1. YAZARLAR

  2. Eralp Adanır

Cenk Mutluyakalı

Cenk Mutluyakalı

Yine de hayat böyle devam etmemeli!

A+A-

Öyle sanki seçim dönemine özgü bir müdahale, geçici bir bulanıklık varmış da sonra hayat normale dönecekmiş gibi davranamayız.
Artık sinmenin zamanı değildir!

*  *  *

Seçim sonucu değil derdim.
Çünkü bu sonucun ‘müdahale’ dışında da sebepleri var, farkındayım.
Ama bir de ‘müdahale’ var ki, şimdiki değil.

*  *  *

“Yine de hayat devam ediyor” demek yok artık...
Elbette devam ediyor ama o hayata dönüp bir bakalım.
Bu mu istediğimiz hayat, böyle bir memleket mi istiyoruz?
Yok, asla!
Öyleyse açık açık söyleyeceğiz: Biz Kıbrıs’ı Türkiye yapmayacağız!
Sizi buralarda öyle “ağa” havasında dolaştırmayacağız.
Utandıracağız!

*  *  *

Evet, belki seçime bahane fazla kaşındı yara, kanatıldı, ölçüsüz bir gerilim yaratıldı.
Yine de hakikat ortada duruyor.
Ada yarısının normali epeydir anormal!
Tatilci ev sahibi sanıyor kendini!
Dağ, bağ meselesi...
Hukuk dışında, dünya dışına, kendimiz olmamın çok dışına itiliyoruz.

*  *  *

Unutmak yok!
Unutturmak olmamalı...
Ülkemize müdahale edildi.
İrademiz örselendi.
Hayatlarımız kuşatıldı.
Sözünden dışarı çıkanı kapının önüne koymaya başladı Ankara.
Hükümetten kovuyor, kaçıncı kez!
Olmadı, Saray’dan kovuyor.
Dünyaya “deşifre” etmek gerekiyor bu ilhak siyasetini...
Öyle unutmak, unutturmak yok.
Saklamak, gizlemek, yuvarlamak yok.

*  *  *

Mahcupturlar!
“Utanç” umutlandıran bir duygudur.
Bu bir aşamadır.
Yıllar sonra ilk kez Türkiye’den gelen bir yetkili Saray’daki devir-teslim törenine katılamadı.
Katılmadı değil katılamadı.
Utandı.
Mahcubiyetin sebebi yurtseverlerin kararlı duruşudur.
O törende olsaydı eğer zat-ı şahaneleri, muhtemelen yüzüne söylenecekti, “Bu görevi aslında size devretmem gerekiyor” diye.
Göze alamadı!

*  *  *

Denktaş’a karşı Doktor’u desteklemek, Faiz Kaymak ya da Mithat Berberoğlu’na ölüm tehdidi göndermek, avukatları katletmek, Adalı’yı susturmak falan ‘tarih’ değil sadece!
Yürek sızısıdır, demokrasi yarasıdır, irade katliamıdır.
“Eskiden beri müdahale vardı.”
Evet de!
İş müdahaleyi aştı.
Türkiye adaya yerleşiyor artık.
Ne “toprak bütünlüğü” umurunda, ne “yurt hakkı.”
Buna karşı gelmenin yolu susmamaktır.
Oyun oynamamak.
“Rum lider de çözüm istemiyor” üzerinden meşrulaştırılmak istenen dayatmalara göz yummamak.
Elçiliğe sanki normal bir “elçilik” muamelesiyle yanaşmamak.
Yurt hakkımıza sarılmaktır yapılması gereken...

*  *  *

Şimdi “bunu da unutalım” diyeceksek... Hepimiz “sahteleşeceksek” ağzımıza kadar... Hayat yeniden “ne yapalım, maaşlar ödenecek, bütçe açığı kapanacak, ihaleler açılacak, ruletler dönecek, ikramiyeler akacak, törenler yapılacak, müdürlükler paylaşılacak, protokol sırasında duracak” rutininden saracaksa hepimizi...
Yuh olsun!

*  *  *

Türkiyeli siyasetçi Ufuk Uras’ın lafını not etmiştim, yeri şimdi, anmak için...
"Örgütlenmiş zeka olarak siyaset, demokrasi olmayınca hızla örgütlenmiş geri zekalılığa dönüşebiliyor” demişti.
Öyleyse demokrasinin peşine düşeceğiz önce!
Kararlılıkla...
Bir “düğüm” varsa ortada haysiyet devrimiyle çözeceğiz!

*  *  *
Bir “oyun”u seyreder gibi bakarak ölü taklidi yapmanın dönemi geçti artık!
Yok öyle ‘koyun gibi’ güdülmek...
Yeter!

Bu yazı toplam 1080 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar