Tatil ve gelen haberler
Birkaç günlüğüne Türkiye’ye tatile gittik.
Antalya yakınlarında bir yere…
Bir sıcaktan başka bir sıcağa gitmek gibi bir hevesim olmadı ancak İngiltere’den oraya gelen akrabalar “siz de gelin” diye ısrar edince hasret giderme isteği, sıcak endişesine galip geldi.
Her şey dahil bir otel. Oysa benim tercihim oda- kahvaltı olmuştur genelde… Otele bağlı kalmamak, gezmek, yerler keşfetmek, insan tanımak için…
O bölge hep böyle otellerle dolu. Yani her şey dahil. Akrabalar öyle tercih etmişler, biz de uyduk. Yan yana, bitişik duvarlarla… Bazıları denize dayanıyor, bazıları denize ulaşmak için biraz yürünmesi gereken mesafede…
Bol bol yemek, eğlence, deniz ve havuz.
Siz bunlarla eğlenip vakit geçirirken, size bu hizmetleri sunmak için hızlı ama büyük bir beceriyle çalışan özellikle gençler… Öğle restoranda gördüğünüz çalışan, gece eğlence yerinde serviste yine aynı hızlılık ve beceriyle çalışmaya devam ediyor…
Mutlaka ki yoruluyor ve sıkılıyorlar, mutlaka ki işle ilgili veya özelde problemleri vardır ama size bu sorunları belli etmiyorlar. Sürekli gülümsüyor, gülümserken de işlerini yapmaya devam ediyorlar.
Paraya ihtiyaçları vardır herkes gibi ve gülümsememek belki de işlerinin sonunu getirecektir. Onun için de saat mefhumu olmadan çalışmaya ve gülümsemeye devam ediyorlar.
O çalışanların farklı bir kişiliğini Torosların en tepesinde bir pınar veya şelalenin kafesini işleten gençte buluyoruz.
Her şey dahildi otelimiz ama “ne yani otelde kalıp gezmeyecek miyiz?” dediğim için gittiğimizde akrabamız bir araba kiralamış, bizi gezdirmek için bekliyordu.
O arabayla bölgede neredeyse gezmedik yer bırakmadık. Daha çok Torosların sırtları, tepeleri… Baraj gölleri mi, rafting yapılan nehirler mi, yoksa yukarıda yazdığım şelale gibi yerler mi? Ve oradaki genç. Kıbrıslı olduğumuzu öğrendiği için kahvelerimizi getirdiğinde Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi’nde okuduğunu anlattı bize… Torosların neredeyse en tepesindeki bir köyden UKÜ’ye gelip gelecek arayan bir genç.
***
Biz oralarda gezerken Metropol Market’teki bıçaklama olayını okuyoruz cep telefonlarımızdan… İçişleri Bakanı bıçaklayanın 30 Temmuz’da Ada’ya geldiğini söylüyor. Herhalde kadını bıçaklama olayını kafasına koymuş, öyle gelmiş diye düşünüyor insan…
Bu kan donduran olayın kanlı görüntülerini yayınlayan bazı haber platformları ve sosyal medya paylaşımlarıyla takipçi kazanmaya çalışanların olduğunu da çoğu zaman olduğu gibi yine duyduk ve gördük. Gazeteciliğin etik ilkeleriyle bağdaşmayan bu durumdan dolayı bu çirkin görüntüleri yayan ve paylaşanların yaptıklarını bir kez durup düşünmelerinde fayda var.
Ve oradayken trafik cezalarının zamlı yeni miktarları düşüyor telefonlarımıza… Maaşlara gelen zam fazla kalmamalıydı çünkü ceplerde… Bu trafik cezalarındaki artışlarla mutlaka her yurttaş karşılaşacaktır çünkü… Ama Arıklı’nın bu trafik kameralarının çalışıp çalışmadığını ben henüz bilmiyorum. Bilen varsa beni de bilgilendirsin lütfen… Yine yollardaki polislere iş düşüyor.
Yine oradayken dostumuz, sevdiğimiz ama uzun bir süredir görüşemediğimiz eski Başsavcımız Aşkan İlgen’in ölüm haberini alıyoruz. O haberle yaşanan şok ve kafadan geçen Aşkan Başsavcıyla yaşanmış hatıralar… Görüşemediğimiz o uzun süreye kahrediyor insan… Yargı’da yaptıkları oradakilerin takdiri ama Aşkan İlgen’in kibarlığı, kimseyi incitmemek için büyük çabası hep aklımda kalacak. Başsavcı Aşkan İlgen ışıklarda uyuyacaktır mutlaka…






