LEFKOŞA’DAN İSTANBUL’A... "Sahne Değişir, Ama Hikâye Aynı Kalır: İnsan"
Yaklaşık yarım asırdır Lefkoşa Belediye Tiyatrosu (LBT), toplumcu gerçekçi, ilerici, yurtsever, tiyatro politikasını sürdürürken doğal olarak yurdunun kültür-sanat, adalet, demokrasi ve barış sorunlarına ilişkin sancıları da yaşar... Ve bu yolda düşünce üretmeyi ve ortaya eylem koymayı görev bilir.
Ayrıca LBT yalnızca bölünmüş adanın kuzeyinde değil, güneyinde de tiyatro yapar ve tiyatroyla iki toplum arasında bir barış köprüsü kurmaya çalışır. LBT, yurt dışına gerçekleştirdiği onlarca turneyle de Kıbrıs Türk tiyatrosunun ve toplumunun sesini taşımaya çalışır. LBT bu doğrultuda şimdi bir kez daha İstanbul seyircisiyle buluşmaya hazırlanır.
Üstelik tek bir oyunla değil, üç oyunla;
“Aşk İçinde Mahpushane”,
“Bir İhtimal Kabare”,
“Yanlışlık”
Üç ayrı hikâye, üç ayrı tiyatro dünyası İstanbul’a gidiyor Lefkoşa’dan.
LBT İstanbul’a giderken aslında iki şehir arasında bir sahne kuruyor. Bu sahnenin bir tarafında Lefkoşa, diğer tarafında İstanbul var. Ortasında ise tiyatro... Tiyatronun sahnesinde ise, “İNSAN KALMAKTA DİRENMEK” şiarı.
Bu, sıradan bir turne değildir. LBT’nun üç oyunla gerçekleştireceği İstanbul yolculuğu Kıbrıs Türk tiyatrosu adına ayrıca anlamlı bir turnedir.
Çünkü sanatın farklı seslerini yüzyıllardır buluşturan, iki kıta arasında yalnızca coğrafi değil, kültürel bir köprü de kuran İstanbul, bu kez Lefkoşa’dan gelen LBT’nin üç oyunuyla buluşacak ve Lefkoşa’yı izleyecek.
İstanbul’un 112 yıllık köklü sanat kurumu İstanbul Şehir Tiyatroları’nın daveti üzerine İstanbul’a gidecek olan LBT, üç oyunuyla önemli bir buluşmaya daha imza atacak.
Üç oyun; “Aşk İçinde Mahpushane”, “Bir İhtimal Kabare” ve “Yanlışlık”...
Üç oyun da Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde seyirciye sunulacak. Ve 7 günde 7 temsil yapacak. Ayrıca Nazım Hikmet’in hayatını konu alan “Aşk İçinde Mahpushane” oyunu restore edilen ve yeniden hizmete açılacak olan tarihi Muammer Karaca Tiyatrosu’nun açılış programı kapsamında da sunulacak.
“AŞK İÇİNDE MAHPUSHANE”
(Nazım Hikmet’in Sevdası ve Kavgası)
Yaşar Ersoy’un oyunlaştırıp yönettiği "Aşk İçinde Mahpushane" oyunu büyük şair Nazım Hikmet’in hayatını konu alır. Mahpushane duvarları arasında büyüyen bir aşkın, sevdanın ve kavganın hikayesi, büyük usta Nazım Hikmet’in ölümsüz hayatı sadece bir tiyatro oyunu değil, aynı zamanda kültürel hafızamıza kazınacak olan bir direnişin, bir umudun, bir özgürlük ve adalet mücadelesinin sanatsal ifadesidir. “Aşk İçinde Mahpushane” oyunu aynı zamanda bir çağrının, bir yankının, bir karşılaşmanın, bir sorgulamanın, bir yüzleşmenin, bir direnişin ve bir minnettarlığın, bir vefanın sahnede vücut bulmuş hâlidir... Nazım Hikmet’in mahpushane yıllarından süzülen insanlık, sevda ve mücadele duygusu, izleyiciye unutulmaz bir tiyatro deneyimi sunar.
“BİR İHTİMAL KABARE”
Aliye Ummanel’in yazıp yönettiği “Bir İhtimal Kabare”, Lefkoşa’nın 1958-1963 yılları arasındaki tarihsel döneme hayali bir hikâye yerleştirir.
Oyunun fonunda, kentin bölünmeye ve dağılmaya başladığı yılların tarihsel olayları yer alır. Oyunun merkezine ise bir yere tutunma, bir arada kalma ve bütün farklılıklarıyla birlikte var olma çabası yerleştirilir.
Bir kabarenin çatısı altında buluşan karakterler, etnik farklılıklarına rağmen değil, tam da o farklılıklarıyla birlikte bir arada yaşamanın mümkün olduğu bir dünyanın ihtimalini arar. Lefkoşa’nın sokaklarında ve kabarenin sahnesinde bir arada kalmaya çalışan bu insanlar, tarihin kesinleşmiş anlatısına karşı başka ihtimallerin de mümkün olduğunu hatırlatır.
“YANLIŞLIK”
Albert Camus’nün yazdığı, Ayberk Erkay’ın Türkçeye çevirisini yaptığı “Yanlışlık” oyununu Nehir Demirel yönetti.
Oyunda, işlettiği otelde yalnız ve varlıklı müşterileri öldürerek paralarına el koyan bir anne ve kızının hikâyesi anlatılır. Yıllar önce terk ettiği ailesine, yeniden evin oğlu olma arzusuyla dönen erkek kardeşin gelişiyle dengeler altüst olur.
Herkes bulunduğu yere yabancı, herkes kendi hayatının içinde kayıp… İnsan, amaçlarıyla eylemleri arasındaki kısır döngüde giderek kendisine yabancılaşırken, bir zamanlar ulaşmak istediği arzunun yerini eylemin anlamsızlığı almaya başlar. “Yanlışlık”, insanın kendi seçimleriyle ördüğü karanlık döngüyü, yabancılaşmayı ve anlam arayışını çarpıcı bir biçimde sorgular.
LEFKOŞA’DAN İSTANBUL’A SANAT YOLCULUĞU...
Bir şehirden diğerine uzanan bir sanat yolculuğu…
İnsanların yanı sıra hikâyelerin, duyguların ve sahnenin buluşması…
İki şehri aynı sahnede buluşturan bu sanatsal yolculukta, tiyatronun evrensel dili bir kez daha; sevinebilenleri, değişebilenleri tiyatronun aydınlatan ışığında buluşturacak.
Lefkoşa’dan İstanbul’a giden, sadece bu üç oyunun oyuncuları, dekorları, kostümleri, aksesuarları, ses ve ışık malzemeleri ve diğer görevlileri ve metinler ve yorumlar olmayacak. Lefkoşa’dan bir sanat anlayışı, bir toplumun tiyatrosu ve yıllar içinde oluşturduğu birikim gidecek İstanbul’a.
Yaşadığımız acılı, zor ve sancılı günlerde, güven duygusunun yıprandığı, doğruların yerini yalanların, geçeğin yerini sahteliğin aldığı, her şeyin çoğu zaman kalleşçe cereyan ettiği bir coğrafyada LBT, bütün bu karanlığın karşısına “İnsan Kalmakta Direnmek” şiarını koyarak gidiyor İstanbul’a.
İşte bu nedenle tiyatro, kültür-sanat diplomasinin en etkili ve sahici biçimlerinden biri olabilir.
Bu küçümsenecek bir şey değildir. Yüzlerce politikacı nutuklarından daha değerlidir.
Üç oyun, üç ayrı hikâye;
“Aşk İçinde Mahpushane”, “Bir İhtimal Kabare” ve “Yanlışlık”
Üç oyun.
Üç farklı anlatım biçimi.
Üç ayrı sahne dünyası.
Ama ortak bir payda: İNSAN.
Tiyatronun yüzyıllardır değişmeyen meselesi de zaten bu değil mi?
İnsanı anlamak. İnsanı anlatmak. İnsan kalmakta direnmek!
İnsanın tarihsel ve toplumsal özünü, bu bağlamda, çelişkilerini, korkularını, tutkularını, yalnızlığını, trajedisini, mizahını ve hayatla kurduğu ilişkiyi sahneye taşımak…
Bu üç oyunla İstanbul seyircisinin karşısına çıkacak olmak, LBT açısından yalnızca repertuvarını tanıtmak anlamına gelmeyecek. Aynı zamanda Kıbrıs Türk tiyatrosunun farklı anlatı olanaklarını ve sahne anlayışını da görünür kılacak.
TİYATRO GÖRÜNÜR OLDUKÇA YAŞAR
Küçük ülkelerin, küçük toplumların kültür üretiminde karşılaştığı en büyük sorunlardan biri görünürlük meselesidir.
Bir kültür üretilir, yaşatılır, kuşaktan kuşağa aktarılır, ancak kendi coğrafyasının dışına çıkamadığında zamanla görünmezlik tehlikesiyle karşı karşıya kalır.
Bu nedenle her turne, her sergi, her konser, her kitap, her tiyatro oyunu bu açıdan önemlidir.
Çünkü kültür ve sanat üretilerek ve paylaşılarak yaşar ve çoğalır.
LBT’nin yurt dışı turnelerinin değeri tam da burada ortaya çıkar. Her yeni turne, Kıbrıs Türk tiyatrosu için yeni bir buluşma ve görünürlük alanı yaratır. Her seyirci, bu kültürün hikâyesine eklenen yeni bir tanık olur.
Tiyatronun güçlü bir geleneğe sahip olduğu, farklı dillerin, kültürlerin ve estetik anlayışların aynı şehirde buluştuğu bir kentte Kıbrıs Türk tiyatrosunun sahne alması, kültürel etkileşim açısından da son derece kıymetlidir.
Bu nedenle bir turneden daha fazlasıdır bu buluşma.
Bugün insanların en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri, birbirini dinlemek ve anlamaktır. Bu bakımdan tiyatro doğası gereği, insandan insana, canlı yapılan hem de yürek yüreğe, akıl akıla, canlı organizmaların buluşmasıyla gerçekleşen toplumsal ve kolektif bir sanat olması bu turnenin önemini daha da değerli kılmaktadır.
Perde açılacak.
Işıklar yanacak.
Oyuncular sahneye çıkacak.
İstanbul seyircisi Lefkoşa’yı izleyecek.
Ama o sahnede yalnızca üç oyun olmayacak.
Bu toplumun tiyatrosu ve yıllardır biriktirdiği yaratıcı emeği sahnede olacak.
LBT 46 yıldır, bu toplumun hafızasına, vicdanına ve “İnsan Kalmakta Direnme” ısrarının güçlü bir sesidir. Bazen güldürerek, bazen sarsarak, bazen de hepimizin sustuğu yerde her zaman konuşarak; “En Yüce Sanat Olan Yaşama Sanatına Hizmet” eden estetize edilmiş bir sestir.
Çünkü her şeyin hoyratlaştığı, değerlerin kolayca tüketildiği, “haysiyet ve şahsiyetin” yerlerde süründüğü, insanın giderek yalnızlaştığı bir zamanda tiyatro, bize çok basit ama çok güçlü bir şeyi yeniden hatırlatıyor: Ne yaşarsak yaşayalım, İNSANI kaybetmemeliyiz. LBT sahnesinden yükselen tiyatro sesi, işte bu nedenle yalnızca sanat değildir. Bir toplumun kendisini ifade etme, hafızasını koruma ve bütün zorluklara rağmen geleceğe kendi sesiyle bakma iradesidir.






