YAZ AKIŞKANLIĞI
Yolculuk dönüşlerinin arafta bir duygusu vardır. Beden bir yere taşınmıştır ama ayrıldığı mekân ve zamandan kopamamıştır henüz. Eve dönülmüştür belki ama eve dönen haftalar önceki o insan değildir. Yeni buluşmalar, yeni tatlar, yepyeni hatıralar zihinde bir yer bulmaya çalışmaktadır kendine. Beden yorgundur ama bambaşka bir enerji yüklenmiştir aynı zamanda. Geride bırakılmış olanlar da başka deneyimlerin etkisi ile farklı bir yerdedirler artık. Birden bir ıssızlığa düşer insan. Sanki anlatacak çok şeyi vardır ama hikâyenin neresinden başlayacağını bilemez. Anlatıyı kurmamıştır aslında. Anlatı kurmak başlı başına bir iştir. Çok farklı anlatılar kurabilirsin yaşadıkların hakkında. Bazı fragmanlar vardır kafanda ve onları hangi müzik ile aktaracağın önemlidir. Yoğun yaşanmış bir zaman dilimi üzerine ilk kez geriye dönüp düşünmeye başlamışsındır. Yerleştirmeye çalıştığın bir bavulun vardır bu arada. Bellek de böylesi bir tasnif çalışması içindedir.
Yaz yolculuklarından dönüşler daha da zordur. Yazın hem insanı kendi içine doğru çeken bir durgunluğu hem de farklı deneyimlere açılan bir akışkanlığı vardır. Hiçbir şey yerli yerinde değildir zaten. Sen dönmüşsündür ama çevrendeki pek çok insan ya tatildedir ya da tatil planı içindedir.
Dün akşam döndüğüm Kıbrıs’ta ayağımın tozuyla bu yazıyı yazmaya çalışıyorum. Özlediğim çalışma masamda. Penceremden ağaçlara bakıyorum. Hafif esintide salınarak geçen zamanı fısıldıyorlar bana.
Mobilitenin bu kadar yüksek olduğu bu dönemde ruhlar da düşünceler de yorucu bir akışkanlık içinde. Her zemin kaygan, hiçbir şey elle tutulamıyor, hiç kimseye güven duyamıyorsun. Kaypaklık insan için önemli bir özellik haline gelmiş. Hiç ummadıklarından ihanet görebileceğine inanman gerekiyor. Kalbin birine doğru akarken derin bir tereddüt yaşıyorsun. Kamusal alandaki örnekler kişisel ilişkiler konusunda da kuşkuya düşürüyor insanı.
En çok da üretmek, bir iyiliğe vesile olmak rahatlatıyor insanı. Akıp giden zamana, ölümün alıp gittiklerine ancak böyle direnebiliyorsun. Son sıralar okuduğum bazı romanlar insanın insana zulmü üzerine çok düşündürdü beni. Bu zulüm tarihinden küçücük fragmanların tanıklığı var yalnızca edebiyatta. Geçen hafta okuduğum iki romandaki işkence tasvirleri kimyamı bozdu doğrusunu söylemek gerekirse. Bedenler üzerine kafa yoruyorum son sıralar en çok da. Sürekli sohbetlere giren hastalıklar, bedenle ilgili estetik kaygılar, bedenin yıpranması, buruşması ve inceden ölüme doğru ilerleyişi, arzulanan, tiksinilen bedenler. Bedene ilişkin kaygıların bir endüstriye dönüştürülmesi, güzel beden ırkçılığı meşgul ediyor kafamı. Geçenlerde okuduğum bir makale estetik sanayinin boyutlarından söz ediyordu.
Kalbim durduk yere acımıyor, zihnim boşuna dalgalanmıyor biliyorum bunu. Bunca tanıklığı hazmetmek, yığınla bilgi ve algıyı tasnif etmek zor. Bütün bu kargaşa ve kalabalıktan çıktığın anda ise derin bir boşluk ve yalnızlığa düşüyorsun.
Pandemi sonrası bir adrenalin patlaması yaşıyor insanlık. Sürekli ölümlü olduğunu anımsamak her anı bir programa dahil etmeyi, bir başarı ve haz avcılığı ve toplayıcılığını getiriyor. Kişisel olarak tanımadığımız ve belki de ömür boyu tanışmayacağımız pek çok insan hayatlarımızın bir parçası. Görüntüleri ve sesleri ile belleğimizi işgal ediyorlar. Zaten kişisel olarak da çok fazla insan tanıyoruz artık. Büyük bir ruhsal yük aslında bu. Onca insanın hayatı ile meşgul olmak ve çoklukla kaygı duymak sözünü ettiğim. Birkaç yüzyıl önce insanlar yalnızca kendi yakın çevrelerindekilerin hayatları ile ilgiliydiler. Bizim ise tanıdıklarımızın sayısı büyük bir hızla artmaya devam ediyor. Haberdar olmamız, takip etmemiz gereken pek çok gelişme var.
Bunun bir tercih olduğu da iddia edilebilir. Kimi insan iletişim alanını dilediği gibi daraltabiliyor. Sadece seçili bir grup insanla sürdürüyor hayatını ve dijital teknolojinin olanaklarını reddedip, ekransız ya da sınırlı oranda bir ekranla sürdürüyor hayatı. Bu tarih dışı durum da trajik geliyor bana. Zamanın ruhundan uzaklaştığında da bir başka yabancılık hali yaşıyorsun.
En iyisi zamanın ritmi içinde yaşarken bir farkındalık taşımak belki de. Kendini kaptırmadan sorgulayarak ilerlemek ve dinleneme, detoks aralıkları yaratmak.
Bir tatil dönüşü bunları paylaşabildim sizlerle. Üç hafta sonra yine yollarda olacağım. Şimdi bir iç yolculuğu tamamlama zamanı.






