem aşağıya inmişti… O günlerde Rumca gazeteleri berber dükkanına getirirlerdi – annem bu gazetelerden birini okumak için aldığında, ön sayfada bu haberi görmüştü! Düşüp bayılmıştı annem… Annesinin çok vahşi biçimde öldürülmüş olduğunu okumuştu gazetenin ön sayfasında… O günden sonra annemin sinirleri çok bozulmuştu…

 

SORU: Annen hayatta mıdır?
MARKOS YANNİ MARKU: Evet, hayattadır… Leymosun’da yaşar annem… Yaşlandı ve Kıbrıs’a geri döndü…

SORU: Londra’ya geldiğinizde 13.5 yaşındaydınız… Anneniz-babanız yanınızda yoktu, ne yaptınız Londra’da?
MARKOS YANNİ MARKU:
Daha önce de söylemiş olduğum gibi ben aslında Eptagomi’den ayrılmak istemiyordum… Kızkardeşimdi ayrılmak isteyen… Ne yazık ki neler olup bittiğini kavrayabilecek yaşta değildik, benim de kızkardeşimle gitmemi sağlamışlardı…

 

SORU: Küçük erkek kardeşiniz de gelmiş miydi sizinle?
MARKOS YANNİ MARKU:
Hayır, o Eptagomi’de kalmıştı… Londra’ya geldiğimde çok büyük düşkırıklığına uğramıştım. Burası benim için tam bir cehennemdi… Kış aylarında gelmiştik, Noel’in hemen öncesiydi Londra’ya gelişimiz… Ben köy hayatına alışkındım, dağlarla, tepelerle, denizle bütünleşmiş bir köy hayatıydı bu… Buraya geldiğimde bir de baktım, tüm evler birbirlerine bitişikti! Karanlıktı, soğuktu… “Aman Tanrım! Neredeyim ben!” demiştim… Ne yapabilirdim?
Şimdi kendi ailem var burada…

 

SORU: Sonra aileniz gelmişti herhalde Londra’ya?
MARKOS YANNİ MARKU:
Evet, sonra gelmişlerdi. Sanırım önce Bladanissa’ya gitmişlerdi, orada birkaç ay kalmışlardı ve sonra da Londra’ya gelmişlerdi.

 

SORU: Sonra da babanız herhalde gene şef olarak çalışmaya devam etti burada…
MARKOS YANNİ MARKU:
Evet… Ve ne yazık ki tam da emekli olacağı zaman – 65.5 yaşındaydı – kendini iyi hissetmemiş, hastaneye bakınmaya gitmişti. Öksürüğü vardı… Sonuçta akciğer kanseri olduğu anlaşılmıştı. Ve böylece vefat etmişti… Sene 1991’di vefat ettiğinde babacığım…

 

SORU: Aradan yıllar geçtikten sonra Eptagomi’ye geri gittiğiniz zaman neler hissetmiştiniz?
MARKOS YANNİ MARKU:
Geri dönmek düşümüzdü… (Barikatlar açıldıktan sonra) ziyarete gittik, evimizi ziyaret ettik. “Şanslı”ydık – buna “şans” denebilirse eğer – ki evimizde oturanlar iyi insanlardı. Türkiye’den gelmişlerdi… Bize kahve de yapmışlardı… Bizimle birlikte oturmuşlardı – annem biraz Türkçe biliyor, onlarla konuşabiliyordu… Ona zeytinyağı da vermişlerdi… Annem “Yok, istemem” demişti ama ben ona “Olmaz, al zeytinyağını, kabalık olur almazsan” demiştim. Almıştı annem zeytinyağını.

Kahve yapmışlardı, oturup konuşmuştuk, sigaralarımızı içmiştik… Olanlar onların suçu değil ki, onları suçlayacak değilim yani… “Biz ayrılalım da gelin evinize oturun” diyemezler bize, bunu yapamazlar. Başka yerlerde bazıları evlerini ziyarete gitmiş ama onları evlerine girmeye bırakmayan kişiler olmuş…
“İçeri giremezsin, benim evimdir artık bu” diyerekten…
Bizim için tamamdı ama, bir şekilde “şanslı”ydık bu konuda.
Köyde bizim evimiz güzel ve büyük bir evdi… Bir başka küçük evde oturanlar bekliyorlardı, annemle babam kaçsınlar köyden ki bu büyük eve girebilsinler diye… Annemle babama soruyorlardı da bu insanlar “Ne zaman ayrılacaksınız ki biz sizin eve taşınabilelim?” diye…
Bazan annemle şakalaşırım, telefonda konuşurken ya da bazan Eptagomi’ye gittiğimiz zaman ona “Hade gidelim evine da kirayı toplayasın!” derim… Böyle şakalaşırım işte anneciğimle…

 

SORU: Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mıdır?
MARKOS YANNİ MARKU:
…... adlı kişiyi bulursanız, o herşeyi bilir… Bahse girerim ki – o kadar eminim bundan, yüzde 100 eminim – herşeyi bilir. Belki onu bulup konuşabilirsiniz… Özellikle bazı “kayıplar”ın akibetini bilir…
Örneğin sana söylemiştim ya, bizi bir evde tutuyorlardı, gelip ismiyle Kiriakos’a seslenmişler, onu alıp gitmişler, ölesiye dövmüşler, sonra geri getirmişlerdi. Geri getirdiklerinde çok hırpalanmış olduğunu, neredeyse ölecek durumda olduğunu görmüştük. Ertesi günü gene almışlardı bu adamı ve adamın sonu olmuştu bu. “Kayıp” etmişlerdi kendini…

 

SORU: Galatya’ya mı götürmüşlerdi?
MARKOS YANNİ MARKU:
Hayır, Galatya’ya değil, köyün aşağısında bir yere götürdüydüler sanırım…

SORU: Apelandros’ta bulundu kalıntıları bu “kayıp” şahsın – Kiriakos Pieru…
MARKOS YANNİ MARKU:
Demek öyle… Tüm bu “kayıp” şahısları tanıyordum ben, onları hatırlıyorum…


1974 sonrası Karpaz’da yaşamakta olan ve öldürülen/ölümlerine sebebiyet verilen/cinayete kurban giden bazı Kıbrıslırumlar:

***  Katina Andrea Yiakalli 50 yaşındaydı. Dipkarpaz’da yaşıyordu. 1976’da önce soyuldu, sonra yüzüne makas saplandı, öldürüldü, sonra da yakıldı.

***  Maria Yiokkaru Lallakuna 75 yaşındaydı. Dipkarpaz’da yaşıyordu. 1977’de önce soyuldu, sonra bıçaklandı ve evi ateşe verildi. Maria evinde yanarak öldürüldü…

***  65 yaşındaki Zaharias Pastunas, bisikletini sürerken birisinin kendisine bilinçli olarak traktörüyle çarpıp öldürdüğü sanılıyor. Sene 1977.

***  Yannis Yorgallas 80 yaşındaydı. 15 yaşındaki bir şahsın, Yannis Yorgallas’ın ekmiş olduğu sısamların bulunduğu tarlada davarını otlatması üzerine buna itiraz edince taşlanarak öldürüldü. Sene 1984 idi. Bu cinayet, kızı Savvu’nun gözleri önünde işlendi…

***  Lefteris Kotsiekkas 60 yaşındaydı. 1977’de bisikletiyle giderken birisi tarafından ağır yaralandı… Hastanede iç kanamadan birkaç saat içerisinde öldü…

***  76 yaşındaki Nikolas Frantziesku, emeklilik maaşını aldığı gün üç kişi tarafından evinde soyuldu ve boğularak öldürüldü. Otopsi yapılmadan alel acele defnedilmiş olduğu anlaşılıyor…

***  Eleni Polidoru Ppolo 72 yaşındaydı, soyuldu ve öldürüldü. Tarih: 2 Aralık 1988…

***  1990 yılında Dimitris Chr. Dimitri ile eşi Florenza Avksente Floru soyguna uğradı, vücutları doğrandı ve ateşe verildi…

***  1991 yılında Maria Lazaridu 74 yaşındaydı… Soyuldu ve öldürüldü.

***  1998’de Lahey’deki Adalet Divanı’na gizlice ifade vermiş ve Karpaz’da yaşananlar konusunda tanıklık etmiş olan 84 yaşındaki Yannis Manitara, bir yıl sonra yani 4 Nisan 1999’da evine giren bazı şahıslar tarafından boynu kırılarak öldürülmüş…

***  31 Ağustos 1999’da 69 yaşındaki Stelyos Harpas, arabasının içinde üzerine benzin dökülerek yakıldı ve öldürüldü.

(Kaynak: http://www.rizokarpason.com/GB/press15.htm - “Murders” başlıklı power point sunuşu.)

PAZARTESİ DEVAM EDECEK

Bu yazı toplam 875 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar