1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. “Düşmanımız öteki taraf değildir, böyle düşünmemizi sağlayan farklı çevrelerdir…”
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518

“Düşmanımız öteki taraf değildir, böyle düşünmemizi sağlayan farklı çevrelerdir…”

A+A-

Ressam Nilgün Güney, HARAVGİ gazetesinin sorularını yanıtlayarak Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağını çizen babası İsmet Güney’in hayatını ve kendi düşüncelerini anlattı…

 

 

nn-068.jpg

Ressam Nilgün Güney, HARAVGİ gazetesinin sorularını yanıtlayarak Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağını çizen babası İsmet Güney’in hayatını ve kendi düşüncelerini anlattı, barış mesajı verdi. Nilgün Güney, “Düşmanımız öteki taraf değildir, böyle düşünmemizi sağlayan farkı çevrelerdir” diye konuştu.

Nilgün Güney’in 3 Ekim 2020 tarihli HARAVGİ gazetesinde yayımlanan röportajını biz de okurlarımız için derleyip özetle Türkçeleştirdik… Nilgün Güney, HARAVGİ’deki röportajında özetle şunları anlattı:

***  İsmet Vehit Güney 1923 yılında Leymosun’da dünyaya gelmişti. Bir sanatçı, bir ressamdı. İlk kişisel resim sergisini 1946 yılında Leymosun’daki British Institute’da (Britanya Enstitüsü) açmıştı. Bu tarih 1947 de olabilir, bu konuyu hala araştırmaktayım ki kesin tarihi bulabileyim. Yakın tarihimizde bir Kıbrıslıtürk ressamın açtığı ilk resim sergisiydi bu…

***  Kendisi çok insancıldı, hayvanları ve doğayı da çok severdi. Açık fikirliydi ve her zaman yeni şeyler öğrenmek isterdi. Çok okurdu. Kendi kendini yetiştirmiş bir ressamdı. Sanatla ilgili yeni şeyler öğrenmek üzere her zaman yeni yöntemler arardı…

***  İkinci Dünya Savaşı esnasında Britanya ordusunda Kıbrıs birliğindeyken Filistin’e gitmiş ve burada bir Britanya kolejinde sanat dersleri almıştı. Askerden çıktıktan sonra Türkiye’nin ünlü ressamı İbrahim Çallı’ya bir mektup yazarak, stüdyosunda öğrenci olmak istediğini bildirdi. Böylece ünlü ressam İbrahim Çallı onu İstanbul’a davet etti. İsmet Güney, Çallı’yla birlikte dört yıl boyunca çalıştı. Ve sonrasında da sanat, sanat tarihi ve bazı ünlü ressamların tekniklerini öğrenmeyi sürdürdü. Romantizm, Klasisizm ve Empresyonizm’den etkilenmiş fakat kendi tekniğini geliştirmişti. Türk Lisesi’nde resim öğretmeni oldu ve burada sanat, sanat tarihi ve fotoğrafçılık dersleri vermeye başladı.

***  Emekli olduktan sonra reklamcılık ve renk ayırımı işine girişti ki bunları da kendi başına öğrenmişti. Bir ilkokul öğretmeni olan Tomris Hanım’la evlendi… İki kızları oldu…

***  İsmet Güney’in her zaman evinde beslediği bir evcil hayvanı olmuştu, çoğunlukla köpeği vardı fakat kedileri de severdi… Kıbrıs’tan manzaralar çizmekteydi, natürmort ve çıplak resimleri çiziyordu. Tüm hayatı boyunca resim yaptı… 84 yaşında vefat ettiğinde, sehpasının üzerinde hala bir tuvali vardı…

***  Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağına gelecek olursak, bu yarışmayı kazanmış olduğu dönemi pek fazla hatırlamıyorum, kafamda bazı imajlar var ancak çok net olarak bunları hatırlamıyorum. Fakat şundan eminim ki mutlu olmuştu… Bu dönemden tek bir çizim var elimde. 1963 yılında iki toplumlu çatışmalar çıktığında, Lefkoşa’da Çağlayan bölgesindeki evimizden kaçmak zorunda kalmıştık ve iki sene boyunca evimize dönememiştik. İki sene sonra evimize döndüğümüz zaman herşeyin çalınmış ve kırılıp dökülmüş olduğunu görmüştük. O nedenle bu yarışmayla ilgili elimde materyal yok, tek bir çizim vardır…

***  Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağını çizmesiyle ilgili daha sonra verdiği röportajlarda bu yarışmayı kazanmaktan çok mutlu olduğunu söylemişti. Birisi çalışmalarını beğendiği zaman çok mutlu olurdu. Elbette çizmiş olduğu bir bayrağın bir ülke tarafından kullanılacak olması, onu daha da mutlu etmişti. Hatta Cumhurbaşkanı Makarios’un kendisini kutlamak üzere saraya davet ettiğinde nasıl şakalaştıklarını da anlatmaktaydı babam. Makarios bir şaka yaparak “Bu Kıbrıs haritasında bir şey eksiktir. İki noktacık koymalıydın. Bunlardan biri senin doğum yerin olan Leymosun, diğeri de benim doğum yerim olan Baf olmalıydı” demiş ve gülüşmüşlerdi.

***  Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağının dizayn ederken buna yüklemiş olduğu anlamları da aktarırdı: Beyaz zemin saflık ve dürüstlüğü simgeliyordu, Kıbrıs haritasının sarımsı turuncu rengi, bakırın renginden geliyordu – Kipros-Kıbrıs adı da bakırdan gelmekteydi… İki zeytin dalı ise toplumlarımız arasında barışı simgeliyordu…

***  Bayrağı dizayn ettikten sonra üç tane pul ve Kıbrıs banknotlarının bazılarını da dizayn etmişti… Ve devletin simgesini de o çizmişti.

***  Bu güzel adada bir ressam olarak yaşamak istiyordu… Tarlalara gidiyordu, köpeğini de alıp deniz kıyısına gidiyordu ve empresyonistler gibi resimler yapıyordu… Romantik dönemden etkilenmişti ve devasa ağaçların, çobanlar ve sürülerinin, denizdeki dalgaların, masadaki meyvaların resimlerini yapmayı da severdi… Kıbrıs’taki çatışmalardan mutlu değildi… Ancak hepimiz gibi onun da belli bir tarafı seçmesi gerekti…

*** Elbette ben de ressam olmayı seçerken, babamdan etkilenmiştim. Küçük bir çocukken o resim yaparken, onu izlerdim. Onun sanat kitaplarını karıştırmayı severdim… Stüdyosu evde bir odaydı ve bu stüdyonun kokusunu severdim… Stüdyoda bulunan farklı materyalleri severdim, fırçaları, boya tüplerini, her şeyi… Liseden mezun olduğumda sanattan başka herhangi bir şey okumayı düşünmüyordum. İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde öğrenim gördüm…

***  Babamın Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağını çizmiş olmasından her zaman gurur duydum. Bu bayrağın dizaynı insancıldır, barış düşüncesini ortaya koyar ve aynı zamanda Kıbrıs’ın doğasını, zeytin ağaçlarını, bakırını… Ne yazık ki Kıbrıs halkı birlikte bu bayrağı sadece üç yıl kullandılar. Genel olarak baktığımızda Kıbrıslıtürkler bu bayrağı bir Kıbrıslırum bayrağı olarak görürler ve bazı Kıbrıslırumlar da bu bayrağın bir Kıbrıslıtürk tarafından çizilmiş olmasından mutsuzdurlar… Ben bu bayrağı talihsiz bir bayrak olarak görüyorum. Fakat aynı zamanda o kadar güzel bir bayraktır ki…

***  Benim için Kıbrıs sorunu basit bir problemdir ancak aynı zamanda siyasi dünyada karmaşık bir problemdir. Bunun neden böyle olduğunu kendimize sormalıyız… Hala geçmişte olanlarla yüzleşemiyoruz. Gerçeği hala bilmiyoruz. Savaş suçlularını hala yargılamıyoruz… İnanıyorum ki milliyetçilik, ırkçılık ve dincilik insanlara iyi gelmiyor ve insan hayatına zarar veriyor. Eğer birisi beynini kullanırsa, düşünürse ve empati yaparsa, çözümlenmeyecek bir sorun yoktur. İnanıyorum ki kayıp gittik, kapitalist sistem, milliyetçilik ve dini inançlarla beyinlerimiz yıkanmıştır… Düşünmekten korkacak kadar aptalız veya düşündüğümüzü yüksek sesle söylemekten korkuyoruz, böylece Kıbrıs sorununa çözüm bulmak zorlaşmaktadır. Bizim düşmanımız öteki taraf değildir, böyle düşünmemizi sağlayan farklı çevrelerdir.

***  Önümüzdeki haftalarda yapılacak seçimlerde Kıbrıs halkının düşünceleri daha çok barış ve müzakere masasındadır ancak biliyoruz ki seçmenler arasında Kıbrıslılar çoğunlukta olmayabilirler ve ayrıca bazı Kıbrıslılar da başka türlü düşünmektedirler… Tüm bunlara karşın benim düşüncelerim daha pozitiftir. İnsanlar dıştan müdahaleleri görmeye başladılar…

***  Şu anda bir çözüm bulmak zordur ancak olumlu düşünecek olursam, Kıbrıs sorununa bir çözüm bulacak olursak, babamın dizaynı olan aynı bayrağın gelecekte çözüme kavuşmuş bir Kıbrıs’ta da kullanılmasını isterdim…

(HARAVGİ – 3 Ekim 2020 – Derleyip Türkçeleştiren: Sevgül Uludağ/YENİDÜZEN).

 


BASINDAN GÜNCEL…

 

“Koronavirüs, Kıbrıslıtürkler’le Kıbrıslırumlar’ı yeniden ayırdı…”

Lukianos Liritsas

Deutsche Welle yani Almanya’nın Sesi’nden Lukianos Liritsas, koronavirüsün bir kez daha Kıbrıslıtürkler’le Kıbrıslırumlar’ı ayırdığını belirten bir yazı kaleme aldı. 2 Ekim 2020 tarihinde yayımlanan bu yazıyı, okurlarımız için derleyip Türkçeleştirdik. Yazı özetle şöyle:

***  Almanya Berlin Duvarı’nın yıkılışını ve yeniden birleşmenin 30uncu yıldönümünü kutlamaya hazırlanırken, Kıbrıs’ın Türk ve Rum taraflarını ayıran “duvar” da bir kez daha geçmesi zor olan bir “duvar”a dönüşüyor.

***  Kıbrıs adasının iki kesimi arasında 17 yıllık görece serbest seyahat ardından koronavirüs pandemisini kontrol altına almaya yönelik önlemler, Kıbrıslıtürkler’le Kıbrıslırumlar arasında yüzyüze teması bir kez daha imkansız hale getiriyor.

***  Şimdiki durum 1974 ile 2003 yılları arasındaki dönemi hatırlatıyor – o yıllarda Kıbrıslılar’ın kendi bölünmüş adalarında öteki tarafa geçmelerine izin yoktu. 1974 yılında Türkiye adayı işgal ettikten sonra Kıbrıslırumlar güneye kaçmışlardı, Kıbrıslıtürkler de kuzeye gitmişlerdi. Adanın Rum kesimi Kıbrıs Cumhuriyeti olarak AB üyesi iken, Türk tarafındaki Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yalnızca Türkiye tarafından tanınıyor.

***  2003 yılında Kıbrıslıtürk lider Rauf Denktaş, hareket serbestisi üzerindeki yasakların bazılarını kaldırmıştı. Bunun Kıbrıs halkı için anlamı ise uzun bir yeniden yakınlaşma sürecinin başlangıcıydı – bunu, adanın yeniden birleştirilmesi için müzakerelerde inişli çıkışlı bir süreç izledi. Pek çok Kıbrıslı, ilk kez öteki toplumdan birisiyle tanışıyordu.

***  2003 yılında geçiş noktalarının açılmasından yalnızca iki ay sonra 32 yaşında bir Kıbrıslıtürk olan Serkan, 31 yaşında bir Kıbrıslırum olan Andri ile tanışmıştı. O güne kadar Andri için Kıbrıslıtürkler gerçekte yoktu… Kendi ifadesiyle “onların varlığı beynimde bir yerde saklanmıştı…”

***  Önce Serkan güneye gitmişti ancak Andri’nin deyişiyle tıpkı Sinderella gibi geceyarısından önce kuzeye dönmek zorundaydı çünkü o günlerde geçiş noktaları geceyarısından sabah saat 06.00’ya kadar kapanıyordu.

a1-116.jpg

***  Andri’ye gelince, o kuzeye geçmek istemiyordu… “Türk bayraklarını görmeye dayanamıyordum” diyor. Ancak nihayetinde Andri de “Yeşil Hat”tı geçerek erkek arkadaşıyla çeşitli yerleri ziyarete gitti – erkek arkadaşı artık onun eşidir şimdilerde. Andri “Ona haksızlık yaptığımı düşünüyordum, o gelip benim alanıma giriyordu, öyleyse ben de geçip onun alanına girmeliydim… Strese girmeden öteki tarafa geçmek üç yılımı almıştı” diyor.

***  Burak ile Hrissi ise liderlik konusunda bir üniversite programında 2014 yılında tanıştılar. “Programın iki toplumlu bir program olduğunu bilmiyordum” diye konuşuyor Hrissi. “Bilseydim, gitmeyecektim çünkü o zamanlar kafamda farklı bir düşünce vardı ve Kıbrıslıtürk toplumu da benim için belirsiz bir imaja sahipti” diyor Hrissi. “Kıbrıslıtürkler’in farklı olduklaırnı, oraya geçip de insanlarla tanışmanın güvenli olmadığını çünkü kültürlerini bilmediğimizi sanıyordum. Onun için mesafemi koruyordum” diye konuşuyor.

***  Öğrenci olarak milliyetçi bir görüşe sahip olmuş olan Burak Bekr Doluay ise “Güneye geçmeye başlayınca bu görüşüm değişmişti. Kıbrıslırumlar’ın da tıpkı bizim gibi olduğunu anlamıştım – davranışları ve alışkanlıkları bizimle aynıydı – işte o zaman barış için çalışmaya karar vermiştim…” diyor.

***  17 yıldan fazla bir süreyle görece olarak serbest geçişler ardından bu yılın Mart ayında herşey değişti – önce güneydeki yetkililer, sonra da kuzey kesimi insanların kuzey ile güney arasında geçişlerini sınırlayan önlemler aldılar.

***  Şimdi artık Hrissi ile evli olan ve Rum kesiminde yaşamakta olan Burak Berk Doluay, bu durumdan kaygı duyuyor… Hrissi ise “Korkarım ki geçiş noktalarını kapatarak inanların geçişlerini durdurmak için bir gerekçe olarak kullanılmıştır COVID-19” diyor…

a2-097.jpg

***  Burak Berk Doluay buna “COVID-19’u işbirliği için bir fırsat olarak kullanmak yerine kolay yolu seçtiler” diyor ve bunu “yeni bir ayrılık” olarak nitelendirerek kaygılanıyor… “Tüm iki toplumlu barış aktiviteleri durmuş vaziyettedir: insanlar geçiş yapamıyor, 20 yıl geriye gittik” diyor ve bunun büyük bir gerileme olduğuna işaret ediyor.

***  Eşiyle birlikte hayatlarını Yeşil Hat’tın her iki tarfında kurmuş olan Andri de aynı şeyleri hissediyor. Geçiş noktalarının kapatılmasıyla aile yaşamı kesintiye uğramış. Onu daha da endişelendiren şey ise insanların bu bölünmeye bir kez daha yavaş yavaş alışıyor olmaları…

***  Ancak bugün Kıbrıs’ın her iki tarafından çiftlerin karşı karşıya kaldığı bu zorluklar, ailelerinin 45 ve 55 sene önce yaşamış oldukları vahşetle kıyas kaldırmaz. Kıbrıs’ın bölünmüşlüğünün farklı yönleri her iki çiftin ailelerince yaşanmış… 1964 yılında iki toplumlu çatışmalar esnasında Kıbrıs’ın güneyindeki köyü yakılınca köyünden ayrılmak zorunda kalan babasının ve ailesinin yaşadıklarıyla ilgili olarak Burak Berk Doluay fazla konuşmak istemiyor, geçmişin üzerinde fazla durmak istemiyor.

***  Hrissi’nin annesi ise Aşşa’dan bir göçmen. 1974 yılının Ağustos ayında evinden kaçmak zorunda kalmış ve Kıbrıs’ın güneyinde üç sene boyunca bir çadırda yaşamak zorunda kalmış Hrissi’nin ninesi ve dayısıyla birlikte… Ailenin geri kalanı Aşşa katliamında öldürülmüş…

***  Aşşa’da 97 Kıbrıslırum sivil – ki bunlar arasında yaşlı insanlar ve çocuklar da varmış – öldürülmüşler… Aslında bu katliam eylemi, yakın köylerde Kıbrıslıtürk sivillerin öldürülmesinin intikamıymış.

***  Aşşa’nın kurbanlarının çoğunluğu kayıp olarak addedilmişler. Ancak yakın geçmişte Hrissi’nin ailesine iki toplumlu Kayıplar Komitesi tarafından ailesinin iki bireyinin kalıntılarının bulunduğu bildirilmiş ve DNA testlerinin sonuçları bekleniyormuş.

***  Andri’nin ailesi de Aşşa köyünden geliyor ve 1974 trajedisinde o da ailesinden iki kişi kaybetmiş – 14 yaşındaki bir yeğeni ile bir amcasını…

Serkan’ın babası da 1964 yılında iki toplumlu çatışmalar esnasında Baf’taki köyünü terketmek zorunda bırakılmış… Tüm bu yaşanmış acılara karşın hem Andri’nin, hem de Serkan’ın aileleri, ilişkilerine çok destek veriyorlar.

***  Gelecekle ilgili soru sorduğumuzda, çiftlerin hiçbiri de Kıbrıs sorununun çözümüne ve adanın yeniden birleştirilmesine ilişkin iyimserlik belirtmiyorlar. Serkan ve Andri, Kıbrıslırum tarafının da, Türkiye’nin de gerçekten bir çözüm bulmak istediklerine inanmıyor.

***  Burak ve Hrissi ise müzakere yöntemlerinin idare şekline bakılacak olursa, erken zamanda herhangi bir sonuç beklenmemelidir. Kıbrıs’taki şimdiki durumda eğer sorunlarla karşı karşıya kalmaya devam ederlerse buradan ayrılıp başka bir yerde birlikte bir hayat kurmaya hazır olduklarını belirtiyorlar.

(DEUTSCHE WELLE - Lukianos Liritsas’ın 2.10.2020 tarihli yazısını derleyip Türkçeleştiren: Sevgül Uludağ/YENİDÜZEN)

 

 

 

Bu yazı toplam 1352 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar