1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. Bir Singer satıcısının ölümü… (4)
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

Bir Singer satıcısının ölümü… (4)

A+A-

1963 yılında Lefkoşa’da hisar üstünde bir evde “Teşkilat”ın adamları tarafından şişlenerek ve vurularak öldürülen Plutis Yeorgiadis’in arkadaşlarından ünlü iş insanımız Tekin Birinci anlatıyor…

 

Tekin Birinci’nin Singer ailesiyle dostluğu hala devam ediyor – Plutis Yeorgiadis’in patronu Bay Evgeniu’yu hemen arayıp bizi buluşturmasından belli bu… Bu Aynikolalı adamın hiçbir takıntısı yok: Plutis’i hatırlıyor, ona fotoğrafını gösteriyorum, öylece bakıp kalıyor, eski günlere dalarak…

Tekin Birinci, emeklilik günlerini yaşıyor ama oğlu Ertan Birinci’ye ait Genç TV’de onursal başkan ve ofisi de var… Ofisinde pek çok fotoğraf: Geçmişten hatıralar, duvarları kaplıyor…

Onunla ofisinde konuşuyoruz…

Plutis Yeorgiadis’le ilgili hatırladıklarını anlatıyor… Kendi yaşamından parçaları… “Konuşsam, anlatsam, kitaplar yazılır” diyor, oysa kısacık bir röportaj bizimkisi…

Tekin Birinci’yle röportajımızın davamı şöyle:

SORU: Tabii çeşitli söylentiler vardı bu adamın öldürülmesiyle ilgili… Kızı dedi ki “İki İngiliz’le geçtiydi, İngilizler’i serbest bıraktılar, onu bırakmadılar” dedi.
Başka bir söylenti, kendini Dianellos’un sigara fabrikasında öldürdüler – şimdiki Meclis binasında – da götürüp attılar… Buna çok ihtimal vermem ben… Çünkü ta oradan neden götürsünlerdi Çocuk Bahçesi’ne? Götürürler, gömerlerdi Tekke Bahçesi’ne isteselerdi, daha yakın…
Onun için en akla yakını hisarüstünde öldürülmüş olmasıdır. Zaten bize anlatan da o evin civarında olan ve gören birisiydi. İlk öyle çıktı bu hikaye ki bu adamı orada öldürdüler, etraf hep kan oldu, kendi da gördü o kanları, Plutis’in Çocuk Bahçesi’nin arka merdivenlerine atıldığını da gördü… O zaman daha Birleşmiş Milletler yoğudu o zaman, ya İngiliz askerleri ya da Red Cross (Kızılhaç) üç-dört gün sonra gelip aldı… Bay Evgeniu da bize dedi ki “Tanınmayacak vaziyetteydi, yüzünden vurdulardı…” Kendi gene da tanıyıp teşhis etti, gömülebilmesi için…
Bir da Bay Evgeniu dedi ki 74’e kadar özel izni vardı, gelirdi, geçerdi Türk tarafına…
TEKİN BİRİNCİ:
Gelirdi… Ben alırdım kendini barikattan…  Gelirdi, bakardı, dükkana bakardı bizim çünkü bize verdiği malları konsinye olarak verirlerdi. Ve sattık sonra öderdik kendilerine. 1964-74’te gelirdi, ben alırdım, gezdirirdim da kendini…

SORU: Bir tane resim buldum, Lurucina’da Singer satan yer o zaman…
TEKİN BİRİNCİ:
Evet. Lurucina’da vardı. Lefkoşa’da ben vardım, sonra iş gelişip büyüyünca öğretmen bir kardeşim vardı, Ergin Birinci, ayrı bir dükkan açtım ve Ergin’i ortak koydum. Ve Singer’in başına Ergin’i koydum. Bu fotoğraflarda var, bak Singer’in müdürleri, Ergin, Evgeniu, bu, Pluti’nin yerine geçen müdür… Bu da büyük abim Çetin.

SORU: Pluti’nin yerine geçenin adı neydi?
TEKİN BİRİNCİ:
Mihalis… Mihalis Kaymaklı civarından, Lefkoşalı’ydı…
Leymosun’da da Andreas isimli biri vardı… Halen da durur, Leymosun’daki da… Baf’ta vardı…
Leymosun’da gene ben orada bir dükkan açtım. Singer markası… Ve oraya Ayannili, bana yakın olan bir çocuk vardı, Ertan Ali… Ertan’ı oraya koydum… Kısa bir süre içinde Ertan’ı ortak yaptım ve dükkanın adını da TEKTAN koyduk… Yani “Tekin” ve “Ertan”… 1974 harekatına kadar orayı ortak çalıştırdık. 74’ten sonra Ertan buraya geldi, Girne’ye… Ayrı bir dükkan açtı, gene ben yardım ettim kendine… Ve halen şimdi Singer dikiş makinaları satmakta devam eder. TEKTAN…
Mağusa’da Emirzade yapardı, öldü Emirzade… Türk tarafındakilerin hepsinin sorumlusu bendim. Yani onları da ben kontrol ederdim… Ve bazan Evgeniu’ya özel izin alırdım ve beraber gider kontrol ederdik.

SORU: Mesarga’da da var mıydı dükkan?
TEKİN BİRİNCİ:
Mesarga’da – Vadili Mesarga’ya mı düşer? Evet. Vadili’de Ali Edipler vardı. Benim bayimdi onlar. Ama 64’ten sonra. Onlara hem BEKO, hem SİNGER, hem buzdolabı, hem çamaşır makinesi, her şey verirdim ve satarlardı onlar da…

SORU: Ne zaman artık Singer’e talep azalmaya başladı, hatırlarsanız?
TEKİN BİRİNCİ:
Gene da tam azalmadı… Singer işini Ergin’in hanımı ve oğlu yürütür… İşleri de fena değil…

SORU: Ama genelde eski dikiş-nakış işi yok artık… Hazır giyim bunu bitirdi sayılır…
TEKİN BİRİNCİ:
Evet… Ama gene alan var.

SORU: Ne zaman azaldı sence?
TEKİN BİRİNCİ:
Öyle 1990’lardan sonra azaldı… Şimdi çok azaldı.

SORU: Yün işi işleme makinalarını da siz getirirdiniz…
TEKİN BİRİNCİ:
Evet, biz satardık… Onlar da Singer. Onlar şimdi hiç yapılmaz.

SORU: O zaman ben hatırlarım kadınlar öğrenirdi, hatta galiba siz öğretirdiniz…
TEKİN BİRİNCİ:
Benim da yanımda öğreten hanımlar vardı. Herkes işlerdi, şimdi her şey hazır…

SORU: Savurt gitsin! Hiçbir şeyin değeri kalmadı hazıra dönünca… Çünkü emek yok eskisi gibi… Üç kuruşa al, at!
TEKİN BİRİNCİ:
Doğru…

SORU: Singer’den sonra tabii siz işleri geliştirdiniz. Başka hangi markaları getirirdiniz?
TEKİN BİRİNCİ:
Singer’den sonra işleri geliştirdim. 1974’ten sonra yollar hep kapalı olduğu için Rumlar’dan da bir şey alamazdık. Ben Türkiye’ye yöneldim. Türkiye’den ne bulursaydım… Tencere, düdüklü tencere, traş jileti, Simtel elektrik süpürgeleri, bunları ufak ufak getirmeye başladım. Ondan sonra bir vesileyle Beko Arçelik bayiliğini istedim. Ve doğrudan doğruya gittim, Koç grubunda Vehbi Koç’u ziyaret ettim. “Kıbrıslıyım” derkenden beni kabul etti. Denktaş beyden da selam götürdüm kendine. Yani öyle bir şey yoktu ama geldikten sonra gittim kendine söyledim.
Vehbi Koç’a, “Denktaş beyin da selamı var” dedim. “Ve bana bu bayiliği veresiniz dedi”…
Hemen çağırdı Arçelik’in adamını…
“Kaç marka yaparsınız?” dedi Arçelik’in müdürüne…
“Üç marka efendim” dedi kendine.
“Arçelik, Beko, Aygaz…”
“Kıbrıs’a ne verirsiniz?” dedi.
“Arçelik, Aygaz… Arçelik Atailer, Aygaz Agah Necat…”
“Beko’yu da verecen bu çocuğa” dedi kendine.
Ben Kıbrıs’a dönerkenden gittim Denktaş beye dedim ki “Böyle böyle mesele… Senin hem selamını götürdüm kendine, hem da bir güzel Parker kalem götürdüm kendine…”
O Parker kalemi, müzede tutar şimdi… Koç müzesindedir o kalem!
Denktaş beye dedim “Böyle böyle…Bir olay oldu senden izinsiz…”
Denktaş bey, “Gel” dedi, “otur…”
Oturdum.
Çıkardı bir mektup, gösterir bana, Vehbi Koç’tan!
“Gönderdiğin selamı ve Parker kalemi aldım! Çok teşekkür ederim!”
Denktaş beyi “Anladım” dedi, “sen olduğunu!”
Güldü, bir espri yaptı, gülüştük! Rahmetlik onun da çok şeyi geçtiydi bu konularda.
Rum tarafında ilk alış-verişe gittiğim zaman bu Plutilernan tanıştıktan sonra ben artık başladıydım başka markalar, buzdolabı, motor, otomobil getirmeye. Otomobil işlerine giriştiğimde gene gittim Denktaş beye… Bir yazıcık yazdı bana, “İlgili Makama… Dürüst bir çocuktur, gerekeni yapın kendine…” Vurdu imzayı da… Unutmam ben bunları, herkes unutabilir ama ben unutmam.

SORU: Araba ne satardınız?
TEKİN BİRİNCİ:
Volkswagen, BMW, Ford…  Volkswagen’nan Ford’u direk kendim ithal etmeye başladıydım, işleri genişlettik. Otomobil, motor, buzdolabı, gazocağı, televizyon, Singer makinalar… Bütün bunları… Ve adanın bütün büyük şehirlerine ve kasabalarına, kazalara ve büyük şehirlere şube açtıydım.

SORU: Şimdi emeklisin…
TEKİN BİRİNCİ:
Şimdi emekliyim…

SORU: Çocuklarınız?
TEKİN BİRİNCİ:
Çocuklarım, ikizleri, İngiliz Okulu’na giderlerdi, Rum tarafına. Öğlenden sonra da yollardım kendilerini Singer’in tamir atölyesine ve orada Mehmet da, Küfi da, Singer’in tamir atölyelerinde, satış mağazalarında çalıştılardı. Tatillerde da aynı zamanda giderlerdi ve Singer’de çalışırlardı…

SORU: Ben hatırlarım, ben Halkın Sesi’nde çalışmaya başladığımda 1980’de, Halkın Sesi’nin karşısındaydı sizin yeriniz. Ertan böyle küçücük, 13-14 yaşlarında Halkın Sesi’nde işlerdi, spor muhabirliği yapardı, küçücük…
TEKİN BİRİNCİ:
Bugün attı Facebook’a, Halkın Sesi’nde çalışmaya başladığı ilk günü! Bir oğlum da Hasan. O da okulu bitirdi, üniversiteyi bitirdi ve Beko mamüllerinin başına müdür olarak… Önce aşağıdan başlarlardı hepsi – aşağıdan yüksele yüksele, öyle yetiştirdim yani çocukları. Doğrudan doğruya  “Gel da sen patronun oğlusun otur” yok. Benim gibi, en aşağıdan başladı hepsi…

SORU: Bir da şunu sormak isterim size… Evgeniu’nun hanımı Avgi Hanım’a araba sürmeyi alıştırdınız. Bu da gösterir ki o dönem “Aman aman bu Türk’tür, benim karıma şöförcülük alıştırmasın, bir Rum bulayım da karıma o alıştırsın” gibi bir anlayış yoktu demek ki…
TEKİN BİRİNCİ:
Çok Rum müşterilerim vardı… Çok Rum hakim, avukat, savcı, hala daha görüştüğüm insanlar var. Hep onlara ben öğrettim. Rumca da bilirdim. Hem Baflı oluşumdan dolayı, hem okulda da…

SORU: Dediydiniz ki ortaokulda size üç sene Rumca alıştırdılardı…
TEKİN BİRİNCİ:
Evet, evet… Fahri Bey’le Emrullah Bey vardı…

SORU: Haftada iki defa…
TEKİN BİRİNCİ:
Haftada iki defa İngilizce, iki defa da Rumca dersi verirlerdi bize. Benim da lisan öğrenmede yeteneğim vardı.

SORU: Plutis’in vurulmasına şaşırdı mıydınız?
TEKİN BİRİNCİ:
Şaşırdım… Çok da üzüldüydüm ama…

SORU: Çünkü anladığım Kıbrıslıtürkler’le çok iyi giden birisiydi…
TEKİN BİRİNCİ:
Çok iyi giderdi, evet, doğrudur.

SORU: Hiç herhangi bir söylenti duydu muydunuz “Şunun için vurdular” veya “bunun için vurdular” diye?
TEKİN BİRİNCİ:
Yani araştırmadım da, o devirlerde kim kime… Kime sorabilin öyle bir şeyi? Araştıramadım. Araştırsam da zaten onu yapan söyler mi? Söylemez.

SORU: Peki şimdi nasıl hissedersiniz baktığınızda Kıbrıs’a?
TEKİN BİRİNCİ:
Ne deyim? Hiç iyi bir şey… Yani bir çok iyi şeyler yapıldı ama hepsi yarıbuçuk. Temel yok, yapılan işlerin temeli yok. Yoksa çok çok daha ileride olabilirdik, Rumlar’dan daha ileri olabilirdik.

SORU: İlkokul talebesine bile sorsan sana tarif edebileceği şeyleri bu insanlar yapmıyor işte maalesef. Trafiğe çıkan öyle, nereye gidersan öyle…
TEKİN BİRİNCİ:
Düşünebilir min? Bir trafiği, bir trafiği… Ayağımızı benzinden kaldırmayı öğrenemedik! Ben çıkarım buradan Girne’ye gideyim, sağ mı gidecen, ölü mü gidecen, belli değil… Yanımdan geçen arabalar, sallar benim arabayı… Ben 70-80’de giderim… 100’e kadardır limit… Yanımdan geçen, eminim 150’ynan geçer. Arka arkaya!
Gel bak, bu resime… Buna Derviş Onbaşı derler… Bu adam, yalnız başına 1958-60’lara kadar trafikte kuş uçurtmazdı. Haddi neydi birinin gayrı-kanuni araba kullansın! Bu emekli olduktan sonra Vasfi Arap vardı, meşhur, ben da yetiştiydim… Bir arkadaşımdır. Sonradan şöför okulu açtıydı ve çok yardımcı olurdum kendine. Sağdır, görüşürük telefonda. Bir tek Vasfi Arap, hem Rum tarafını, hem Türk tarafını parmağının üstünde oynatırdı. Haddi neydi birinin, yanlış bir şey yapsın… Hiç! Babası olsa, yazar götürürdü. İngiliz devrinde…

SORU: Ama söyleyim sana? Bu insanlar şu 150’ynan sallar seni, Rum tarafına geçtiğinde bissi kedi olur hepsi…
TEKİN BİRİNCİ: Öyle, öyle…
Doğrudur.

SORU: Demek ki nedir? Orda kanunlardan korkar, burda kanunlardan korkmaz demektir bu…
TEKİN BİRİNCİ:
Sen araba kullanın değil mi? Kaç defa buldun birini seni kontrol etsin yolda? Kaç senede bir defa belki… Ben hiç bulmadım… Yani kontrol yok. Polisimizde da bir şey var. Üst kademelerden “Kontrol yapmayın” mı derler kendilerine acaba? Polis bu işi istersa bir günde çözer, bir günde! İki gün değil… Bir günde çözer…

SORU: Çok teşekkür ederim. Benim sormadığım, eklemek istediğiniz bir şey var mı?
TEKİN BİRİNCİ:
Ekleycek olsam, kitaplar yazılır… Ben da çok teşekkür ederim, bu bir anı olarak kalır.

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazı toplam 1245 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar