1. YAZARLAR

  2. Ödül Muhtaroğlu

  3. Kıbrıs sorununda doğmamış çocuğa don biçmek, kimseye fayda sağlamaz
Ödül Muhtaroğlu

Ödül Muhtaroğlu

Kıbrıs sorununda doğmamış çocuğa don biçmek, kimseye fayda sağlamaz

A+A-

Geçtiğimiz hafta Güney Kıbrıs’ta yayınlanan Politis gazetesindeki bir gazeteci tarafından bir yazı yazıldı ve yeni Kıbrıs planı diye bir iddia ortaya atılarak, bir taslak  gündeme getirildi. İddia edilen fikirler dizisi, Kıbrıs’ın hem güneyinde, hem de kuzeyinde tartışılmaya devam ediyor.

Resmi makamlar tarafından henüz doğrulanmamış ve olgunlaşmamış bir metin üzerinden kulislere yansıyan bilgiler, kamuoyunda yeni bir tartışmayı beraberinde getirdi. Birleşmiş Milletler ve her iki taraf da bu içerikleri doğrulamamıştır. Bu taslak metnin, oluşacak reaksiyonları görmek, ölçmek veya manipülasyon amaçlı sızdırıldığı iddiaları da var.

Ayrıca, basına sızdırılan bu taslağın içeriği ne kadar doğru bir temele dayandırılmıştır? Yoksa, ortalığı karıştırmak için mi kurgulanmıştır? Nitekim, Bizim tarafta, sanki de sızdırılan metin tamamen doğruymuş gibi, bazı kesimler tarafından, taslağı kınayan açıklamalar yapılmaya başladı. Hatta, bu taslak metin, önümüzdeki seçim sürecinde seçim malzemesi olarak da kullanılabilir.

Bütün bu gelişmeler, Kıbrıs Türk tarafının hassas olduğu, toprak ve garantiler konusunda ortaya iddialar atarak, Kıbrıs Türk tarafını tahrik edip, devam eden BM sürecini bozmasını ve dünyaya çözüm istemeyen tarafın Türk tarafı olduğunu göstermek isteyen güneydeki bazı merkezlerin amacı da olabilir.

Hatta, Rum tarafında  2028  yılında yapılacak Başkanlık seçimleri öncesinde, Rum lider, sonuç alınmasa da, görüşmelerin başlamasını, kendi toplumu içindeki pozisyonunu avantaja döndürme niyetinde olabilir. Ancak, Kıbrıs Türk liderliğinin, bu tür provakasyonlara gelmediğini görüyoruz.

Şu an için bunlar, ağırlıklı olarak basına sızan iddialar ve kulis bilgileri niteliğindedir. Ama, BM’nin bir belge hazırlığı içinde olduğu da, güvenilir kaynaklar tarafından ifade  edilmektedir. İddialara göre, üzerinde çalışıldığı öne sürülen fikirler dizisi, tarafların bugüne kadar savunduğu tezler arasında yeni bir denge kurmayı hedefliyor.

Basında yer alan iddialara göre taslak metnin öne çıkan bazı unsurları şunlardır: Neticede bunlar, resmi olarak teyit edilmemiş, onaylanmamış iddialardır.

-İki kurucu devletin bulunduğu, ortak merkezi yetkilerin sınırlı olduğu gevşek bir ortaklık modeli.

-Tarafların siyasi eşitliğinin vurgulanması.

-Merkezi hükümetin yalnızca dış politika, AB ilişkileri ve bazı ortak konularla ilgilenmesi; diğer yetkilerin büyük ölçüde kurucu devletlerde kalması.

-Yaklaşık 2–3 yıllık bir geçiş süreci öngörülmesi.

-Toprak düzenlemeleri kapsamında bazı Türk bölgelerinin Rum yönetimine bırakılmasının tartışılması.Bu durum, zaten Annan Planı ve Crans Montana’ da da gündeme gelmişti.

-Buna karşılık Kıbrıs Türk tarafının uluslararası statüsünü güçlendirecek adımların (doğrudan ticaret, doğrudan uçuşlar ve doğrudan temas gibi "3D" olarak anılan açılımlar) kademeli olarak uygulanmasının gündeme gelmesi.

-Güvenlik konusunda mevcut garanti sisteminin yerine uluslararası bir güvenlik mekanizmasının (haberlerde NATO benzeri bir formülün de tartışıldığı belirtiliyor) değerlendirilmesi.

Öte yandan, Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, basına sızan taslak metinle  ilgili sosyal medyasından yaptığı açıklamalarda, basındaki spekülasyonlara değil, resmî temaslara odaklanılması gerektiğini vurgulamaktadır. Çözüm iradesini koruduklarını, ancak sürecin iyi hazırlanması gerektiğini ifade etmektedir.

5 Artı 1 görüşme olacaksa, yalnızca görüşme yapılmasının yeterli olmadığını, somut sonuç üretilmesi gerektiğini söylemektedir.

Cumhurbaşkanı Erhürman, Dört maddelik müzakere metodolojisini yeniden gündeme getirerek, bunun Kıbrıs Türk tarafının temel yaklaşımı olduğunu belirtmektedir.

Bu çerçevede: siyasi eşitliğin güvence altına alınması, müzakerelerin belirli bir takvime bağlanması, geçmiş uzlaşıların korunması, başarısızlık halinde Kıbrıs Türk tarafının yeniden belirsizliğe sürüklenmemesi gerektiğini savunmaktadır.

Cumhurbaşkanı, İyi niyetle görüşmeye hazır olduklarını, ancak kamuoyu önünde plan tartışması yapmak yerine müzakere masasında çalışmayı tercih ettilerini ifade etmektedir. Açıklamalar, daha çok, müzakere yöntemi, çözüm iradesi ve BM sürecinin nasıl yürütülmesi gerektiği üzerine yoğunlaşmaktadır.

Geçmiş Kıbrıs planlarına baktığımız zaman, Kıbrıslı Türkler açısından, garantiler sistemi, minimum düzeyde insanları yerinden edecek toprak iadeleri, ekonomik izolasyonların sona ermesi, uluslararası temasların artması ve gençlerin geleceğe daha güvenle bakabilmesi en önemli beklentilerdir.

Kıbrıslı Rumlar ise güvenlik, toprak, mülkiyet ve Avrupa Birliği hukukunun tam uygulanması gibi konuları öncelikli görüyor. Bu farklı beklentiler arasında bir orta yol bulunmadan kalıcı bir çözüm üretmek zor görülüyor.

Unutulmamalıdır ki, Kıbrıs konusunun kalıcı çözüme ulaşması için, sadece Kıbrıs’taki taraflar değil, garantör ülkeler de uzlaşmalıdır.

Basına yansıyan haberlerin bir kısmı iyimser, bir kısmı ise kötümser yorumlar içeriyor. Kulis bilgileri ise her zaman gerçeğin tamamını yansıtmayabilir.Bu nedenle, kamuoyunun gerçek bilgiler üzerinden tartışmalar yapması daha doğru olur.

Masaya hangi plan gelirse gelsin, kalıcı barışın anahtarı güven inşa etmekten geçiyor.Geçmişte yapılan hatalardan ders çıkarmak gerekiyor.

Ortada resmi olarak açıklanmış bir çözüm planı olmamasına rağmen, iddiaların dahi bu kadar geniş yankı uyandırması, Kıbrıs meselesinin hala hem bölgesel, hem de uluslararası gündemin en önemli başlıklarından biri olduğunu bir kez daha gösteriyor.

Bu çerçevede, Cumhurbaşkanı Erhürman, konu ve süreçle ilgili olarak, siyasal partileri, sivil toplum örgütlerini ve basın mensuplarını, doğru zeminde bilgilendirmeye devam etmekte, halkın endişe etmemesini ve rahat olmasını ifade etmektedir.

Cumhurbaşkanı, gerek Rum lider, gerekse de BM yetkilileriyle yaptığı görüşmeler sonrasında, halkımızı bilgilendirmekte, kararlı ve tutarlı tutumunu sürdürmektedir. Ne umutsuzluk ne de aşırı umut vermektedir. Bu bağlamda, halkımızın büyük bölümünün Cumhurbaşkanına güveni tamdır. Netice itibarıyla, Kıbrıs Türk tarafının ve garantör ülke Türkiye’nin onay vermediği hiç bir konunun gerçekleşmeyeceği de açık ve nettir.

BM’nin esas misyonu, iki toplumlu, iki bölgeli ve siyasi eşitliğe dayanan, 2 kurucu devletin  oluşturacağı çözüm modeline gidecek ortamı hazırlayarak ve Garantörlerin de desteğini alarak, tüm tarafları bu çözüm modeline ikna etmek olmalıdır. BM’nin, mevcut statükodan rahatsızlık duyduğunu görmek istiyoruz.

Bu yazı toplam 412 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar