1. YAZARLAR

  2. Onur Olguner

  3. ANITLAR YÜKSEK KURULU GÜNCELLENMELİ, GELİŞTİRİLMELİ VE GÜÇLENDİRİLMELİ
Onur Olguner

Onur Olguner

Yazarın Tüm Yazıları >

ANITLAR YÜKSEK KURULU GÜNCELLENMELİ, GELİŞTİRİLMELİ VE GÜÇLENDİRİLMELİ

A+A-

olg.jpg

Geçtiğimiz haftayı  İtalya’da Milan şehrinde geçirdim. Özellikle 600 yılda tamamlanmış Duomo Katedrali ve çevresinde oluşturulmuş şehir merkezini yaşamak bana, tarihi eserlere yaklaşımım konusunda çok farklı bir bakış açısı sağladı.

Mekanları tarih kokan bu şehirde Duomo Meydanı’ndan sonra özellikle Apple Liberty Meydanı benim gecelerimi çalan iki mekandan biri oldu. Geceleri kahvemi alıyor ve bu meydanda insanları, tarihi cepheleri ve şehri izliyordum. Bir nevi şehri yaşamaya çalışıyordum.

Dünyaca ünlü Norman Foster tarafından tasarlanan ünlü bir meydandı bu. Tam bir vizyon örneğiydi. Düzenlemesi tarihi kültürel mirası öne çıkarıyor ve kamusal alan kullanımını teşvik ediyordu.

Norman Foster bu meydana bir Apple Mağazası yapmak için tasarıma başlamıştı.

Öncelikle mağaza adına meydanda gördüğünüz tek şey merdivenin girişini tanımlayan CAM, seffaf bir kutuydu. Bu şeffaf kutu geceleri amfi tiyatroya bir ekran olacak şekilde tasarlanmıştı.

Bu CAM kütle mantığı Paris’te dünyaca ünlü Louvre Müzesi dahil birçok tarihi mekanda kullanılan bir mantıktı. Buraya da yakışmıştı. Çünkü giriş dahi olsa meydandan ve meydana bakan tarihi binalardan ilgi çalmıyordu. Yapıyı geride tutuyordu.

Bu cam girişin hemen önüne, zeminden 1 kat aşağıya kadar inecek şekilde müthiş bir amfi tiyatro yapılmıştı. Bu alan tamamen kamusal ve kamu kullanımına açıktı. Tatildeki gecelerimin yarısını bu meydanda kahve içerek geçirdim diyebilirim.

Amfi tiyatronun bir alt katında, yani -2 katında ise toprağa gömülmüş gayet güzel bir Apple Mağazası vardı. Mağazayı kamusal alanın altına gömmek tam bir vizyondu. Hiçbir zararı yoktu, aksine tüm Milan’ı ziyaret edenlerin kullanabileceği muhteşem bir amfi tiyatro yapılmasına vesile olmuştu.

O amfi tiyatroda geceleri otururken kafamda sürekli bir konu döndü durdu. Milan’a gitmeden önce hasbelkader Lala Mustafa Paşa Camii’nin önündeki eski İş Bankası’nın buradan çıktığını ve yerine Mardo açılacağını öğrendim. Meydanı canlandırmak adına güzel bir haberdi bu.

Bu meydanın canlanması için güzel bir adım diye heyecanlanırken maalesef Anıtlar Yüksek Kurulu’nun (AYK) binayı tamamen beyaza boyanmasını ısrarla talep ettiğini dehşete kapılarak öğrendim. 7 günlük gezi boyunca bu konu kafamda döndü durdu. Özellikle de Apple Liberty Meydanı’nda otururken.

Ve o meydanda otururken acaba bu vizyonu Kıbrıs’ta yaptırmaya kalksaydık, dünyaca ünlü Norman Foster “Böyle memleket olmaz olsun” diyerek bu işi yapmaktan vaz mı geçerdi acaba diye düşündüm. Cevap netti, kesinlikle.

Bu Milan’da yapılan ve o kamusal meydana inanılmaz yerli ve turist ilgisi  çeken vizyonu bizler asla Anıtlar Yüksek Kurulu’ndan geçiremezdik. Bu vizyon kesinlikle onay almazdı.

Dahası neredeyse ayda bir toplanan bu kurul gönüllü üyelerden oluştuğundan muhtemelen aylarca bu vizyona karar verenleri bıktırır ve Türkçe bilmeseler bile “beytambal galsın” dedirtmeyi başarırdık.

Hele bodruma kazılarak inilmesi, meydan yapılması gibi konular “mümkün değil” diye ellerinin tersiyle itilir, Norman Foster’a kiremitli ve beyaz duvarlı bir Apple Büfesi yaptırılarak konu kapatılırdı.

Şimdi konunun esas önemli kısmına gelelim.

Belki de bu ülkenin en önemli kurullarından biri olan AYK, şu anda biraz dogmalara sıkışmış hantal bir yapı haline geldiyse, bu kurumu misyonunu koruyarak geliştirmenin zamanı gelmiş demektir.

Mimarlık, belediyecilik ve dünyada gözlemlediğim örneklere göre bu adımlar bence şu şekilde olmalıdır:

  1. Öncelikle ucuz veya ücretsiz yaptırılan işler, bu hayatta en pahalıya mal olan işleridir. Bu sebeple AYK’nın üyeleri profesyonel olmalıdır. Kurul üyeleri verdikleri zaman ve hizmete karşı gelen değerde ödeme almalıdırlar. Toplantılara bir sene içerisinde 4 kez gelmeyen üyenin üyeliği düşmeli ve ilgili kurum yerine başka bir üye göndermek zorunda kalmalıdır. Yeni üye gönderilmezse veya bir sene içerisinde 3 üye değişirse, ilgili kumun kuruldaki üyelik hakkı değerlendirilmeye alınabilmelidir.
  2. Toplantılar periyodik aralıklarla günü ve saati belli olarak yapılmalıdır. Bu toplantılar, her haftanın belli bir günü ve saatinde, veya gündemin az olduğu durumlarda ise  2 haftada bir yapılmalıdır. Her halükarda toplantılar arasındaki zaman 2 haftayı geçmemelidir.
  3. Temel değerlendirme kriterleri mutlaka ve mutlaka yönetmelikle belirlenmeli ve sürekli geliştirilmelidir. Kurul projeler için bu kriterler doğrultusunda yazılı ön görüş vermeli, ilgili yönetmeliklere atıfta bulunmalıdır. Yani kurulun görüşleri mesleki ama kişisel tercih ve görüşlere dayalı olmamalıdır.
  4. Kurulun altında tam zamanlı ve profesyonel bir araştırma bölümü/dairesi oluşturulmalıdır. Bu bölüm sürekli olarak dünyadaki örneklerle ile ilgili yenilikleri kurul üyelerine rapor sunmakla yükümlü olmalıdır. Özellikle başvurular kurul gündemine gelmeden önce dünyadaki benzer örnek alternatifleri mutlaka kurula raporlanarak sunulmalıdır (Bu bölüm için devlet KTMMOB’den hizmet alımı yapabilir)
  5. Tarihi yapılarımızı senelerce ilgisizliğe ve bundan kaynaklanan bakımsızlığa kaybetmişken, yatırım yapmak için atılan adımların izinlendirme süresini hızlandırmak adına kurul profesyonel, hızlı ve çağdaş bir hizmet sunacak hale gelmelidir.

Eğer bunları yapmak için adım atarsak, şehirlerimizi çok daha ileriye taşıyabileceğimize inanıyorum.

Bunu başarabilmek içinse tek yapmamız gereken, ülkemizin tarihi kültürel mirasını koruyan bu kurulu güçlendirerek daha çağdaş, daha profesyonel ve daha efektif hale getirmektir. Ben buna inanıyorum.

Her halükarda bu güne kadar bu kurulda gönüllü olarak emek veren herkese bir Kıbrıslı Türk mimar olarak teşekkür etmeyi borç bilirim.

Bu yazı toplam 1477 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar