1. YAZARLAR

  2. Mert Özdağ

  3. Ah kamu, vah kamu
Neşe Yaşın

Neşe Yaşın

ÜZERİNDE UZLAŞTIĞIMIZ BAZI YALANLAR

A+A-

Bir gün, bugün hiç öngörmediğimiz bazı şeyler olacak. Geçmişte de oldu çünkü. Sınıfta küçümsediğiniz yoksul, çirkin çocuk şöhret basamaklarını tırmandı mesela. Sınıfın en parlak kızı mutsuz bir evlilik içinde yok oldu ve dalga geçtiğiniz silik, kekeme çocuk şimdi ünlü bir profesör.

Başka insanlara dair algılarımız ve başka insanların bize dair algıları üzerine çok düşünüyorum son sıralar. Bir algı savaşları çağında yaşadığımız için belki de.  Ya da içimi acıttığından bu… Genelde yanılırız bir başkası hakkında. Fikrimizi oluştururken sayısız faktör devreye girer çünkü; geçmişte işittiklerimiz, o insanın görüntüsünün yarattığı bir çağrışım, bazı kimlik gruplarına dair ön yargılarımız gibi şeyler şu an aklıma gelenler.

Pek çok insanın kafasında bir hiyerarşi basamağı vardır ve başkalarını bu basamaklara oturtmuştur bir biçimde. Hangi özelliklerin öne çıkarıldığı ise durum ve konuma bağlı. Ünlü bir bilim kadınını çapa tutmayı beceremediği için ayıplayabilir bir köylü kadın, bir diğeri kadının kıyafetine takılabilir, kilosuyla alay edebilir. Belki kadının haberi bile olmayacaktır ardından konuşulanlardan ama zeki ve duyarlı insanlar bir başkasının kafasından geçeni bakışlarında görebilirler.

Bir başka ortamda göklere çıkarılan insan ait olmadığı bir yerde yerin dibine batırılabilecektir.

Başkalarına dair yargıların kamusal alanda böylesine dolandığı bir dönem olmamıştır herhalde. Çocukluğumda, büyüklerin yaptığı dedikodular çalınırdı kulağıma. Bir telefon oyunu gibi biçim değiştirerek şehri dolanan bazı dedikodular vardı. Genellikle cinsel içerikli, aldatma hikayeleriydi bunlar. Diğerleri kıskançlık ile ilgiliydi. Kıskanılan insanların çeşitli özellikleri karalanırdı. Bunları işitmek çok yaralardı beni. Şimdilerde Sosyal Medya karşılıyor bu başkaları hakkında yargı koyma ihtiyacını, her grubun farklı şeytanları ve melekleri, kahramanları ve hainleri var. Her figürü bir anlatı çerçeveliyor. Bir anlatı değil de birkaç anlatı çerçeveliyor da diyebiliriz. Tarafına göre kuruluyor anlatı. Aynı kişi aynanın diğer yanında bir başka kişi.

Bazen eski kahramanların yeni hainlere dönüştüğü, eski hainlerin ise saf değiştirerek aklanıp paklandığı da görülebilir. Yargıların faydacı bir silgisi vardır çünkü. Yeni ittifaklar kahramanlar ve hainler skalasını değiştirebilir.

Bazı şeyleri tarihe bırakmak kimilerine iç ferahlatıcı gelebilir. Tarih gerçekten doğruyu bulmamıza yardımcı olacak mıdır? Pek sanmıyorum. Geçmişe dair doğru sandığımız pek çok şey, üzerinde uzlaştığımız bazı yalanlardır çünkü.

Her şeyin yanlış bilinip yanlış anlatıldığına dair saplantım biraz da bir çatışma ülkesi anlatıları içinde geçen çocukluk ve gençliğimden belki de. Her gün işittiğim “biz”e dair hikâyenin ne denli yanlış olduğunu fark etmemden. Bu toplumsal anlatı gibi kişisel anlatıların da ne kadar çarpıtılmış olduğunu bizzat deneyimlemişimdir.

Kendimi ittifaksız, herkesle bağ kurabilen, her görüşü dinlemeye hazır, her kimlik grubu ile iletişim kurabilen bir kişi yapmaya çalıştığımda bunun pek de işlemediğini gördüm. Filin sadece kuyruğunu ya da hortumunu algılayanlar gibi birlikte göründüğüm bir kimlik grubu ile markalanmam kaçınılmazdı sanırım. Anlatıların kötücül algılarla oluşturulması ise bir başka mesele.

İnsan olmak hiç bu kadar gergin bir deneyim olmamıştır belki de. Sabaha “Bugün bakalım kimi linç edeceğiz?” diye uyanan bir güruh oluştu. Bu çocukluğumda başkalarını karalayan büyüklerin yüzündeki hazzı anımsatıyor bana.

Adaletsizlikleri izlerken içimi bir isyan kaplar ve bu boğazıma bir ağrı olarak yerleşirdi küçükken. En kötüsü itiraz ettiğim şeyleri ifade edebilecek kelimelere ve anlatım gücüne sahip olamamamdı. Sonraları hakikat arayıcısına dönüştürmek istedim kendimi. Bir hakikat arayıcısı son derece tehlikeli bir insandır ve tehlikeli insanın kendisi de büyük tehlikededir oysa. Gerçeği bütün çıplaklığıyla anlatma arzusu ise toplum denen varlığı tehdit eder.

Bazen çok acıyor kalbim; uzun uzun anlatayım ve birileri dinlesin istiyorum bazı şeylerin hiç de uzaktan göründüğü ya da bilindiği gibi olmadığını. Kendi anlatımdan da korkuyorum ama. Belleğimin yapacağı seçicilikten, bilmediğim detayların hikâyeyi farklılaştırabileceğinden ve adaletsiz davranmaktan korkuyorum. En iyisi her anlatıyı açık uçlu kurmak ve bir şüphe payı bırakmak belki de. “Bu benim kurduğum anlatı” diyebilmek ve farklı yorumlar için penceresini açık tutmak. Hepsi bu!

Bu yazı toplam 543 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar