1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. Andreas Sudjis yazdı: “ELAM fenomeni…”
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

Andreas Sudjis yazdı: “ELAM fenomeni…”

A+A-

Son zamanlarda Kıbrıs’ın güneyinde aşırı milliyetçilerin saldırısı altında kalan ve ismi ve çalışma yeri yayımlanarak açık hedef gösterilen Kıbrıs barış hareketinin önemli isimlerinden Andreas Sudjis, “ELAM Fenomeni” başlıklı yazısını ricamız üzerine Rumca’dan İngilizce’ye çevirerek bize gönderdi. Biz de Andreas Sudjis’in bu yazısını İngilizce’den Türkçe’ye çevirerek okurlarımızla paylaşıyoruz… Andreas Sudjis, şöyle yazıyor:
“ELAM’ın son parlamento seçimlerinde oy oranını artırması ve iki milletvekiliyle meclise girmesi, pek çok insanı kaygılandırdı… Bazı insanlar da bu durum karşısında sevinç ve tatminkarlıklarını ifade ettiler. Bazıları ise kaygılarını dile getirdi.

ELAM gibi bir siyasi partinin (Altın Şafak Kıbrıs olarak da biliniyor) bilindik faşist pratik ve tavırlarıyla oy oranını artırarak parlamentoya girmesi nasıl mümkün olabildi?

Kendini “Altın Şafak’ın şubesi” olarak tanıtan bir hizip nasıl olup da o kadar çok takipçi elde edebildi ve Kıbrıs
Başpiskobosu’nun da sempatisini kazandı? Aşağıda “ELAM Fenomeni” dediğim şeyi açıklamaya çalışacağım.

***  ELAM’ı kuran şahıslar, öncelikle bunu “Altın Şafak – Kıbrıs” olarak tescil etmeye çalıştılar. Ancak Mukayyitlik bu isimle kendilerini tescil etmeyi reddetti, böylece kendilerine “Milliyetçi Halkın Kurtuluş Cephesi – ELAM” adını verdiler.  Bu, ELAM takipçilerinin Nazi yanlısı duygularını veya faşist mentalitelerini terk ettikleri anlamına gelmiyordu.

***  Herkes, ELAM’ın, Yunanistan’daki Altın Şafak’ın bir şubesi olduğunu biliyor. Bunu zaten kendileri gururla söylüyorlar. Bunun da ötesinde ELAM’ın lideri, bir süreliğine Altın Şafak’ın lideri Mihaloliakos’un koruma görevlisi olarak görev yapmış ve Nazı idealleri onun yanında pekişmişti…

***  2012 yılında yapılan parlamento seçimlerinde ELAM çok düşük bir oy oranı almış ve tabii ki parlamento dışında kalmıştı… O günden bu yana köprünün altında çok sular akmıştır. ELAM takipçileri şimdilerde artık ifadelerinde ve davranışlarında çok daha dikkatlidirler.

***  Yaptıkları ilk şey, Naziler’e duydukları sempatiyi gizlemek ve Altın Şafak’la farklarını ortaya koymak oldu. Nazi sembollerini sakladılar, duvarlarındaki Hitler portresini indirdiler.

***  Kulağa hoş gelen sloganlarla ve “yurtseverliğe” yatırım yaparak, ortalama bir Kıbrıslı’nın dinamik mücadele ihtiyacına hitap ettiler ve ELAM’cılar böylece geleneksel siyasi partilerden düşkırıklığına uğramış pek çok insanı sürüklediler.

***  Milli sembolleri, Yunan bayrağını ve Milli Marş’ı sömürerek saf Kıbrıslı milliyetçilere sempatik görünmeyi başardılar – çünkü bu tür saf Kıbrıslı milliyetçiler Milli Marş’ı duyduklarında heyecandan titrerler…

***  Altın Şafak’taki kardeşlerinden “seçerek” bazı dersler aldılar ve “sosyal çalışmalar” yapmaya başladılar. Bu da, ihtiyaçlı olan “Yunanlar”a gıda ve diğer türde yardımlar dağıtmaktı.

***  Ancak bu görece “yumuşak” davranışları, gerçek ırkçı öfkelerini göstermelerine engel olamadı, çeşitli etkinliklerde özellikle yabancı mültecilere ve göçmenlere saldırmaktan kendilerini alamadılar.

***  “Yurtsever” sloganlar kullanarak daha şimdiden ellerine geçen her fırsatta Kıbrıslıtürkler’e saldırıyorlar…

*** Kıbrıslıtürk lider Sayın Talat’ın Baf’ta ve özellikle Leymosun’da katıldığı etkinliklere yönelik saldırılarını hatırlayınız, etkinliğin yapıldığı salona yanıcı bir madde fırlatmışlardı.

***    Sözde “Yurtsever” tavırları, Kıbrıslıtürkler’le iki toplumlu müzakerelere karşı olan ve daha militan-iddialı bir çizgi arayan tüm o Kıbrıslırumlar’ı saflarına kattı.

***  Sergiledikleri dikkatli davranışları ve “Milliyetçilik bakımından düzgün” imajlarıyla önemli oranda seçmeni kendi yanlarına çektiler – bu seçmenler “Milli bakımdan doğru şeyi yaptıklarına” inanarak onlara oy verdiler.

***  Ancak ELAM hala “Altın Şafak Kıbrıs”tır. İlk fırsatta Nazi düşüncelerini sergileyecekler, Swastika sembollü bayraklarını sallayacaklar ve gerçek faşist davranışlarını açığa çıkaracaklardır.

***  Tarih tekerrür ediyor. Hilter, Musollini ve 1967’nin Yunan Cuntası’nın acınacak albayları da benzer davranışlar gösteriyor, benzer gerekçeler ortaya koyuyorlardı… Onların kulağa hoş gelen sloganlarından ötürü onlara oy veren saf yurtseverler bu insanların tam olarak ne olduklarını kavradıklarında çok geç olacaktır… Çünkü “Yılan” çoktan “Yumurta”dan çıkmış olacaktır… Umalım ki çok geç olmadan bunu kavrayabilsinler…”

www.andreassoudjis.blogspot.com.cy
(ANDREAS SUDJİS – TEMMUZ 2016)

----------

BASINDAN GÜNCEL

FİLELEFTHEROS
“Kızılhaç’ın arşivi artık erişime açık!”

Güney Kıbrıs’ta faaliyet gösteren Kızıl Haç (KES) , Fileleftheros’un 11 Temmuz tarihli sayısında “Kayıplarla İlgili Belgeler Çekmecelerde” başlıklı haberinde anılan kurumun KES değil Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) olduğunu açıkladı.

Gazete KES’in, 11 Temmuz tarihli haber üzerine kaleme aldığı izahat yazısını “Fileleftheros’un Haberinde Uluslararası Kızılhaç’a Atıf Yapılıyordu” başlığıyla aktardı.

Habere göre haberde kast edilen kurumun Güney’deki Kızılhaç (KES) değil merkezi Cenevre’de bulunan Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) olduğu vurgulanan açıklamada KES’in elinde, esirler ve dönüş tarihlerinin yazılı olduğu resmi isim listesinden başka herhangi bir bilgi bulunmadığı, 1975 tarihli isim hariç ICRC’nin KES’e kayıplarla ilgili herhangi bir veri vermediği kaydedildi.

Geçmişte defalarca ICRC’den veri talebinde bulunulduğu ancak sürekli, ilgili dosyalara erişim yok cevabı alındığı kaydedilen açıklamada KES’in Kıbrıslırum İnsani Konular Sorumlusu Fotis Fotiu’nun çağrısına uyarak Şubat 2016’da ICRC’den bir heyetin Güney’e gidişini ayarladığı Fotiu-ICRC heyetinin görüşmesine KES başkanının hazır bulunduğu belirtildi.

KES, Fotiu’nun 31 Mayıs 2016’da Cenevre’ye giderek kayıplar meselesini ICRC başkanı ve yetkilisiyle görüştüğünü, Fotiu’ya, 1965-75 arşivinin artık erişime açıldığı bilgisi verildiğini de vurguladı.

Gazeteler Kayıp Şahıslar Komitesi’nin (KŞK) Kıbrıslı Türk üyesi Gülden Plümer Küçük’ün, Türkiye’de Rum kayıp bulunmadığı açıklamasına, çeşitli başlıklar altında geniş yer verdiler.

Fileleftheros haberine “İşgal Altındaki Aşşa’da (Paşaköy) Kazı Planı... KŞK’daki Kıbrıslı Türk Üyenin, Türkiye’de Kıbrıslı Rum Kayıp Olmadığını İddia Ettiği Açıklaması”, Politis “Politis’in Röportajından Sonra Aşşalılar İçin Kazı Planı”, Haravgi “İşgal Altındaki Aşşa’da Kazı Planı… Kayıpların Olası Gömü Yeriyle İlgili Araştırma Tamamlandı” başlığını attı.

(TAK Ajansı Rumca Haber Bülteni’nden – 13.7.2016)

-----------------

DEUTSCHE WELLE
“Alman hükümeti Namibya'da soykırımı kabul etti…”

Namibya'da Herero ve Nama halklarına yönelik katliamlar ilk kez Alman hükümetinin resmi bir belgesinde soykırım olarak nitelendi. Hükümetin Sol Parti milletvekili Niema Movassat'ın soru önergesine verdiği yanıt "Frankfurter Rundschau" gazetesinde yayınlandı.

1904 yılında Herero ve Nama halkları sömürgeci Alman kuvvetlerine karşı ayaklanmış, on binlercesi öldürülmüş ya da ölüme sürüklenmişti. Kurban sayısının 100 bini aştığı tahmin ediliyor.
Ermeni soykırım tasarısıyla bağlantısı

Alman hükümetleri şimdiye kadar "tarihi olayların" Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen ve 1951'de yürürlüğe giren Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi ile birlikte soykırım olarak değerlendirilmeye başlandığını vurgulamıştı. Ancak Alman Meclisi, 1915 yılında Osmanlı İmparatorluğu döneminde yaşanan olayları geçen ay soykırım olarak nitelendirmişti.

Alman hükümetinin Herero katliamına ilişkin yeni açıklamasında "tarihi ve siyasi boyutlarıyla yürütülecek açık bir tartışmada, soykırım kavramının hukuki anlam içermeden de tanımlanabileceği" görüşü dile getirildi.

Açıklamada "soykırım ifadesinin kullanılmasının Almanya açısından hukuki sonuçlara yol açmayacağı" görüşü vurgulandı.

Muhtemel tazminat pazarlıkları

Sol Partili Federal Meclis üyesi Niema Movassat, Almanya ile Namibya temsilcileri arasında halen devam eden gayrıresmi görüşmeler hakkında bilgi talep etti. Alman Hükümetinin Özel Temsilcisi Ruprecht Polenz, geçen hafta Namibya'dan geri dönmüştü. Polenz, görüşmelerin hedefini, "geçmişe dair ortak anlayış temelinde işbirliğinin artırılması" ifadesiyle tanımlamıştı.

Hükümet açıklamasında tazminat talepleri konusunda nasıl bir pazarlığın yürütüldüğüne somut olarak değinilmiyor. Bununla birlikte "Alman-Namibya Gelecek Vakfı", siyasi eğitim projeleri ve gençlik değişim programları hakkında temasların devam ettiği belirtildi. Polenz, "Frankfurter Allgemeine Zeitung" gazetesine verdiği demeçte, görüşmelerde su şebekelerinin geliştirilmesi gibi altyapı hizmetlerinin de gündeme geldiğini açıkladı.

Yahudi soykırımına benzer tazminat ödemesi yok

Hükümet açıklamasında, halen devam eden görüşmelerde Yahudi soykırımında olduğu gibi tazminat ödemesi ya da telafinin söz konusu olmadığı vurgulandı. Herero ve Nama halklarının temsilcileri tarafından dile getirilen bu talebin hukuki temelden yoksun olduğu belirtildi.

Günümüzde adı Namibya olan bölge 1884-1915 yılları arasında dönemin Alman Güneybatı Afrikası'na dahildi. Herero halkının 1904'te başlattığı ayaklanmada 100'ün üzerinde Alman'ın ölmesi üzerine General Lothar von Trotha Hererolar'ın yok edilmesi emrini vermişti. Alman Federal Meclisi Başkanı Norbert Lammert, Namibya'da işlenen suçları geçen yıl "soykırım" olarak nitelemişti.

(Deutsche Welle Türkçe – 13.7.2016)

 

 

 

Bu yazı toplam 1212 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar