Sessizliğin laneti, barışın cesareti
“Lanet kan değil, itaat etmekmiş.”
O gece hiç gitmedi kulağımdan bu cümle...
Hep yankılandı durdu...
Bir ev...
Belki bin yıllık bir sessizlik...
"Sanki onca ölüyü artık içine sığdıramıyor..."
Yeniden geri dönüyor sakinleri...
Geçmişin hayaletlerini uyandırıyor ve gözlerinin içine bakıyor yeniden, ölenlerin hepsi...
Atreus efsanesi, Yunan mitolojisinin en karanlık ve en trajik anlatılarından biridir. Salamis Antik Tiyatro'da iki toplumdan sanatçılarla, iki dilde sahnelendi ve efsanenin o karanlık yazgısı modern bir barış çağrısına dönüştü.
Bir kuşaktan ötekine aktarılan cinayet, ihanet, intikam ve lanet döngüsü içerisinde "kötülüğü" sorguladık yeniden...
Yazgının değil sessizliğin belirleyici olduğunu...
"Kötülük sadece biri onu devam ettirmeyi reddettiğinde durur..."
***
"...
Lanet itaat etmekmiş.
Herkesin devam etmesi demekmiş.
Canları yandığında bile.
Bildiklerinde bile.
Yorulduklarında bile..."
Mağusa Kültür Sanat Festivali'ne özel sahnelenen oyunda yine tanıdık bir kadro vardı.
Achilleas Grammatikopoulos’un yönetmenliğinde...
"Kalede Bir Gece", "Ada" ya da "Kanlı Taçlar" oyunlarından bildiğimiz...
İzel Seylani, Cevahir Caşgir, Maria Konstantinou, Giorgos Evagorou, Zehra Evliya ve Achilleas Grammatikopoulos aynı sahneyi, aynı ortak acıyı ve umudu paylaştılar.
Koroda Yalın Doğasal, Andreas Londou, Selin Çolak, Dimitra Haciyanni görev yaptı ve hepimize özel bir deneyim yaşattı.
Salamis Antik Tiyatrosu’nun büyülü atmosferinde tiyatro izlemek zaten başlı başına bir haz... Hele ki yapay bir platform kurulmadan, o asırlık antik sahnenin yalın gerçekliği kullanıldığında çok daha sıcak oluyor. Oyunun rejisi de tam olarak bu antik dokuya göre kurgulanmış... Seyircilerin arasında dağılmış oyun korosu... Dört bir yandan sesler geliyor ve adeta kendi içimizden sorguluyoruz iktidarı, şiddeti, sessizlik içerisinde çürümeyi...
Türkçe ve Yunanca oyun... Elbette zor, üst yazıları okurken sahneden ve oyuncudan kopuyorsunuz çoğunlukla... Ancak her şeye rağmen, bu adanın insanlarının iki dili aynı anda, aynı duyguda işitmesini son derece kıymetli ve iyileştirici buluyorum.
Performansların her biri kendi içinde çok özel ve derinlikliydi. Fakat benim için gecenin parlayanı Cevahir Caşgir’di.
***
Oyun, dramatik aksiyonun ötesinde, ağır ve yoğun bir psikolojik derinlik üzerine kurulmuş. Birçok monolog olağanüstü güzel yazılmış, şiirsel... O nedenle kimi zaman kendinizi "dinleyici" gibi konumluyorsunuz. Bu derin anlatı dramatik ritmi düşürüyor tabii... Buna rağmen metnin felsefi dili, güçlü oyunculuklar ve antik mekânın kusursuz kullanımı, özellikle de o sarsıcı final çok etkileyici...
Oyunun sonunda Gazimağusa Belediye Başkanı Süleyman Uluçay’ın, barışın ve ortak acıların sembolü, yakın zamanda kaybettiğimiz gazeteci dostumuz Sevgül Uludağ’ı anması ve bu iki toplumlu anlamlı gösteriyi onun hatırasına ithaf etmesi ayrıca yüreğimize dokundu.
Ve o anlamlı final...
"Biz yaraları miras aldık, ama onları miras bırakmak zorunda değiliz. Bu döngüyü kapatabilecek olanlar bizleriz.
Çünkü barış, unutmak demek değildir.
Barış, insanın en cesur eylemidir.
'Buraya kadar' diyebilmektir. Ötekinin gözünün içine bakıp onun içinde aynı korkuyu, aynı kaybı, o aynı yaşama, sevme ve umut etme ihtiyacını tanıyabilmektir...
Bizim ölülere, kendimize ve bizden sonra gelecek çocuklara olan borcumuz budur.
Aynı hataları farklı isimlerle tekrar etmek değil; nihayet o döngüyü kırmak, barışı seçmek ve hayatın devamlılığını savunmaktır..."








