1. YAZARLAR

  2. Niyazi Kızılyürek

  3. 21 Aralık Sabahı: Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Ateşe Atıldığı An!
Niyazi Kızılyürek

Niyazi Kızılyürek

Yazarın Tüm Yazıları >

21 Aralık Sabahı: Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Ateşe Atıldığı An!

A+A-

 

21 Aralık 1963 tarihinde iktidarların oyunlarından habersiz masum insanlar yeni yılın gelişini kutlama hazırlıkları yaparken, sabahın erken saatlerinde Lefkoşa’da Kıbrıs Rum polisleri ile Kıbrıslı Türkler arasında kimlik kontrolü yüzünden çıkan kavga, adayı külleri günümüze kadar savrulan ateşe atan “kıvılcımı” yaktı.

Sabah karanlığında karanlık adamlar bir arabayı durdurarak zorla arama yapmak istediler. Buna itiraz eden Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rum polisler arasında arbede çıktı. Civarda oturan Kıbrıslı Türkler de olay yerine geldi. Yeraltı örgütü üyesi polislerden Argiros Theofanus Baf Kapısı’ndaki polis karakolundan yardım istedi. Olay yerine gelen Lefkoşa polis komutanı Mihalakis Pantelidis, Argiros Theofanus ve “deli cesareti olan biri” olarak tanımlanan Georgios Zahariu, diğer Kıbrıslı Rum polislerle birlikte silahlarını Kıbrıslı Türklere doğrultarak ateş ettiler.

Zeki Halil Karabülük ile Zalihe Hasan (Cemaliye) vurularak öldürüldü. Olay yerinde bulunan Kıbrıslı Türk polisler de Kıbrıs Rum polis arabasına ateş ederek bir polisi yaraladılar. “Cumhuriyet’in polisleri” birbirlerine kurşun sıkıyordu. Gerçekte onlar hiçbir zaman “Cumhuriyet’in polisleri” olmamışlardı. Kendi etnik gruplarının yeraltı örgütlerine hizmet ediyorlardı. Sabah 3.45 sularında Baf Kapısı polis karakoluna gelen savunma bakanı Osman Örek, içişleri bakanı Polikarpos Yorgacis ve Dr. Fazıl Küçük olayların önünü almak için bazı önlemler üzerinde durmuşlarsa da, iş işten geçmişti. Beklenen an gelmişçesine bütün ada ateşe atıldı.

Olayların başladığı gün Kıbrıs Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu son kez tam kadro olarak bir araya geldi. 21 Aralık 1963 tarihinde saat 11.00’de toplanan Bakanlar Kurulu’nda Cumhurbaşkanı Makarios ve Cumhurbaşkan Muavini Dr. Küçük de hazır bulundular. İki-toplumlu Bakanlar Kurulu’nun bu son toplantısında dile getirilen görüşler elitler-arası arası ilişkilerde yaşanan güven bunalımını bütün açıklığıyla gözler önüne seriyordu.

İçişleri bakanının kısa bir durum değerlendirmesinden sonra ilk sözü alan Başpiskopos Makarios şöyle diyordu: “Son günlerde durum iyice kötüleşti. Toplumlar birbirlerinden şüphe ediyorlar. Rumlar Türklerin saldıracağından korkuyor, Türkler de Rumların. Rumlar arasında ve Türkler arasında yeraltı teşkilatlarının olduğu sır değil. Bunun için fazlasıyla kanıt vardır. Anayasa değişiklik önerilerimi Dr. Küçük’e sunduktan sonra tansiyon yükseldi. Rum veya Türk, herkes yeraltı teşkilatı üyelerinin bir gece veya gündüz vakti çatışmaya sürükleneceğini düşünüyor ve korkuyor. Rum polislerinin görev esnasında kendilerini “Rum” olarak hissetmeleri, Türk polislerinin de “Türk” olarak hissetmeleri çok doğaldır.”

Makarios, devamla, hadiselerin iki taraf arasında güven eksikliğinden kaynaklandığını ileri sürerek, “korkarım, daha ciddi hadiselerle de karşılaşacağız” diyordu. “Gerilim zamanlarında iki taraftan bazı kimselerin tansiyonu daha da artırdığını, Kıbrıs Rum ve Türk basınının durumu daha da kötüleştirdiğini” ileri süren Makarios, “biz hükümet olarak tansiyonu düşürecek yöntem ve araçları bulmalıyız” diyerek sözlerine son verdi. Bakanlar Kurulu sonunda ortak bir bildiri kaleme aldı ve halkı sükûnete davet etti. Tabii, hiçbir sonuç alınamadı.

Makarios’un “güven sorununu” ileri sürmesi ve yeraltı örgütlerinden bahsederek gerginliğe karşı önlem almayı önermesi tam bir ikiyüzlülüktü. Başta AKRİTAS olmak üzere, Kıbrıs Rum yeraltı örgütlerinin kurulmasını bizzat kendisi emretmişti ve 21 Aralık olayları başladığında adayı Yunanistan ile birleştirmeyi öngören AKRİTAS planını uygulamak için düğmeye basmış bulunuyordu.

Anayasa değişiklik önerilerini gündeme getirmekle AKRİTAS planının “birinci aşamasını” uygulamaya koyan Makarios, planda öngörüldüğü gibi, Kıbrıslı Türklerin olası tepkisi karşısında “silahlı önlemleri” devreye sokmaya kararlıydı. Nitekim anayasa değişiklik önerilerini Türk tarafına sunmadan birkaç gün önce Yunanlı Alay komutanını ve AKRİTAS teşkilatı yetkililerini toplantıya çağırarak örgütün hazırlıklarının hangi aşamada olduğunu sormuştu.

Psikolojik olarak örgütün hazır olduğunu ancak daha fazla silaha ihtiyaç duyulduğunu söyleyen Nikos Koşis ile Aristos Hrisostomos’a, “silahınız olacak, merak etmeyin” demişti. 31 Aralık 1963 tarihinde Yunan Alayı değiştirilirken örgüt için Yunanistan’dan silah gelmesi bekleniyordu.

İki toplum arasında 21 Aralık sabahı silahlı çatışmaların başlamasının önceden planlanıp planlanmadığı tartışmaya açık bir konudur. Başka türlü söylersek, anayasa değişiklik önerisi yapıldıktan sonra çatışma olacağına kesin gözüyle bakılıyordu ama bu tarihin 21 Aralık günü olarak saptandığı konusunda şüpheler vardır. Öyle anlaşılıyor ki, AKRİTAS örgütü henüz hazırlıklarını tam olarak tamamlamamıştı. Makarios, yaptığı anayasa değişiklik önerilerinin görüşülmesinin biraz zaman alacağını, bu yüzden de 1963 yılı sonuna kadar çatışma çıkmayacağını düşünüyordu. Nitekim önerilerini verdikten sonra Yunan askerî yetkilileri ve AKRİTAS örgütü komutanları ile yaptığı bir toplantıda Yunanlı Alay Komutanı Tsuvelekis’e “Generalim, siz ne zaman hazır olursunuz” diye sorduğunda, Yunanlı General “Mart 1964’te” diye yanıt vermişti.

Yıl sonunda silah gelmesini beklediklerini, silahların teşkilata ulaştırılmasının ve silah eğitiminin yapılması için zamana ihtiyaç olduğunu belirten General Tsouvelekis’e Makarios serzenişte bulunarak, “Generalim, gerçekten o kadar çok zamana mı ihtiyacınız var?” demişti. Bunun üzerine General “indirim” yaparak, “Peki, Şubat içinde” diyerek Makarios’u teskin etmeye çalıştı.

Türk tarafının da çatışmalara hazırlıksız yakalandığı söylenebilir. Denktaş’ın anlatısından olayların 21 Aralık günü başlamasının biraz da iki toplumda var olan “kontrol” sorunundan kaynaklandığı anlaşılıyor. 1967 yılında adaya gizlice girerken Kıbrıslı Rumlar tarafından tutuklandığında verdiği ifadede, olaylarının başlamasına değinerek şöyle diyordu: “Siz olayları bizim başlattığımızı söylüyorsunuz. Biz ise sizin başlattığınızı… Siz bütün adamlarınızı kontrol edebiliyor muydunuz? Kontrol yoktu.”

Sonuç olarak, 21 Aralık olaylarının planlanarak mı tesadüfen mi çıktığı veya bu olayların önlenemeyip bütün adaya yayılmasının sadece “kontrolsüzlük” sonucu olup olmadığı tartışmaya açık bir konudur. Fakat Kıbrıs Rum tarafının 13 maddelik anayasa değişikliği önerisiyle başlayan süreçte gerekirse şiddete başvurarak Kıbrıslı Türklere boyun eğdirmeyi önceden planladığı, hazırlıklarını buna göre yaptığı konusunda hiçbir şüpheye yer yoktur. Nitekim amacının “Kıbrıslı Türklere azınlık olduklarını göstermek” olarak belirleyen AKRİTAS’ın komutanı Yorgacis, çatışmaların başlamasından bir hafta önce EOKA eski bölge komutanlarını toplantıya çağırarak onlara “cesur ve acımasız” olmalarını tavsiye etmişti. Şiddeti engelleyebilecek tek şey, Kıbrıslı Türklerin anayasa değişikliğini ve onu izleyecek olan Enosis’e dönük diğer adımları kabul etmesi olurdu ki, bu zaten imkânsızdı.

Evet, 21 Aralık sabahı Kıbrıs Cumhuriyet’i vuruldu. Kıbrıs Cumhuriyeti’ne karşı olan Patris gazetesi iki toplumlu cumhuriyetin çöküşünü milliyetçilik, militarizm ve seksizmi harmanlayarak şöyle değerlendirecekti: “Bir orospu katledildi ve bir devlet çöktü! Bu, dünya tarihinde görülmemiş bir olgudur. Devletin çürümüşlüğünü sembolize eden bu olay, tesadüfen başlayan silah atışları ve edep yoksunu bir kadının öldürülmesiyle yaşandı. Üç yıl önce, 21 Aralık 1963 tarihinde, şafak vaktinden biraz önce “egemen” ve “bağımsız” olan Kıbrıs Cumhuriyeti, kanlar içinde yatan fahişe ile birlikte can verdi! Feci ölüm, ikisinin de günahkâr yaşamına son noktayı koydu.”

“Günahkar” olan ne seks işçisi, ne de Kıbrıs Cumhuriyeti idi. Asıl günahkar olanlar cumhuriyete kurşun sıkanlardı. İlahi adalete inanmıyorum ama 21 Aralık sabahı Kıbrıslı Türkleri öldürenler arasında yer alan “deli cesaretli” Georgios Zahariu bu olaydan iki gün sonra Lefkoşa çatışmalarda can verdi. Olayları tetikleyen polis komutanı Pantelidis’in oğlu ise beş ay sonra Mağusa’da vurularak öldürüldü... Kıbrıs o günden beri hiçbir ak gün görmedi...

Bu yazı toplam 9151 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar