1. YAZARLAR

  2. Salih Sarpten

  3. Kim Kazandı? Kim Kaybetti?
Salih Sarpten

Salih Sarpten

Kim Kazandı? Kim Kaybetti?

A+A-

Geçtiğimiz hafta sonu kolej giriş sınav yapıldı. Sınav sonuçları açıklanır açıklanmaz da sosyal medya sınavda yüksek not alan öğrencilere yönelik övgüler, tebrikler ve reklamlarla dolup taştı…

Oysa doğru olan; bu sınavda yer alan her çocuğu, yutkunma zorluğu çekerek tebrik etmek ve aynı zamanda böyle bir yükün altında ezilmelerine neden olduğumuz için de özür dilemek olmalı…

Öncelikle şunu bilmenizi istiyorum; bu sınav ya da benzer özellikleri taşıyan kâğıt üzerindeki herhangi bir sınav, çocuğunuzun düzeyini, zekasını ya da başarısını göstermez. Hele son iki yıldır pandemi nedeniyle nitelik eğitim alamayan, okul ortamında arkadaşlarının, öğretmenlerinin gözlerinin içine bakıp yeni şeyler öğrenmek yerine, ekranlara bakıp bir şeyler ezberlemeye çalışan çocukların başarısını hiç göstermez.

Her ne kadar çocuğunuzu bütün benliğinizle seviyor olsanız da sınavda aldığı yüksek puandan dolayı onu saha çok seviyor olma ihtimaliniz sizi de üzüyor değil mi? Çünkü inanın bana onlar da çoğu zaman tam da böyle hissediyorlar. Yani sınavda yüksek puan aldıkları zaman onları daha çok sevdiğinizi, düşük puan aldıklarında ise onlara karşı duyduğunuz sevginin azaldığı duygusu yaşıyorlar. Ve bu yüzden de kişilikleri, psikolojileri, sosyal ilişkileri büyük yaralar alıyor.

Oysa başarı denen şey, bambaşka bir şeydir ve sınav notundan ibaret değildir… O nedenle de ne bu sınavı kazananı, kazanandır, ne de kaybedeni, kaybedendir…

Belki de bu sınav öncesinde, anne baba olarak bazı hatalar yaptınız. Örneğin;

  • Çocuğunuza sürekli “ders çalışması gerektiğini” söylediniz. Üstelik okullar kapalı iken…
  • Aralıksız olarak ona “bu sınavın ne kadar önemli” olduğunu hatırlattınız. Oysa hayatımızda en önemli şeyin salgın olduğunu yaşarken…
  • Hatta bu sınavda “iyi bir not almazsa hayatının mahvolacağını” dair mesajlar verdiniz. Belki de kendisi için değilse bile sizin için ders çalışmasını istediniz.
  • Dershaneler, özel dersler, testler, sorular, kitaplar derken çocuğunuzun, çocukça yaşaması gereken bir dönemde onu bir savaşa hazırlar gibi bu sınava hazırladınız… Üstelik tamamı uzaktan yani ekran karşısında…

Yani aslında sırf bu sınav uğruna, onu korumanız gereken şeyle daha çok muhatap olması için elinizden geleni yaptınız…

 Hiç kuşku yok ki; bu büyük hata sadece anne-babalara ait değildir. Politikacısı, yöneticisi, öğretmeni kısacası bu sistemi yaratan tüm toplum bireyleri olarak bu büyük kabahatte payımız var.

Ancak yine de bu işi düzeltecek olan sizlersiniz sevgili anne babalar;

Artık düne kadar yaptıklarınızdan farklı şeyler yapmanız gerektiğini bir düşünün! Çocuğunuzu iyi tanıyın ve sınavda aldığı nottan çok daha fazla önemli özellikleri olduğunu fark edin…

Dahası kaliteli yaşam için çocuklarınızı sadece bilişsel açıdan donanımlı hale getirmenin yeterli olmayacağını kavrayın. Çünkü bu durum çocuğunuzun sadece bilginin yükü altında ezilmelerine neden olacaktır. Bu nedenle onu özel dersten özel derse, o dershaneden bu deneme sınavına koşuşturup durmanın bir işe yaramadığını da fark edin…

Ve bir şey daha yapmanız gerekiyor: Ne olur bu köhnemiş düşünceye, çocuklarımızın psikolojilerini bozma pahasına bu sistemin sürüp gitmesine izin veren anlayışlara son verin. Artık, eğitimde reform nitelikli işler yapmaya niyetli olan yaklaşımların iş başı yapmasına destek verin… Aksi halde her geçen gün daha da keskinleşen çizgilerle, çocuklarımızı kazananlar ve kaybedenler diye ayırmaya devam edeceğiz…


Buraya Dikkat

Çocuğunuzu Gerçekten Tanıyor musunuz?

“Elbette tanıyorum, o benim çocuğum” dediğinizi duyar gibiyim. Yine de bir daha düşünmenizi öneririm. Çünkü eğitim bilimi literatüründeki araştırmalara göre; biz anne-babalar, çocuklarımızı tanıma konusunda objektif değiliz… Bunun asıl nedeni, anne-babaların çocuklarını olmaları istedikleri gibi görmeleri için güçlü bir güdüye sahip olmalarıdır. Doğal olarak tüm anne-babalar çocuklarının başarılı olmalarını, iyi bir eğitim almalarını ve sonuçta da refah bir hayat sürmelerini isterler. Bu durum çocuklarının mutluklarını ötelemelerini, yaşamlarını bugüne göre değil de geleceğe dair olmalarını doğursa bile… Kısaca biz anne-babalar çocuklarımızı “oldukları gibi değil”, gelecekte “olmalarını istediğimiz gibi” görmeye odaklıyız…


Anlayana- Gülmece

Farz Edelim

Bir fizikçi, bir kimyacı ve bir politikacı ıssız bir adaya düşmüş. Yiyecek bir şey yok. Lakin bir bakmışlar sahile vuran bir konserve kutusu içinde yaprak sarması.
Fizikçi hemen fikrini söyler:

- "Bir taşla vurup açalım, yeriz."

Kimyacı karşılık verir:

 - "Ateşe atalım hem sıcak bir şeyler yemiş oluruz hem de kutu açılır."

Politikacı lafa karışarak:

- "Farz edelim ki elimizde bir konserve açacağı var."

 

 

 

Bu yazı toplam 991 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar