1. YAZARLAR

  2. Yaşar Ersoy

  3. Kültürel kalkınmanın santrali
Yaşar Ersoy

Yaşar Ersoy

Kültürel kalkınmanın santrali

A+A-

“Kültür ve folklor, sanatın biçimi ya da kendisi değil, mayasıdır.”

Değerli hocam Prof. Dr. Özdemir Nutku, birçok kitabında ısrarla şu ifadeyi kullanır; “Kültürel kalkınmanın enerji merkezi sanattır. Tiyatro da bu enerji merkezinin kısa yoldan etki sağlayan bir santralidir”

Işıklar yoldaşı olsun Özdemir Nutku Hocamın bu sözü, sanatın toplumların gelişimindeki belirleyici rolünü ve tiyatronun bu gelişimi gerçekleştirmedeki özel gücünü ve işlevini anlatan son derece anlamlı, aydınlatıcı bir sözüdür. Tiyatroyu, toplumsal ve kültürel kalkınmanın, aydınlanmanın pusulası olarak görür.

Kültürel kalkınmayı temel almayan, ekonomik kalkınmanın ve demokratikleşmenin de başarısızlığa uğradığını, dünyamıza baktığımızda çok açık bir şekilde görebiliriz. Yani kültürel kalkınmadan yoksun her alandaki kalkınma, gelişme ve demokratikleşme çabaları başarısızlıkla sonuçlanabilir.

Kalkınma yalnızca ekonomik veya teknolojik ilerleme değildir. Bir toplumun gerçekten gelişebilmesi için insanların düşünce ve ruh dünyasının zenginleşmesi, sorgulama ve eleştirme yeteneğinin gelişmesi, estetik duyarlılığının artması ve farklı insanları, farklı düşünceleri hoşgörüyle, çok sevdiğim bir deyişle; “Uhulet ve Suhuletle” anlayabilmesi, saygı göstermesi gerekir. Yani demokrasi kültürünün de gelişmesi lazımdır. İşte sanat, bütün bu süreçlerin enerji kaynaklarından biridir. Tiyatro da bu enerji merkezinin kısa yoldan etki sağlayan bir santralidir.

Dünyamıza tarihsel bir perspektiften baktığımızda, çağdaş kültür yaratan toplumlarla çağdaş kültür yaratamayan ya da yaratma gücünü kaybeden toplumlar arasındaki uçurumun giderek derinleştiğini görürüz. Çünkü kültür, yalnızca geçmişe, düne ait olan bir şey değildir. Kültür aynı zamanda bir toplumun düşünme, sorgulama, yaratma ve kendi geleceğini kendi düşüncesi-duygusu-iradesi ile kurma gücüdür. Bu güç o toplumun aklını, duygularını ve iradesini kullanabilmesinden gelir.

Çağdaş ve demokratik bir kültür yaratamayan toplumlar zamanla yalnızlaşır, diyalog kurma ve kendini ifade etme gücünü kaybeder. Kendi kültürel üretimi zayıfladıkça, başka toplumların kültürel değerleri ve yaşam biçimleriyle yaşamaya başlar. Bu durum ise, kültürel bağımlılığı ve kültür emperyalizmini getirir.

Yanlış anlaşılmasın dünyaya kapanmaktan bahsetmiyorum. Tam tersine başka kültürlerle ilişki kurulmalı, diyaloga girilmeli elbette. Hem de acilen! Ama bunu yaparken bir toplum kendi değerlerini ve üretkenliğini, yaratıcılığını koruyabilmeli ve geliştirebilmelidir. 

Genellikle bizimki gibi kapalı, üretimin hemen her alanından kopmuş toplumlar, derin bir toplumsal varoluş kaygısıyla yaşarlar... “Tükeniyoruz”, “yok oluyoruz”, “bizi biz yapan değerleri kaybediyoruz” korkusuyla… Böyle bir korkuya kapılan toplum, geleceği kurmaktan çok geçmişe tutunmaya başlar. Böylece bütün enerjisini elindekini korumaya harcar. Ne var ki yalnızca geçmişe sığınmak, sonunda geçmişi de koruyamaz hâle getirir böylesi toplumları.

Çünkü bir kültürü yaşatmak, onu bir fanusun içinde dondurmakla olmaz. Bir kültürü korumak ancak gelenekten geleceğe yürüyebilmek, geçmişin birikiminden yeni, çağdaş ve demokratik değerler üretebilmekten geçer. Üretemeyen toplum ise giderek kendi içine kapanır, tıkanır, şikâyet eder, sızlanır ve sonunda korumaya çalıştığı kültürel mirasla arasındaki canlı bağı da koparır. Geçmiş, ancak geleceğe açılan bir yol hâline getirilebildiği ölçüde yaşar.

GELENEKTEN GELECEĞE YÜRÜMEK...

Kültür, geçmişten geleceğe uzanan güçlü bir köprüdür. Bir toplumun gelenekleri, görenekleri, dili, sanatı ve yaşam biçimi, geçmişten günümüze taşınan önemli kültür değerleridir. Bu değerleri korumak ve gelecek nesillere aktarmak, toplumların kimliklerini kaybetmeden gelişebilmeleri açısından büyük önem taşır.     

Kültür, geçmişten geleceğe uzanan ve her kuşağın yeniden şekillendirdiği canlı bir mirastır. Geçmişte var olan kütür ve folklor değerlerini korumalıyız. Ancak gelenekten geleceğe yürümek, geçmişte var olan değerleri olduğu gibi tekrarlamak anlamına gelmez. Tam tersi geçmişte var olan değerleri çağın ihtiyaçları, düşünceleri ve estetik anlayışıyla yeniden yorumlayarak, yaratmak ve geleceğe taşımaktır. Bu nedenle gelenek ile çağdaşlaşma birbirinin karşıtı değil, birbirini besleyen iki önemli unsurdur.

Gelenek ve folklorik değerler, yeni kültür ve sanatın ortaya çıkmasında bir maya görevi görebilir. Nasıl ki maya, hamurun dönüşmesini sağlayan temel unsur ise kültürel gelenek ve folklorik miras da sanatçının ve toplumun yeni ve özgün eserler üretmesine kaynaklık edebilir. Burada dikkat edilmesi gereken, geleneği ve folklorik değerleri sürekli tekrarlamanın toplumsal gelişme ve çağdaşlaşmaya katkı sağlamayacağının farkında olmaktır. Esas olan geleneğin ve folklorik değerlerin özünü ele alarak yeni içerikler ve yeni biçimler yaratarak yeni değerler üretmektir.

Şunu belirteyim ki, tam 43 yıl önce, 25 Şubat 1983’de Halk Sanatları Derneği’nin düzenlediği “1. Halk Bilimi Panel”inde sunduğum bildiride, folklor ve geleneğin, sanat yapıtının kendisi olmadığını, ancak mayası olabileceğini geniş bir şekilde anlatmıştım. Sunulan tüm bildiriler 1986 yılında Turizm ve Kültür Bakanlığı Yayınları olarak yayımlanmıştı. Meraklısı bakıp okuyabilir.

Geleneksel ve folklorik değerlerin çağdaş tiyatroda, resimde, mimaride, müzikte, edebiyatta yeniden ele alınması ve yeniden yorumlanarak yaratılması, kültür sanatın geleceğe yürümesidir. Böylece gelenek ve folklor donmuş bir geçmiş olmaktan çıkar, yaşayan ve kendini yenileyen bir kültür-sanat kaynağına dönüşür. Bu anlayışla Lefkoşa Belediye Tiyatrosu oyunlar (Vatandaş, Oku Adam Ol, Kuzeyname, Doktor Civanım, Yavaş Gel Savaş gibi) üretip sahnelemiştir. Ayrıca sahnelediği birçok oyunu da bu anlayışla yorumlayıp seyirciye sunmuştur.

ENERJİ MERKEZİ VE SANTRAL...

Bu bağlamda sanat, edebiyat, tiyatro ve düşünce hayatının özgün bir şekilde gelişmesinin kaynağı yani mayası gelenek ve folklorik değerler tercih edilmelidir. Nazım Hikmet Ustanın vurguladığı gibi; “Dünü Bugüne, Bugünü Yarına” bağlamalıyız. Bu süreç içinde toplumun kültürel gelişmesinin enerji merkezi de sanat kabul edilir... Aynı zamanda demokratikleşmesinin de. “Tiyatro da bu enerji merkezinin kısa yoldan etki sağlayan bir santrali.”

Tiyatro, insanı yalnızca eğlendiren veya güzel duygular yaşatan bir alan değildir. Tiyatro aynı zamanda insanı düşündürür, yüzleştirir, sorgulatır, duyarlılığını artırır ve dünyaya farklı açılardan bakmasını ve dünyayı tanıyıp değiştirebilmesini sağlar. Bunu da akıldan akıla, yürekten yüreğe, göz göze, can cana, canlı dolaysız iletişim sağlayarak yapar.

Tiyatro toplumsal ve kolektif bir sanattır... İnsan insan yapılan bir iştir. Tiyatro, insanın daha önce fark etmediği bir gerçeği görmesine yardımcı olabilir. O nedenle antik çağdan beri tiyatro, halk eğitimi ile uğraşan “Bir Halk Okulu” olarak görülür. Bu okuldaki müfredat, insanın zihinsel ve ruhsal beslenmesini, moral değerlerinin yükseltilmesini amaç edinir. Bu amaçla seyirci, tiyatroda buluşur, paylaşır ve çoğalır.

Bütün bunlardan dolayı Özdemir Nutku Hocam, kültürel kalkınmanın “enerji merkezi”ni sanat olarak görür. Tiyatroyu da bu enerji merkezine kısa yoldan etki eden bir santral olarak tanımlar.

Tiyatronun “SANTRAL” olma gücü biraz da buradan kaynaklanır. Çünkü tiyatro toplumsal bir sanattır. Yoksulluk, adaletsizlik, savaş, ayrımcılık, aile ilişkileri, sevgi, yalnızlık, özgürlük veya insanın varoluş sorunlarını sahnede ete kemiğe büründürür ve seyircinin tüm bunları sorgulaması için gözü önüne bırakır... Seyirci, başkasının yaşadığı bir problemi yalnızca okumaz veya dinlemez, onu bir insanın davranışlarında, sesinde ve yüzünde görür. Böylece düşünce, duyguyla birleşir. Tiyatro aynı zamanda total (bütünsel) bir sanattır. Bütün sanatları kendi disiplinleri içerisinde yoğurur.

Bu nedenle tiyatro, birey ile toplum arasında güçlü bir köprü kurar. Böylece sahnedeki olay aslında seyircinin kendi hayatına, kendi toplumuna ve kendi insan ilişkilerine tutulmuş bir ayna görevi görür. Ayna olmakla da kalmaz hayattı ve dünyayı yeniden şekillendiren bir çekiş görevi de görür. Seyirci bazen sahnedeki karakterde kendisini, bazen ailesini, bazen yaşadığı toplumu görür. Böylece tiyatro, insanı kendisiyle ve toplumuyla yüzleştirir.

Nutku Hocamın, “KISA YOLDAN ETKİ SAĞLAYAN SANTRAL” vurgusu da tiyatronun tüm bu özellikleriyle önem kazanır.

Bu yazı toplam 801 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar