1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. Larnaka’daki Amerikan Akademisi’nden bir dostluk öyküsü…
Tayfun Çağra

Tayfun Çağra

Seçim halleri…

A+A-

Bu hafta sonu seçim var.

Pandemi nedeniyle ertelenen Cumhurbaşkanlığı seçimleri bu Pazar yapılacak.

Aday sayısı çok; 11 kişi.

Kazanmak için şansı olanlar, olmayanlar…

Şansı olanlar sürece bütçe ayırıyorlar, harcama yapıyorlar, sonuçta ya kazanıyorlar ya da kaybediyorlar… Bazı adaylar seçim bütçesini açıklıyor, bazıları açıklamıyor.

Demokrasi ve şeffaflık gereği tüm harcamaların kaynaklarıyla açıklanması gerekli olandır ama bu gerekliliği yerine getirmeyenler de olabiliyor.

Seçimde taraf olanlar, bir aday için çalışanlar, seçim günü sandığa gidip oy verenler adaylarının kazanması durumunda diğer amaçlar yanında harcanan para açısından da karşılığını alıyorlar…

Ya kazanamayanlar açısından!

Paralar da boşa gitmiş olur bir yerde…

Tabii ki o harcanan paralar, yapılan reklam ve propaganda ile söylenmek istenen, yapılmak istenen politika beslenmiş olur, belki seçim kazanılmayabilir ama bu süreçte taraftar da kazanılmış olabilir.

Elbette bu söylenen temiz bir seçim süreci için söylenmiştir.

Ya o paraların gittiği yer, reklam, çeşitli propaganda araçları için kullanılmamış ve belki oy satın almak için kullanılmışsa!

Daha önceki seçimlerde bizzat Serdar Denktaş’ın ağzından ‘oy satın alındığıyla’ ilgili sözler işitmiştik.

Bizzat kendimiz yaşamamış olsak bile yakınlarımızda bir yerde başkalarının yaşamış olduğunu duymuşuzdur, görmüşüzdür.

Bu dönemde, pandeminin ve delik bütçenin olduğu bir zamanda oy satın almak için ne kadar para dönebilir, dönerse kaynak ne olabilir bilmiyorum ama bu alışkanlığı yerine getirmek ve bundan yararlanmak isteyenlerin de olduğunu biliyoruz.

Önceki seçimlerden biliyoruz ki seçime bir kala, son gece bu oy satın alma işi yoğunlaşıyor…

Oyu satın alınacak kişiler ve bölgeler aday veya parti merkezlerinde saptanıyor ve oralara bir hücum hareketi başlatılıyor…

Bir karşılık alınıyor ki her seçimde bu çalışmalar tekrarlanıyor… Bu seçimde de ne kadar olur, yaygın olur mu, eskilerde olduğu gibi bu iş için yeterli bütçe! ayrılabilir mi, oyunu satacak kişiler bu seçimde de bir günlük, bir haftalık mutfak harcaması için alışkanlığını sürdürür mü, yeni oy satıcılar bulunur mu, görmek ve duymak için daha bir haftamız var önümüzde…

***

Yine bu süreçte seçimlere Türkiye’nin müdahalesi tartışılırken ve bu müdahalenin Ersin Tatar lehinde olduğu söylenirken Tatar’ın müdahaleyi reddetmesine rağmen, “Türkiye’nin istediği aday benim” benzeri açıklamalarının bu reddini yine kendi ağzıyla çürüttüğünü söyleyebiliriz. 

***

Öte yandan kısa bir not daha; Bir zamanlar şeffaf, temiz siyaset, demokratik hareket olarak başlayan, halka umut aşıladığı iddiasını ortaya koyan ve farklı bir oluşum olduğu yanılgısını yaratan, “parti kurmayacağım” dedikten sonra parti kuran ve Halkın Partisi olarak hükümetlere gelen Kudret Özersay, sağ bir parti olarak algılanmasını, solun karşısında gösterilmesini, sağ cephe olarak adlandırılmasını, UBP ve MDP ile aynı küfede yer almasını başlardaki “temiz, şeffaf, demokratik” yaklaşımlarıyla nasıl bağdaştırıyor merak ediyorum!

 


 

‘Salıncak’

 

tt-069.jpg

“Kitap okuyorum” diyenler açısından uzun bir süre sayılacak bir zaman kitap okumadığımı itiraf etmeliyim… Mazeret sıralamayacağım… Taa ki Cenk’in ‘Salıncak’ kitabı çıkana kadar… Merak ettim, kitap okumama diyetime! son vermeliydim artık... İlk sayfasından itibaren tek solukta bitirdim kitabı… Cenk Mutluyakalı’nın ‘Salıncak’ kitabı bir yandan Kıbrıs sorununun ve 74 savaşının iki toplum bireylerinde yarattığı travmayı işlerken öte yandan hayatın diğer yanlarıyla devam ettiğini de anlatıyor… İnsan ilişkilerini, aşkı, arzuları da Kıbrıs’taki sorunsala rağmen hayatımızın önemli bir parçası olarak devam ettiren olgular olarak işliyor…

Zaten Kitabın bir kahramanı diğerine; “Biliyor musun, hep savaşa yoğunlaşıyoruz, geçmişin en acı günlerine saplanıyoruz. Savaştan sonra da bir hayat var. Başka bir hayat var” derken ileriye bakmak gerektiğini anlatmaya çalışıyor.

Yine Kitaptaki kahramanlar kendi toplumlarının Kıbrıs sorunuyla ilgili duygularını, düşüncelerini ortaya koyarken, bazen da empati kurarak diğer toplumun kaygılarının da haklı, haksız yanlarını anlamaya, anlatmaya çalışırlar. Savaştan dolayı bırakılan, kaçılan, kaçırılan evlerde kalan anılar ‘salıncak’larda yaşamaya devam eder. Aynı salıncaklar gelecekle ilgili umutları da korur.

“Kıbrıs’ı anlatıyor, ne olacak! Alışıldık bir Kıbrıslı kitabı...” diyerek burun kıvıranlar varsa büyük yanılgı içinde olacaklardır. Çünkü hiç de alışıldık, ‘benzer’ bir kitap değil. Birkaç gün önce Cenk’le kitabını konuşuyorduk. Kitabın yayıncısı kitabın hazırlanma sürecinde sormuş; “Kitabını bekleyenler var mı?” diye… Cenk de “yok” demiş. Oysa ki beklenilmesi gereken bir kitapmış. Anlatımıyla, kurgusuyla, betimlemeleriyle…

“Hiçbir beyaz o kadar güzel görünmez gözünüze. O güzelim çiçekler, nar kızılına dönüşen bir gün batımını göğüslerine gizler. Doğayı ve insanı yeniden uyandıran bir tılsımları vardır” diyerek badem ağaçlarını betimleyen Cenk, gazetedeki günlük yazılarındaki kıvraklığı kitabında daha geniş anlamda kullanabilecek bir alan bulmuş kendine…

Ben teşekkür ediyorum Cenk’e… Hem bu güzel kitabı arşivimize kazandırdığı, hem de benim diyetimi sonlandırdığı için!..     

Bu yazı toplam 805 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar