Eralp Adanır

Eralp Adanır

Kıbrıs’ta Türkçe Ezan ve Nazım Hoca-18

A+A-

Kıbrıs’tan Türkiye basınına, Ulus gazetesi yazarı Falih Rıfkı Atay’a gönderilen mektupta yer alan ve Kıbrıs’a görevli olarak gelen Ortaokul-Lise öğretmenlerine “gericilik-irtica” anlamında eleştiri yapılmasının haksızlık olduğu konusu ele alınmaya devam ediyor. Konunun merkezinde Müftü Yakup Celâl Menzilcioğlu var iken, buradaki öğretmenleri de irticai düşüncedeymişçesine suçlanılmasına Hür Söz de tepki gösteriyordu.

“Hür Söz-05 Temmuz 1951-syf:1

Haksız İsnadlar

Gazetemizin geçen Cumartesi günkü nüshasında da kaydettiğimiz gibi, 24 Haziran tarihli Ulus gazetesinde, Kıbrıs Müftüsünün menfi telkinatından dolayı sukutu hayal izhar eden bir mektup intişar etmiştir. Mektup Kıbrıs’tan gönderilmiş ve Falih Rıfkı Atay’ın bir yazısıyle birlikte yayınlanmıştır.

Son zamanlarda, Yeni Kıbrıs Müftüsünün yapmış olduğu zaman ve zemine uymayan vazü nasihatların kötü tesirlerini belirtmesi bakımından mektupta esas itibarıyle gerçek bir ruh bulunabilir. Böyle olmakla beraber, esas mevzu dururken, bu mektup yazarının kalkıp da Türkiye’den gelen öğretmenleri alelitlak kötülemeye kalkışması samimiyetinin mahdut! Olduğuna delâlet etmektedir.

Mektubun yazarı, Türkiye’den adaya gönderilen öğretmenlerin de çarşaf, fes ve eski harflerin, kulüp binalarında propagandasını yaptıklarını kaydetmiş ve kutsal bir gaye uğruna memleketlerini terkeden idealist Ortaokul öğretmenlerinin topunu birden lekelemek istemiştir. Türkiyeli öğretmenlerin bu derece haksız bir şikâyete uğramaları ve çirkin bazı isnadlara (iftira-karalama) kurban gitmeleri doğru değildir. Çünkü, onların hepsinin de temiz hislerle meşbu (dolu) olarak, büyük bir imanla çalıştıklarına ve memleketimiz maarif ve kültürüne kıymetli hızmetlerde bulunduklarına inanıyoruz.

Falih Rıfkı Atay’a mektup gönderen meçhul şahıs gibi biz de bir takım kuruntulara kapılıp içlerinden bazılarının muteassıp olduklarını bir an için olsun iddiaya kalkışsak bile, Ortaokul Komisyonunun vazifesi nedir? Bizce bundan daha ziyade Komisyon sorumludur. Komisyon incelemelerde bulunsun ve eğer Türkiye’den gelen öğretmenler arasında, meslekine lâyık olmayan kimseler var ise, Milli Eğitim Bakanlığına bildirsin.

Şimdi ortada bahiz mevzuu olan bir tek veya bazı öğretmenler değildir. Ulus’ta intişar eden mektup, Türkiyeden gönderilen bütün Ortaokul ve Lise öğretmenlerini ittiham etmektedir. Vazife aşkıyle çalışan ve didinen öğretmenlerin şüphe ve zan altında tutulmalarına tahammülleri yoktur. Meselenin aydınlatılması ve iyi ile fenanın ayırtedilmesi başlıca temennimizdir.

Haksız isnatlarla Kıbrıs Lise ve Ortaokullarındaki öğretmenlerin kâffesini (tümünü) kötülemek, adalet presiplerine asla uymamaktadır. Ortaokul Komisyonunun bu mesele ile gereği gibi alâkalanacağını ve bulandırılan havayı tekrar berraklaştıracağından eminiz. 

Türkiye basını Kıbrıs Müftüsü konusunu işlemeye devam ediyordu. ZAFER gazetesi kurucu, genel yayın yönetmenlerinden ve  yazarlarından Mümtaz Faik Fenik de, Müftü Yakup Celâl Menzilcioğlu’nun adadaki Kıbrıslı Türklerin laiklik konusundaki inanç ve ilerlemelerine engel teşkil ettiğini ve görevden alınması gerektiği konsunda bir yazı kaleme alıyordu. Yazıyı Hür Söz gazetesi kendi sayfasından okura sunuyordu. Haberi ve yazıyı okumadan önce Fenik hakkında kısa bir bilgi verelim:

1905 yılında İstanbul’da doğan Fenik, İstanbul Hukuk Fakültesi ve Brüksel İktisat Fakültesi mezunudur. Zafer Gazetesi Kuruculuğu, Başyazarlığı ve Genel Yayın Yönetmenliği, İstanbul Gazeteciler Cemiyeti Kurucu Üyeliği, Çevirmelik, Yazarlık, TBMM IX. ve X. Dönem Ankara Milletvekilliği yapmıştır. Fenik 22 Temmuz 1974 tarihinde vefat etmiştir.   

“Hür Söz-08 Temmuz 1951-syf:1

Kıbrıstaki Müftülük

Bundan takriben bir buçuk ay evvel “Zafer” gazetesi başyazarı Sayın Mümtaz Faik Fenik’in Kıbrısı ziyaret ettiği ve cemaatımızın ileri gelenleri ile konuşup görüştükleri okurlarımızca malûmdur. Kıbrıs’ta bulunduğu kısa müddet zarfında, Müftüyü de ziyaret eden sayın Mümtaz Faik Fenik; bu din reisimizin inkılâplar aleyhindeki fasaliyetlerine bizzat şahit olmuştur.

Müftü izinli olarak Türkiye’ye gitmesi münasebetiyle kaleme aldığı bir başyazıda Mümtaz Faik Fenik ağabeyimiz, bütün Kıbrıs Türklüğünün hissiyatına tercüman olarak, artık bu müteassıp din reisinin adaya dönmemesini tavsiye etmiştir. Daha bir çok gerçekleri açıklayan ve salim hüküm veren bu kıymetli makaleyi aynen sütunlarımıza geçirirken, sayın Mümtaz Faik Fenik’e Kıbrıs Türkleri namına teşekkürü bir borç addederiz.

Mümtaz Faik Fenik

Kıbrıs Müftüsünün mezunen Türkiyeye geldiğini duyduk. Çok temenni ederiz ki, bu mezuniyet devam etsin, ve Kıbrıs’ta maalesef ayırıcı bir unsur olarak bulunan bu zat, artık Ada’ya dönmesin.

Bundan bir buçuk ay kadar evvel tü efendiden yapılan şikâyetleri her taraftan dinlemiş ve hayretler içinde kalmıştık. Yaşlı bir zat olan Müftü Hazretleri Kıbrıs’a varır varmaz, orasının başka bir devlet idaresinde bulunmasından faydalanarak, âdeta Türkiye’deki kanunları, Türkiye’deki inkılâpları tamamen unutur gibi davranmış, kara kaplı kitaplarla bir takım garip fetvalar vermeğe, şunu bunu tekfir etmeğe başlamıştır.

Kıbrıs’ta bulunduğumuz esnada bu şahsiyetleri dinledikten sonra işin mahiyetini bir defa daha kendisinden tahkik etmek üzere ziyaretine gittik. Müftü Efendi, bizi, duvarlarında “Hanedan-ı Osman” resimlerinin ve padişah fermanlarının asılı bulunduğu bir odada kabul etti. Masasında bir yığın kara kaplı kitaplar ve kenardaki dolaplarda eski harflerle yazılmış tabelâlar göze çarpıyordu.

Biz kendisine Kıbrıs adasındaki hakikî vazifesini hatırlatıp, bir ara bulma imkânları araştırmayı düşünüyorduk. Fakat konuştuktan ve hele odasının o halini gördükten sonra anladık ki, artık ne söylesek beyhudedir. Müftü efendinin Kıbrıs’ta yaşayan Türkler için hakikaten müfit bir unsur haline gelmesine imkân yoktur.

Gerçi o sıralarda Kıbrıs’ta eski ahkâmı şer’iye cari idi; fakat Kıbrıs’ın münevver Türkleri, memleketimizdeki inkılâpları tamamıyle benimsemişler, senelerce onun üzerinde yürümüşler ve böylelikle Türkiye ile tam bir kültür, anlayış ve medeniyet birliği vücuda getirmişlerdi. Müftü efendinin anlamadığı işte bu idi. Bizim kanaatimize göre, orada bulunan bir müftünün ilk vazifesi mevkiinin ehemmiyetini, büyüklüğünü göz önünde bulundurarak, adada yaşayan Türkler arasında birleştirici bir şekilde çalışmak, onlara âdeta bir baba şefkati göstermek, dertleriyle hem dert olmak, müşkilleri varsa, bunları da âdil bir şekilde hal yoluna koymaktı. Halbuki Müftü efendi, oraya gider gitmez, Türkiye’den geldiğini unutmuş ve Kıbrıs’ta yaşayan münevver İslâm Cemiyeti içinde ayırıcı bir şekilde çalışarak bir çok kimseleri birbiri aleyhine katmağa başlamıştı.

Biz bir müftünün politika ile meşgul olmasını asla aklımızdan geçiremeyiz; fakat Türkiye’den yabancı bir memlekete giden kimsenin orada Türkler’den başka türlü düşünüp, Cumhuriyet inkılâplarından evvelki zihniyetle hareket etmesini de asla kabul edemeyiz. Müftünün Kıbrıs’taki ilk vazifesi, mahalli kanunlar dairesinde ve Türk milletinin bu günkü yaşayış ve dünyayı anlayış şekline göre, hareket etmesidir. Halbuki, Müftü efendi, Sultan Reşat başta olmak üzere bir tarafa Hanedan-ı âli Osman’ın resimlerini öbür tarafa tuğraları asmış ve aklına geldiği gibi fetvalar çıkarmıştır.

Memnuniyetle söyliyelim ki, 28 Mayıs’tan itibaren Kıbrıs’taki Müslümanlar için Türk Medenî Kanununa muvazi bir kanun kabul edilmiştir. Bu kanunun hazırlanmasında Kıbrıs’taki münevver Türklerin, hâkimlerin büyük bir tesiri ve emeği vardır. Bunlar Kıbrıs Türkleri’nin tealisi için ellerinden gelen bütün gayretleri sarfetmektedirler. Bu itibarla hele bundan sonra Kıbrıs’ta kara kaplı kitaplara bakarak, fetva çıkaran bir müftüye değil, doğrudan doğruya, Kıbrıs Türklerinin dinî işleriyle meşgul olacak, daima etrafa hürmet telkin ederek onların başında bir baba gibi hareket edecek bir zata ihtiyaç vardır. Kıbrıs’ta yaşayan Türkler, böylece şimdiye kadar devam edegelen bir üzüntüden kurtulacaklar ve mesut olacaklardır.

Zaten ana vatandan uzakta bulunmak gibi bir gurbet acısı içinde bulunan ırkdaşlarımıza bu manevi rahat ve huzuru temin etmek vazifemizdir.

Biz bu satırları yazarken Kıbrıs’ta yaşayan ırkdaşlarımızın da hissiyatına tercüman olduğumuza kani bulunuyoruz.”

 

Bu yazı toplam 1323 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar